Он попросил того, который, по его предположению, должен был спастись: «Напомни обо мне твоему господину». Но дьявол побудил его позабыть напомнить это его господину (или дьявол побудил Йусуфа забыть помянуть своего Господа), и он пробыл в темнице несколько лет.
Слова в аяте и их арабская грамматика. Нажмите на слово, чтобы открыть детали.
İkisinden -ki kesinlikle onu sırdaş bilmişti- işte o kişiye “beni efendinin yanında an” dedi. Şeytan rabbinin doğru bilgisini ona unutturdu. Bu yüzden birkaç yıl o gizliliğin içinde kalmaya devam etti.
İkisinden -ki kesinlikle onu sırdaş bilmişti- işte o kişiye “beni efendinin yanında an” dedi. Şeytan rabbinin doğru bilgisini ona unutturdu. Bu yüzden birkaç yıl o gizliliğin içinde kalmaya devam etti.
İkisinden -ki kesinlikle onu sırdaş bilmişti- işte o kişiye “beni efendinin yanında an” dedi. Şeytan rabbinin doğru bilgisini ona unutturdu. Bu yüzden birkaç yıl o gizliliğin içinde kalmaya devam etti.
Diyanet İşleri Başkanlığı (DİB) mealiперевод, цитируемый/оцениваемый авторомHadım Edilen Nebî — Yusuf 2güven 0,95
Yûsuf, onlardan kurtulacağını düşündüğü kişiye, “Efendinin yanında beni an”, dedi. Fakat şeytan onu efendisine hatırlatmayı unutturdu da bu yüzden o, birkaç yıl daha zindanda kaldı
Diyanet İşleri Başkanlığı (DİB) mealiперевод, цитируемый/оцениваемый авторомHadım Edilen Nebî — Yusuf 2güven 0,95
Fahreddin er-Râzî, Tefsîr-i Kebîrперевод, цитируемый/оцениваемый авторомHadım Edilen Nebî — Yusuf 2güven 0,80
Yusuf kurtulacağını düşündüğü kişiye dedi ki “Efendinin yanında benden bahset.” Ancak Şeytan efendisine doğru bilgiyi vermeyi önemsiz gösterdi. Dolayısıyla Yusuf hapiste birkaç yıl kaldı.
İkisinden -ki kesinlikle onu sırdaş bilmişti- işte o kişiye “beni efendinin yanında an” dedi. Şeytan rabbinin doğru bilgisini ona unutturdu. Bu yüzden birkaç yıl o gizliliğin içinde kalmaya devam etti.
İkisinden -ki kesinlikle onu sırdaş bilmişti- işte o kişiye “beni efendinin yanında an” dedi. Şeytan rabbinin doğru bilgisini ona unutturdu. Bu yüzden birkaç yıl o gizliliğin içinde kalmaya devam etti.
İkisinden -ki kesinlikle onu sırdaş bilmişti- işte o kişiye “beni efendinin yanında an” dedi. Şeytan rabbinin doğru bilgisini ona unutturdu. Bu yüzden birkaç yıl o gizliliğin içinde kalmaya devam etti.
“nâcin” kurtulan değil “sırdaş”; “zikra rabbih” ise “rabbinin doğru bilgisi” diye karşılanmıştır. Unutan Yusuf değil o kişidir.
(12/42) İkisinden -ki kesinlikle onu sırdaş bilmişti- işte o kişiye “beni efendinin yanında an” dedi. Şeytan rabbinin doğru bilgisini ona unutturdu. Bu yüzden birkaç yıl o gizliliğin içinde kalmaya devam etti.
İkisinden -ki kesinlikle onu sırdaş bilmişti- işte o kişiye “beni efendinin yanında an” dedi. Şeytan rabbinin doğru bilgisini ona unutturdu. Bu yüzden birkaç yıl o gizliliğin içinde kalmaya devam etti.
