And they both raced to the door, and she tore his shirt from the back, and they found her husband at the door. She said, "What is the recompense of one who intended evil for your wife but that he be imprisoned or a painful punishment?"
Words in the verse and their Arabic grammar. Click a word to open the detail.
O konuda ikisi rekabet etti. (İkisinden kadın olanı) Onun (Yûsuf’un) görevine bir tedbirle son verdi. Aradıkları ülkenin (Mısır’ın) Seyyidini makamında buldular. (Kadın) “sadece acı veren bir işkence veya geçici olarak tutuklanması, senin (yönetim) ehline herhangi bir kötülük tasarlamış kişi için (henüz) bir ceza değildir.
O konuda ikisi rekabet etti. (İkisinden kadın olanı) Onun (Yûsuf’un) görevine bir tedbirle son verdi. Aradıkları ülkenin (Mısır’ın) Seyyidini makamında buldular. (Kadın) “sadece acı veren bir işkence veya geçici olarak tutuklanması, senin (yönetim) ehline herhangi bir kötülük tasarlamış kişi için (henüz) bir ceza değildir.
O konuda ikisi rekabet etti. (İkisinden kadın olanı) Onun (Yûsuf'un) görevine bir tedbirle son verdi. Aradıkları ülkenin (Mısır'ın) Seyyidini makamında buldular. (Kadın) "sadece acı veren bir işkence veya geçici olarak tutuklanması, senin (yönetim) ehline herhangi bir kötülük tasarlamış kişi için (henüz) bir ceza değildir.
O konuda ikisi rekabet etti. (İkisinden kadın olanı) Onun (Yûsuf'un) görevine bir tedbirle son verdi. Aradıkları ülkenin (Mısır'ın) Seyyidini makamında buldular. (Kadın) “sadece acı veren bir işkence veya geçici olarak tutuklanması, senin (yönetim) ehline herhangi bir kötülük tasarlamış kişi için (henüz) bir ceza değildir.
O konuda ikisi rekabet etti. (İkisinden kadın olanı) Onun (Yûsuf'un) görevine bir tedbirle son verdi. Aradıkları ülkenin (Mısır'ın) Seyyidini makamında buldular. (Kadın) 'Sadece acı veren bir işkence veya geçici olarak tutuklanması, senin (yönetim) ehline herhangi bir kötülük tasarlamış kişi için (henüz) bir ceza değildir.'
tüm meal ve tefsirler (yaygın meal)translation quoted/assessed by the authorHadım Edilen Nebî — Yusuf 1güven 0.95
İkisi de kapıya koştular. Kadın, Yûsuf’un gömleğini arkadan yırttı. Kapının yanında hanımın efendisine rastladılar. Kadın dedi ki: “Senin ailene kötülük yapmak isteyenin cezası, ancak zindana atılmak veya can yakıcı bir azaptır”
Diyanet İşleri Başkanlığı (DİB) mealitranslation quoted/assessed by the authorHadım Edilen Nebî — Yusuf 1güven 0.95
senin ehline kötülük düşünenin cezası zindana atılmak veya elim bir azap değil midir?
meal ve tefsirlerin geleneksel okumasıtranslation quoted/assessed by the authorHadım Edilen Nebî — Yusuf 2güven 0.90
senin ailene (karına) bir kötülük yapmak isteyenin cezası zindana atılmak veya elim bir azap değil midir
geleneksel/yaygın meal (ulemâ)translation quoted/assessed by the authorHadım Edilen Nebî — Yusuf 1güven 0.90
O konuda ikisi rekabet etti. (İkisinden kadın olanı) Onun (Yûsuf’un) görevine bir tedbirle son verdi. Aradıkları ülkenin (Mısır’ın) Seyyidini makamında buldular. (Kadın) “sadece acı veren bir işkence veya geçici olarak tutuklanması, senin (yönetim) ehline herhangi bir kötülük tasarlamış kişi için (henüz) bir ceza değildir.
“Kadde kamîsahu min dübür” gömleğin arkadan yırtılması değil “görevine arkadan/bir tedbirle son verilmesi” diye idarî bir işlem olarak okunmuştur.
(12/25) O konuda ikisi rekabet etti. (İkisinden kadın olanı) Onun (Yûsuf’un) görevine bir tedbirle son verdi. Aradıkları ülkenin (Mısır’ın) Seyyidini makamında buldular. (Kadın) “sadece acı veren bir işkence veya geçici olarak tutuklanması, senin (yönetim) ehline herhangi bir kötülük tasarlamış kişi için (henüz) bir ceza değildir.
O konuda ikisi rekabet etti. (İkisinden kadın olanı) Onun (Yûsuf’un) görevine bir tedbirle son verdi. Aradıkları ülkenin (Mısır’ın) Seyyidini makamında buldular. (Kadın) “sadece acı veren bir işkence veya geçici olarak tutuklanması, senin (yönetim) ehline herhangi bir kötülük tasarlamış kişi için (henüz) bir ceza değildir.
Müellifin daha önce kendi verdiği ve burada açıkça sahiplendiği (“25. ayete aşağıdaki meali vermiştik”) meâl. Kamîs = görev, min duburin = tedbir, seyyid = ülkenin en üst yöneticisi okumalarını içerir.
Hatırlanacağı üzere 23 ve 24. ayetlerde anlatılan olaylarla 25. ayette anlatılmaya başlanan olayların birbirinin devamı olmayan iki ayrı olay olduğunu, kadınların da farklı kadınlar olduğunu ortaya koymuş ve 25. ayete aşağıdaki meali vermiştik.
O konuda ikisi rekabet etti. (İkisinden kadın olanı) Onun (Yûsuf’un) görevine bir tedbirle son verdi. Aradıkları ülkenin (Mısır’ın) Seyyidini makamında buldular. (Kadın) “sadece acı veren bir işkence veya geçici olarak tutuklanması, senin (yönetim) ehline herhangi bir kötülük tasarlamış kişi için (henüz) bir ceza değildir.
O konuda ikisi rekabet etti. (İkisinden kadın olanı) Onun (Yûsuf'un) görevine bir tedbirle son verdi. Aradıkları ülkenin (Mısır'ın) Seyyidini makamında buldular. (Kadın) "sadece acı veren bir işkence veya geçici olarak tutuklanması, senin (yönetim) ehline herhangi bir kötülük tasarlamış kişi için (henüz) bir ceza değildir.
Bölüm sonu müellif meâli; kitabın yapı beyanındaki kalıbın birebir karşılığı ("daha isabetli olduğunu öngördüğümüz meal şu şekilde olmalıdır"). Âyetin tamamını (12/25) kapsar ve 41-43. bölümlerdeki tahlillerin (rekabet, tedbîr/komplo, aradığını bulmak, tasarlamak, geçici tutuklama, işkence) toplu neticesidir. Kaynak metindeki kapanış tırnağı eksiktir, aynen bırakıldı.
Bu açıklamalardan sonra ayete daha isabetli olduğunu öngördüğümüz meal şu şekilde olmalıdır. O konuda ikisi rekabet etti. (İkisinden kadın olanı) Onun (Yûsuf'un) görevine bir tedbirle son verdi. Aradıkları ülkenin (Mısır'ın) Seyyidini makamında buldular. (Kadın) "sadece acı veren bir işkence veya geçici olarak tutuklanması, senin (yönetim) ehline herhangi bir kötülük tasarlamış kişi için (henüz) bir ceza değildir.
senin (yönetimdeki) ehline herhangi bir kötülük tasarlayanın
Müellifin ibare için açıkça sahiplendiği karşılık ("doğru anlamının ... olması gerektiğini söylememizde herhangi bir sakınca olmamalıdır"). Sonuç: kadın suç isnat etmiyor, kötü niyet isnat ediyor.
Bu açıklamalardan sonra ayette geçen cümlenin doğru anlamının "senin (yönetimdeki) ehline herhangi bir kötülük tasarlayanın" olması gerektiğini söylememizde herhangi bir sakınca olmamalıdır. Şu halde kadın, Yusuf'a herhangi bir suç isnat etmemekte ama onun bir kötülük tasarladığını, ileride bu kötülüğü yapabileceğini yani kötü niyetli olduğunu söylemektedir.
Müellifin eleştirdiği yaygın karşılık. Ona göre ibarede "yapmak" anlamı verebilecek hiçbir kelime yoktur; bu ekleme, ifadenin "kötülük yapmaya kalkıştı ama yapamadı" biçiminde anlaşılmasına yol açmıştır.
Bu ibarede "yapmak" şeklinde anlam verebileceğimiz herhangi bir kelime yoktur. Fakat tek bir istisnası dahi olmadan tüm meal ve tefsirler bu ibareye "senin ehline bir kötülük yapmak isteyenin.." şeklinde anlam vermişlerdir.
Müellifin ikinci tespiti: âyetteki iki tesniye fiil, öznelerden birinin kadın diğerinin Yûsuf olduğunu göstermez; metinde bunu gösteren hiçbir delil yoktur.
Şunu belirtmekte fayda vardır; ayette tesniye (ikili) formda geçen iki fiil bulunmaktadır. Fakat bu iki fiilin tesniye formda gelmesi birinin kadın diğerinin Yusuf olduğu anlamına gelmemektedir. Ayette iki kişiden birinin Yusuf olduğuna dair herhangi bir delil bulunmamaktadır.
ikisi o makamda rekabet etti. (İkisinden kadın olanı) onun (Yusuf'un) görevini bir komployla (teddbir ile) iptal etti
Bölüm sonuna doğru, kelime tahlillerinin (kamîs = görev/rol, d-b-r = tedbîr/komplo, kaddet = boydan boya kesme) neticesi olarak müellifin açıkça sahiplendiği karşılık: "verilecek anlam daha isabetli olmalıdır". Kaynak metindeki "teddbir" yazımı aynen korunmuştur.
Kelimelerin anlamlarını verdikten sonra ayette geçen bu cümleye "ikisi o makamda rekabet etti. (İkisinden kadın olanı) onun (Yusuf'un) görevini bir komployla (teddbir ile) iptal etti" şeklinde verilecek anlam daha isabetli olmalıdır.
Müellifin tesniye (ikil) sîga tahlilinden çıkardığı sonuç: âyette kaçan ve kovalayan iki kişi değil, aynı hedef üzerinde rekabet eden iki kişi vardır.
Kelimenin bu anlamı ayette anlatılan olayın meal ve tefsirlerin ortaya koyduğu gibi olmadığını, söz konusu iki kişiden birinin kaçmadığını, diğerinin ise onu yakalamaya çalışmadığını göstermektedir. İki kişi vardır ve bunlar aynı şey üzerinde rekabet etmektedirler.
Bölüm sonunda, iki kelimenin (istebekā ve el-bâb) kök tahlilinin neticesi olarak verilen müellif karşılığı; "daha isabetli anlamı ... olmak durumundadır" ifadesiyle açıkça sahiplenilmiştir. Yalnız âyetin ilk ifadesini (vestebeka'l-bâb) kapsayan kısmî bir meâldir, âyetin tamamının meâli değildir.
Şu hâlde ifadenin daha isabetli anlamı, “o makamda rekabet ettiler” şeklinde olmak durumundadır. İfade de geçen الْبَاب kelimesin başında ال takısı olması rekabet edilen şeyin bilinen bir şey olmasını zorunlu kılmaktadır. Oysa ne bu ayette ne de sonraki ayetlerde kapı ile ilgili herhangi bir açıklama gelmiştir. İşte bu yüzden الْبَاب kelimesine “o makam” anlamının verilmesi daha uygun düşmektedir. Bu durumda الْبَاب وَاسْ تَبَقَا ifadesi “o makamda ikisi rekabet etti” anlamına gelmektedir.
Müellif "elfeyâ" kelimesine verilen "tesadüfen karşılaştılar" anlamını reddeder: kelime, ne aradığını bilerek yapılan arama sonunda aradığını bulmaktır. Buradan Yûsuf ile kadının kasten Seyyid'e ulaşmaya çalıştıkları sonucunu çıkarır.
Yine, ayette tüm meallerin ve tefsirlerin “karşılaştılar, rastladılar” şeklinde tesadüfen karşılaşma manası verdikleri أَلْفَيَا elfeta kelimesi, tesadüfen karşılaşma anlamında değil, ne aradığını bilerek yapılan arama sonucunda, aradığını bulma anlamındadır.
Müellif, âyetin ilk kelimesi "istebekā"ya verilen "koştular" anlamını reddeder; kelime "diğerinden önce hedefe varma" yani yarışma manasındadır.
Kaldı ki ayetin başında geçen ve genelde “koştular” manası verilen اسْ تَبَقَا istebeka kelimesinin birinin kaçması, diğerinin onu yakalamak için arkasından koşması manası bulunmamaktadır. Bu kelime; diğerinden önce hedefe varma anlamına gelen “yarışma” manasına gelmektedir. Yani bu kelimeden kast edilen mana Yusuf’un kadından kaçması, kadının da Yusuf’u yakalama gayesiyle arkasından koşması değildir.
İkisi de kapıya koştular. Kadın, Yûsuf’un gömleğini arkadan yırttı. Kapının yanında hanımın efendisine rastladılar. Kadın dedi ki: “Senin ailene kötülük yapmak isteyenin cezası, ancak zindana atılmak veya can yakıcı bir azaptır”
Bölüm başında, tahlilden önce verilen ve metinde açıkça "(DİB meali)" diye etiketlenen meâl. Müellif bu çeviriyi bütünüyle eleştirmek üzere aktarır.
İkisi de kapıya koştular. Kadın, Yûsuf’un gömleğini arkadan yırttı. Kapının yanında hanımın efendisine rastladılar. Kadın dedi ki: “Senin ailene kötülük yapmak isteyenin cezası, ancak zindana atılmak veya can yakıcı bir azaptır” (DİB meali)
O makamda ikisi rekabet etti. (İkisinden kadın olanı) Onun (Yusuf’un) görevine bir tedbirle son verdi
Müellifin 12/25 için açıkça sahiplendiği karşılık (“anlamı vermiştik”). Bu meâl, kadının Yusuf'un gömleğini yırtması değil görevine son vermesi okumasını taşır; bu bölümün cevapladığı “Yusuf'un görevi nedir?” sorusunun kaynağıdır.
Hatırlanacağı üzere 25. ayette geçen … bu cümleye “O makamda ikisi rekabet etti. (İkisinden kadın olanı) Onun (Yusuf’un) görevine bir tedbirle son verdi” anlamı vermiştik. Haliyle verdiğimiz bu anlam beraberinde “Yusuf’un son verilen görevi nedir?” sorusunu getirmişti.
senin ehline kötülük düşünenin cezası zindana atılmak veya elim bir azap değil midir?
Geleneksel kıssa özetinin 12/25 maddesi. Müellifin kendi 12/25 okuması bundan esaslı biçimde farklıdır (konuşan soruşturma yapan kadın, cümle bir ceza talebi değil tutuklamanın henüz ceza sayılmayacağı yolunda hukukî bir tespittir).
Zina davetini reddettiği için, kaçmaya çalışan Yusuf’un ardından koşarak, arkadan gömleğini yırtan, kapıda karşılaştıkları kocasına “senin ehline kötülük düşünenin cezası zindana atılmak veya elim bir azap değil midir?” (Yusuf 25) diyerek kendisi Yusuf’a saldırdığı halde, Yusuf’un kendisine saldırdığını söyleyerek iftira atan da yine Aziz’in karısıdır.
12/25'teki en yuscene fiilinin çatı tahlili: muzâri ve meçhuldür, yani Yûsuf'un kendi girmesini değil başkalarının onu sokmasını anlatır. Müellif bunu 36. âyetteki malûm fiille karşıtlık kurmak için kullanır. Tam meâl verilmemiş, yalnız kelime karşılığı ('tutuklanması') verilmiştir.
25.ayette kelime … enyuscen “tutuklanması” şeklinde muzari ve meçhul bir fiil olarak gelmiştir. Bu onun kendisinin zindana girmesini değil, başkalarının onu zindana sokması demektir.
12/25'in ikinci ele alınışı: âyette geçen iki seçenek (azâb elîm / sicn) müellife göre ceza değil, iki ayrı soruşturma yöntemidir; kıssada gözaltı yöntemi benimsenmiştir.
Yusuf için önerilen bu iki yöntem de; bilgi edinmek, suç varsa tespitini yapmak için soruşturma yöntemidir. İşkence yöntemi, elde edilmesi gereken bilgileri bizatihi zanlıdan almayı hedeflerken, tutuklanıp gözaltına alınma yöntemi ise suçun tespiti için zanlı ile beraber başka kaynakların da devreye sokulmasını hedeflemektedir. Olayların akışından işkence yönteminin benimsenmediğini ama gözaltına alınma yönteminin geçerli olduğunu anlamaktayız.
Müellifin 12/25 okuması: âyette Yûsuf'a yöneltilen isnat 'kraliyet ailesine bir kötülük tasarlamak'tır ve bu isnat tutuklanma sürecini başlatır.
başka birine evlat olmaktansa 25. ayette kendisine isnat edilen kraliyet ailesine bir kötülük tasarlamak suçundan zindana girmeyi tercih ettiğini belirtmişti.
Müellifin 12/25 okuması: âyet bir cinsel taciz sahnesi değil, Yûsuf hakkındaki 'kraliyet ehline kötülük tasarlamak' isnadını ve bunun gerektirdiği tutuklama/işkence sürecini içerir.
Bu isnatlardan biri “kraliyet ehline bir kötülük tasarlamak” şeklindedir. Bu isnat 25. ayette de belirtildiği gibi tutuklanmak ya da işkence edilmek gibi bir süreci gerektirmektedir.
Müellifin kurgusu: Yûsuf 12/25'teki 'kraliyet ehline kötülük tasarladı' isnadından temizlenememiştir; şehirli kadınların iftirası Aziz kadının şahitliğini gölgeleyince bu isnat yeniden geçerli hâle gelmiş ve tutuklanma tehlikesi doğmuştur.
Yusuf’un, iftira da olsa zindana atılmasını gerektirecek bir tek olay vardır. O da 25. ayetteki kadının “senin ehline bir kötülük tasarladı” (Yusuf 25) şeklindeki isnattır.
Müellifin kendi yeniden inşası: gömlek yırtılması ve cinsel saldırı sahnesi yerine, Yûsuf'un kraliyet ehline kötülük tasarladığı şüphesiyle yürütülen resmî bir soruşturma ve görevden alma söz konusudur.
25. Ayet: Yusuf kraliyet sarayında Aziz kadının danışmanı olarak görev yapmaktadır. Fakat biri kadın diğeri erkek olan bir soruşturma komisyonu tarafından hakkında soruşturma yapılmış ve komisyondaki bir kadın tarafından görevine son verilmiştir. Bunun nedeni Yusuf’un kraliyet ehline karşı bir kötülük tasarlamış olduğu şüphesidir. Kadın bu şüphenin gerçek olup olmadığının anlaşılması için Yusuf’un geçici olarak tutuklanmasını veya işkence edilerek itiraf ettirilmesinin sağlanmasını ülkenin kralından istemiştir.
Geleneksel anlatımın özeti; müellifin reddettiği kurgu.
25. ayet; Kadından kaçmak için kapıya koşar, onu durdurmak isteyen kadın da arkasından koşar ve Yusuf’un gömleğini arkadan yırtar. Tam bu arada kapının önünde kadının kocası olan Aziz ile karşılaşırlar ve kadın “bana o saldırdı” diyerek önce davranır ve Yusuf’a iftira atar.
Müellifin 12/25 yorumu: sahne bir cinsel taciz sahnesi değil, yabancı bir danışman hakkında yürütülen bir güvenlik soruşturmasıdır; suçlama hayalîdir ve amacı Aziz kadını korumaktır.
Nihayetinde birinin kadın olduğu iki soruşturmacı Yusuf hakkında iki farklı konuma sürüklenmiş ve ikisinden kadın olanı, belki de Yusuf'un iç dünyasında kraliyet ailesine karşı bir kötülük tasarısı içinde olup olmadığını anlamak için hayali bir suçlama getirmiş ve Yusuf'un görevine son vermiştir. Bu kadın böyle yapmakla kendisini değil Yusuf'un danışmanlık yaptığı Aziz kadını korumak istemiştir.
Âyetin ikinci ele alınışı: kadın Yusuf’un görevini tedbiren iptal etmiştir. Bu, “iptal edilen görev neydi?” sorusunu doğurur; müellif cevabı 30. âyete bırakır.
25. ayette bahsi geçen kadının tedbiren Yusuf’un görevini iptal ettiğini belirtmiştik. Bu açıklamamız doğal olarak; Yusuf’un iptal edilen görevinin nedir? sorusunu beraberinde getirecektir.
(Kadın) “sadece acı veren bir işkence veya geçici olarak tutuklanmak, senin ehline kötülük tasarlamış kişi için bir ceza değildir.
Müellifin daha önce (44. bölümde) verip sahiplendiği meâlin bu bölümde kısaltılarak tekrarı. Kamîs=görev, ehl=yönetim ehli okumalarını taşıyan, müellife özgü bir karşılıktır; yaygın meâllerle örtüşmez. Buradaki işlevi, şahidin neye tanıklık ettiğini tespit etmektir.
25. ayette Yusuf’un görevini iptal eden kadının isnadı şu idi. (…) (Kadın) “sadece acı veren bir işkence veya geçici olarak tutuklanmak, senin ehline kötülük tasarlamış kişi için bir ceza değildir.
Âyetin üçüncü ele alınışı: min duburin “gömleğin arkası” değil “bir komplo, bir tedbir” demektir. Müellifin daha önce sahiplendiği karşılığa atıf.
Daha önce (…) min duburin kelimesi üzerinde durmuş, bunun gömleğin arkası manasına gelemeyeceğini belirtmiş ve kelimeye “bir komplo, bir tedbir” manası vermiştik.
Âyetin ikinci ele alınışı: kadının talebi ceza değil soruşturma talebidir; kadın Yusuf’un kraliyet ailesine karşı kötülük tasarladığından şüphelenmektedir.
Kadının Yusuf’un geçici bir süre tutuklanmasını veya bir işkenceden geçirilmesini istemesinin tek bir sebebi vardır. Bu sadece, itham ettiği kötülük tasarlamanın doğru olup olmadığının anlaşılması içindir. Tutuklamak ve işkenceden geçirmek itham edilen suçla ilgili başvurulan soruşturma yöntemleridir.
senin ailene (karına) bir kötülük yapmak isteyenin cezası zindana atılmak veya elim bir azap değil midir
Ulemânın 12/25 okuması: seyyid kadının kocasıdır ve söz, Yusuf’un tecavüze kalkıştığı isnadıdır. Müellif bu okumayı reddeder; bu meâl ona ait değildir.
Onlara göre hemen bir ayet önce kadının seyyide -ki ulemamıza göre bu kişi kadının kocasıdır- hitaben yaptığı “senin ailene (karına) bir kötülük yapmak isteyenin cezası zindana atılmak veya elim bir azap değil midir” şeklindeki konuşma, açık bir şekilde Yusuf’un kendisine tecavüz etmeye kalkıştığı anlamı taşımaktadır.
Müellifin tahlil sonucu kendi tercihi: âyetteki "ve elfeyâ" fiili tesadüfî karşılaşma değil, aradığını bulma anlamındadır. Bir kelimeye dair karşılık olduğu için meal_metni alanı boş bırakıldı.
Bu açıklamalardan sonra ayette geçen veelfeya kelimesinin manasının tesadüfen karşılaşmak değil, aradığını bulmak olduğunu söylememizde bir sakınca olmamalıdır.
Müellif, âyetin ilk fiilinin (vestebekā) "yarışma, rekabet etme" anlamında olduğunu; buna yanlış mana verilmesinin âyetin geri kalanındaki kelimelerin de zorlanmasına yol açtığını söyler.
Ayetin en başındaki "yarışma, rekabet etme" anlamına gelen fiile hiç olmayan manalar veren meallerimiz elbette ki devamında gelen kelimeleri de bu manalara göre düzenlemiş ve o kelimelere de hiç olmayan manalar yüklemişlerdir.
Müellifin eleştirdiği yaygın karşılık. Ona göre "rastladılar" tesadüfî bir karşılaşmayı gösterir; oysa kelime aradığını bulmayı ifade eder.
Ayetin devamında yine tesniye (ikili) olarak gelen ve elfeya fiili tek bir istisnası dahi olmadan tüm mealler tarafından "rastladılar" şeklinde tesadüfi bir karşılaşmayı gösterir şekilde çevrilmiştir.
ikisi kapıya koştular, kadın Yusuf'un gömleğini arkadan yırttı
Bölümün kapanışında ikinci kez, bu sefer tam cümle hâlinde aktarılan yaygın meâl. Müellif bunun hiçbir aslî dayanağı olmadığını söyleyerek reddeder; konumu bölüm sonuna yakın olsa da bu bir alıntıdır, müellifin kendi karşılığı değildir.
Meal ve tefsirlerin bu cümleye "ikisi kapıya koştular, kadın Yusuf'un gömleğini arkadan yırttı" manası vermelerinin hiçbir asli dayanağı yoktur.
Dördüncü itiraz: "kaddet" fiili kısmî yırtmayı değil, boydan boya keserek dilimlemeyi ifade eder; dolayısıyla "gömleği arkadan yırttı" karşılığı kelimenin delâletine aykırıdır.
Son olarak ayette geçen ve kaddet kelimesi bir şeyi ucundan, kıyısından, köşesinden yani kısmî olarak yırtmak anlamında değil, bir şeyi uzunlamasına boydan boya keserek dilimlemek manasınadır.
İkinci ve üçüncü gramer itirazı: "min" + tenvinli kelime birlikteliği Kur'an'ın 449 örneğinde "herhangi bir" manası verir; ayrıca "dubur" sırtın tamamını değil belden aşağı kısmı ifade eder.
İkinci olarak kelimenin başındaki min harfi cer'i Kur'an'da 3223 defa geçmektedir. Bunlardan 449 tanesi sonu tenvinle biten kelimelerin başında geçmiştir ve hepsinde de harfi cer'in kelimeye kattığı mana "herhangi bir" şeklindedir. Bu yüzden (min duburin) kelimesi "arka" manasında değil "herhangi bir arka" manasına gelmektedir. Üstelik bu kelimeye illa da arka manası verilecekse, kelimenin bir kişinin tüm sırtını değil belden aşağı kısmını ifade etmesi gerekirdi.
Müellifin âyetteki "min duburin" ibaresine dair birinci gramer itirazı: kelime tenvinli, yani nekredir; öncesindeki "kamîsahu" ise marifedir. Gömleğin arkası kastedilseydi ibare "min duburihâ" olmalıydı.
Mesela; ayette geçen ve tüm meal ve tefsirler tarafından "arkasından" şeklinde çevrilen kelimesine baktığımızda kelimenin sonunun tenvin ile bittiği görülecektir. Arapça da bir kelimenin sonunun tenvinli gelmesi en başta o kelimeyi nekira yapmaktadır. Fakat hemen öncesinde gelen kamisahu "onun gömleği" kelimesi marife bir kelimedir. Eğer kast edilen gömleğin arkası olmuş olsaydı, gömlek marife bir kelime olduğu için min duburin şeklinde değil min duburihe şeklinde gelmesi gerekirdi.
(Yûsuf kurtulmak, kadın da onu yakalamak için) ikisi de kapıya kadar koştular
Müellifin eleştirdiği iki "istisna" meâlden ikincisi; dipnot 759'da kaynağı "A. Fikri Yavuz meali" olarak verilmiştir.
Bahsettiğimiz iki istisnadan biri758 aynı fiili “(Kaçmak isteyen Yusuf önde olduğu halde) ikisi de kapıya doğru koştular” diğeri ise759 (Yûsuf kurtulmak, kadın da onu yakalamak için) ikisi de kapıya kadar koştular” şeklinde çevirmişlerdir.
(Kaçmak isteyen Yusuf önde olduğu halde) ikisi de kapıya doğru koştular
Müellifin eleştirdiği iki "istisna" meâlden birincisi; dipnot 758'de kaynağı "Cemal Külünkoğlu meali" olarak verilmiştir. Müellife göre parantez içi ekleme, âyette bulunmayan bir kurguyu metne yerleştirmektedir.
Bahsettiğimiz iki istisnadan biri758 aynı fiili “(Kaçmak isteyen Yusuf önde olduğu halde) ikisi de kapıya doğru koştular” diğeri ise759 (Yûsuf kurtulmak, kadın da onu yakalamak için) ikisi de kapıya kadar koştular” şeklinde çevirmişlerdir.
Müellifin eleştirdiği yaygın karşılık; bir önceki bölümün başında verilen DİB meâline atıfla anılıyor. Müellife göre "istebekā"nın "koşmak" değil "rekabet etmek" anlamı vardır.
Ayetin ilk kelimesi olan اسْ تَبَقَا fiili müracaat ettiğimiz tüm meallerde iki istisna dışında tıpkı yukarıdaki DİB mealinde olduğu gibi “ikisi de koştu” şeklinde anlamlandırılmıştır.
Müellife göre 12/25, kıssada ilk defa bir kişinin tanıtıcı bir unvanla (Seyyid) anıldığı âyettir; 4. âyetten buraya kadar hiç kimse unvan, lakap veya makamla nitelenmemiştir.
İlk defa bu ayette bir kişi َسَيِّد “Seyyid” şeklinde tanıtıcı bir ünvanla kıssaya dahil edilmiştir.
Bölüm sonuna doğru, sarf-nahiv tahlilinin (muttasıl zamir + izâfet terkîbi + marifelik) sonucu olarak müellifin "seyyidehâ" için verdiği karşılık. Kelime "kadının kocası" değil, "o ülkenin en üst düzey yöneticisi", yani kraldır.
Bu durumda سَيِّدَهَا seyyideha kelimesinin anlamı “o yerin (Mısır’ın) seyyidi” olmak durumundadır. Kıssanın ilerleyen bölümlerinde bu kişi melik olarak nitelenecektir.
Müellife göre bu âyette önceki âyetlerdeki gibi birçok kilitli kapı değil tek bir kapı vardır; ayrıca "el-bâb" olarak gelen bu şeyin bilinen anlamda kapı olduğu bile belli değildir (kilidinin veya kapının açıldığına dair ibare yoktur).
Fakat bu ayette birçok kapıdan değil bir tek kapıdan bahsedilmekte ve bu kapının da kilitli olmadığı anlaşılmaktadır. Bunun yanında Yusuf’un kaçmasının, kadının kovalamasının hiçbir gerekçesi de yoktur.
12/25'in ikinci ele alınışı: müellife göre Yûsuf hakkındaki şüphenin kaynağı, onun Mısır'a gelmeden önceki bilinmeyen geçmişidir; evlatlık önerisi de bu şüpheyi kapatmaya yöneliktir.
Bu önerme aynı zamanda Yusuf’un 25.ayette neden “senin ehline bir kötülük tasarlamış biri” şeklinde nitelendiğini, hakkındaki bu şüphenin hangi sebepten dolayı oluşmuş olduğunu da göstermektedir. Bu şüphe Yusuf’un Mısır’da satın alınıp özgürleştirilmeden önce yaşadığı şeylerle alakalı oluşmuştur.
O konuda ikisi rekabet etti. (İkisinden kadın olanı) Onun (Yûsuf'un) görevine bir tedbirle son verdi. Aradıkları ülkenin (Mısır'ın) Seyyidini makamında buldular. (Kadın) “sadece acı veren bir işkence veya geçici olarak tutuklanması, senin (yönetim) ehline herhangi bir kötülük tasarlamış kişi için (henüz) bir ceza değildir.
Müellifin kendi meâli: gömleğin arkadan yırtılması yerine 'görevine tedbirle son verilmesi', 'seyyidehâ' yerine 'ülkenin Seyyid'i' okunmuştur. Müellife göre 23-30 arası olayların başlangıcı bu âyettir.
İşte bu soru 23 - 30 arasındaki ayetleri yeniden gözden geçirmemizi gerekli kılmaktadır. 23 ila 30. ayetler arasında anlatılan olayların başlangıcı 25. ayettir. Çünkü tüm olaylara o ayette anlatılanlar sebep olmuştur.
Geleneksel senaryonun 12/25 halkası. Müellife göre bu anlatım tesadüf üstüne tesadüf gerektiren tuhaf bir kurgudur.
Kadının isteğini reddederek kadın tarafından kilitlendiğini gördüğü kapıya doğru koşmuştur. Yusuf’u yakalamak isteyen kadın gömleğini arkadan yırtmıştır. Nasıl ve kim tarafından olduğunu bilemesek de kapı açılmış ve tesadüfen kapının yanında kadının kocası ile karşılaşılmıştır.
Bölüm başında, tahlilden önce aktarılan ve müellifin eleştirdiği yaygın meâl. Müellife göre bu anlam metinden değil geleneksel şablondan gelmekte ve zorla Kur'an'a kabul ettirilmektedir.
Bu şablon Kur'an meallerine de sirayet etmiş ve ayette geçen (ve kaddet kamisahu min duburi) bu cümleye "kadın Yusuf'un gömleğini arkadan yırttı" manası verilmiştir. Kur'an'ın Arapça metninin bu anlama gelip gelmeyeceğine bakılmamış tabiri caizse bu anlam zorla Kur'an'a kabul ettirilmiştir.
Bölüm sonuna doğru, ehl kelimesinin Kur'an içi kullanımlarının tahlilinin sonucu olarak müellifin "biehlike" için verdiği karşılık. Buradan iki sonuç çıkarır: kadın yönetim çevresinden söz etmektedir ve bizzat kendisi Seyyid'in ehli değildir.
Yani kadın kendisini değil, Seyyidin ehlini kast etmiştir. Yani “senin ülke yönetimindeki ehlin” anlamında bir kelime kullanmıştır. Bu durumda bizzat konuşan kadının Seyyidin ehli olmadığı anlaşılmaktadır.
O konuda ikisi rekabet etti. (İkisinden kadın olanı) Onun (Yûsuf'un) görevine bir tedbirle son verdi. Aradıkları ülkenin (Mısır'ın) Seyyidini makamında buldular. (Kadın) 'Sadece acı veren bir işkence veya geçici olarak tutuklanması, senin (yönetim) ehline herhangi bir kötülük tasarlamış kişi için (henüz) bir ceza değildir.'
Müellif 'قدّت قميصه من دبر'ı 'gömleği arkadan yırtıldı' değil 'görevine bir tedbirle son verildi' olarak yorumlamaktadır. 'قميص'ı burada da 'nefret/görev' anlamında kullanmaktadır.
(12/25) O konuda ikisi rekabet etti. (İkisinden kadın olanı) Onun (Yûsuf'un) görevine bir tedbirle son verdi. Aradıkları ülkenin (Mısır'ın) Seyyidini makamında buldular.
ikisi o makamda rekabet etti. (İkisinden kadın olanı) onun (Yusuf’un) görevini bir tedbiren iptal etti.
Müellifin daha önceki bölümlerde temellendirdiği kendi 12/25 karşılığını burada hatırlatma amacıyla tekrarlaması. Geleneksel meâllerden ('kapıya koştular, gömleğini arkadan yırttı') tümüyle ayrıldığı için müellife aittir. Müellife göre 'istebekā' rekabet/ters düşme anlamındadır ve iki soruşturma memurunun ihtilâfını anlatır.
“ikisi o makamda rekabet etti. (İkisinden kadın olanı) onun (Yusuf’un) görevini bir tedbiren iptal etti.”
Senin ehline kötülük tasarlayan kişinin tutuklanması veya acı bir işkence henüz bir ceza değildir
Müellifin önceki bölümlerde tercih ettiği 12/25 karşılığının burada hatırlatılması. Yaygın meâlden köklü biçimde ayrılır (geleneksel: 'cezası zindana atılmaktan veya acı bir azaptan başka ne olabilir'); müellife göre cümle bir ceza hükmü değil, tutuklama ve işkencenin henüz ceza sayılamayacağını söyleyen bir iddiadır. Konumu bölüm ortası olduğu için sahiplik ölçütü uygulandı: tezini taşıyan kendi karşılığı olduğu için muellif kabul edildi, güven 0.80'de tutuldu.
Birinci iddia 25. ayette soruşturma yapan kadın tarafından … “Senin ehline kötülük tasarlayan kişinin tutuklanması veya acı bir işkence henüz bir ceza değildir “şeklindeki iddiasıdır. Yusuf bu iddiadan Aziz kadının şahitliği ile kurtulmuştur.
senin ehline kötülük tasarlamış birinin tutuklanması veya acı veren bir işkence (henüz) ceza değildir
Müellifin kendi okuması: konuşan 'soruşturma yapan kadın', muhatap 'Seyyid'dir ve cümle bir ceza talebi değil, tutuklama/işkencenin henüz ceza sayılmayacağı yolunda hukukî bir tespittir. Yaygın meâlden (ceza ancak zindan veya elem verici azaptır) esaslı biçimde ayrılır.
Daha önce Yusuf hakkında soruşturma yapan kadın Seyyid’e; “senin ehline kötülük tasarlamış birinin tutuklanması veya acı veren bir işkence (henüz) ceza değildir” (Yusuf 25) demiştir.
Müellif 12/25'te geçen “seyyidehâ” kelimesine daha önce verdiği “o ülkenin seyyidi” karşılığını hatırlatır ve bunun kralın konumunun toplumsal kabule dayandığını gösterdiğini söyler. Ayrıca 12/25'teki kişinin de “el-Azîz” diye değil “oranın seyyidi” diye tanıtıldığını delil olarak kullanır.
Nitekim 25. ayette krala toplumun göz bebeği, en değer verilen kişisi anlamında سَيِّدَهَا “O ülkenin seyyidi” tanımı getirilmişti. Bu durum kralın ülkeye en üst düzey yönetici olmasının zorbalıkla değil, toplumun kabulüyle olduğunu göstermektedir.
cezası zindana atılmak ya da acı verici bir mahrumiyetten başkası değildir
Bölüm ortasında, tahlile konu edilmek üzere aktarılan karşılık; müellif hemen ardından "zindana atılması" kelimesinin yanlış anlaşıldığını söyleyerek bunu reddeder. Kaynağı belirtilmemiştir.
Kadının Yusuf'a herhangi bir suç isnadında bulunmadığı ama onun kafasında bir kötülük tasarladığını söyledikten sonra sarf ettiği "cezası zindana atılmak ya da acı verici bir mahrumiyetten başkası değildir" cümlesindeki özellikle "zindana atılması" kelimesi de yanlış anlaşılmıştır.
Senin (ülke yönetimindeki) ehline bir kötülük irade edenin cezası zindana atılmak veya acı veren bir işkence değil midir
Bölüm başında, tahlilden ÖNCE verilen çalışma meâli. Kaynağı belirtilmemiştir ve açık bir sahiplenme cümlesi yoktur; ayrıca içindeki "zindana atılmak" karşılığını müellif bölüm içinde açıkça reddetmektedir. Bu yüzden alinti + belirsiz olarak kaydedildi. Sınırda bir vaka; insan denetiminde gözden geçirilebilir.
Anlamaya çalıştığımız bu ayetle ilgili son olarak kadının Seyyide söylediği "Senin (ülke yönetimindeki) ehline bir kötülük irade edenin cezası zindana atılmak veya acı veren bir işkence değil midir" cümlesi üzerinde durmak istiyoruz.
senin ehline bir kötülük dileyenin cezası zindana atılması veya acı verici bir mahrumiyetten başka bir şey midir?
Müellifin, kendi tahlil sonuçlarını (Seyyid = ülkenin yöneticisi, ehl = sorumluluk/dayanışma çevresi) taşıyan karşılığı; "ehline" tercüme edilmeden bırakılmış, "azâbün elîm" için "acı verici bir mahrumiyet" denmiş ve cümle soru formunda kurulmuştur — hiçbir yaygın meâlde bulunmayan bu tercihler karşılığın müellife ait olduğunu gösterir. Yine de metinde açık bir sahiplenme cümlesi bulunmadığı için güven düşürüldü.
Ayette geçen kadın kapıda karşılaşılan ülkenin Seyyid’ine hitaben yaptığı َيُسْ جَن ْأَن َّإِل سُوءًا َبِأَهْلِك َأَرَاد ْمَن ُجَزَاء مَا ْقَالَت ٌأَلِيم ٌعَذَاب ْأَو “senin ehline bir kötülük dileyenin cezası zindana atılması veya acı verici bir mahrumiyetten başka bir şey midir?” şeklindeki bu konuşma sırasında, kendisinin ülkenin Seyyid’i ile bir bağının olduğunu gösteren َبِأَهْلِك biehlike “senin ehline” şeklinde kendisini Seyyid’e nispet eden bir kelime kullanmaktadır.
Müellif, Yusuf'a yöneltilen tutuklanma/işkence tehdidinin (Yûsuf 12/25) Aziz kadının şahitliğiyle ortadan kalktığını, dolayısıyla Yusuf'un zindana hiç girmediğini söyler. Metinde âyet numarası verilmemiştir; bu yüzden belirsizlik bayrakları açılmıştır. Müellifin "Aziz kadının şahitlik yapması" ifadesi kendi okumasıdır (yaygın okumada şahit, kadının ailesinden biridir).
Evet ona tutuklanabileceği hatta işkenceye bile tabi tutulabileceği söylenmişti. Ama bu durum Aziz kadının şahitlik yapması ile ortadan kalkmıştı.
Geleneksel kurgunun özeti; müellif 'nasıl olduğu bilinmez bir şekilde kilitli kapının açılması' gibi noktalarla bu kurgunun tutarsızlığına dikkat çeker. Metinde bu paragraf için âyet numarası verilmemiştir; içerik Yûsuf 12/25'e karşılık gelmektedir.
Yusuf kadından kaçmak için kapılara doğru yönelmiştir. Kadında Yusuf’u yakalamak için onun ardından koşmuş ve bir hamle yaparak Yusuf’un gömleğini arkadan yırtmıştır. Onlar tam bu haldeyken nasıl olduğu bilinmez bir şekilde kilitli olan kapı açılmış ve kadının kocası ile karşı karşıya gelmişlerdir.
Everything explained in the articles and videos published on this site is what the authors — primarily Ramazan Demir — understood from the Qur'an; it is never the Qur'an itself.