Bölüm sonunda verilen, 12/42'nin tamamını kapsayan müellif meâli. Metinde 'öngördüğümüz meali vererek' ifadesiyle açıkça sahiplenilmiştir; 28. ve 29. bölümlerdeki cümle cümle tahlillerin birleştirilmiş hâlidir.
İkisinden -ki kesinlikle onu sırdaş bilmişti- işte o kişiye “beni efendinin yanında an” dedi. Şeytan rabbinin doğru bilgisini ona unutturdu. Bu yüzden birkaç yıl o gizliliğin içinde kalmaya devam etti.
Bu yüzden birkaç yıl o gizliliğin içinde kalmaya devam etti.
Tahlilin sonucu olarak açıkça sahiplenilen müellif karşılığı ('daha isabetli mana şu şekilde olmalıdır'). Üç unsur değişmiştir: es-sicn = 'o gizlilik', lebise = 'kalmaya devam etti', bid'a sinîn = 'birkaç yıl' (3-9).
Bu açıklamalardan sonra ayetin son cümlesine daha isabetli mana şu şekilde olmalıdır.
Bölüm başında, tahlilden önce verilen ve açıkça DİB'e nispet edilen meâl (12/42'nin son cümlesi). Müellife göre bu cümle istisnasız tüm meâllerde aynı şekilde geçer; iki kusuru vardır: marife es-sicn'e 'zindan' denmesi ve Arapça metinde bulunmayan 'daha' kelimesinin eklenmesi.
bu yüzden o, birkaç yıl daha zindanda kaldı (DİB meali).
Onun rabbinin doğru bilgisini şeytan ona unutturdu.
Bölümün sonunda, tahlilin sonucu olarak verilen müellif meâli ("daha isabetli anlamı şu şekilde olmalıdır"). Müellife göre unutulan zikir, hadiselerin te'vilinden insanlara haber vermemesi, onların iradelerini ipotek altına almaması gerektiği yolundaki rabbin düzenlemesidir.
“Onun rabbinin doğru bilgisini şeytan ona unutturdu.”
Yûsuf, onlardan kurtulacağını düşündüğü kişiye, “Efendinin yanında beni an”, dedi. Fakat şeytan onu efendisine hatırlatmayı unutturdu da bu yüzden o, birkaç yıl daha zindanda kaldı
Bölüm başında, tahlilden önce verilen ve açıkça DİB'e nispet edilen meâl. Müellif bu çeviriyi üç noktadan eleştirir: (1) isim olan nâcin kelimesine muzâri fiil anlamı verilmesi, (2) ikinci zikr kelimesinin isim olmasına rağmen fiil gibi çevrilmesi, (3) ism-i mevsûlün işlevinin gözden kaçırılması.
Yûsuf, onlardan kurtulacağını düşündüğü kişiye, “Efendinin yanında beni an”, dedi. Fakat şeytan onu efendisine hatırlatmayı unutturdu da bu yüzden o, birkaç yıl daha zindanda kaldı (DİB meali).
Müellifin daha önce sahiplendiği kelime okuması hatırlatılır: 12/42'deki 'nâcî' ism-i fâildir ve 'sırdaş' demektir; mealler ona muzâri fiil manası vermiştir. Ayrıca müellif 12/42'de Yûsuf'un bu adama 'beni efendinin yanında an' dediğini ve bunu söylemesinin onun birkaç yıl daha gizlilikte kalmasına yol açtığını belirtir.
42. ayette isim formunda geçen … naci kelimesine “sırdaş” anlamı vermiştik.
Müellifin sarf tahlilinin (zikr'in isim olması) doğrudan sonucu olarak zorunlu gördüğü kendi karşılığı. Bu aşamada henüz "zikr" kelimesi tercüme edilmemiş, sadece isim olarak korunmuştur.
Bu cümlenin doğru çevirisi “fakat şeytan ona rabbinin zikrini unutturdu” şeklinde olmak zorundadır.
Müellifin eleştirdiği yaygın çeviri. Gerekçesi: ikinci defa geçen zikr kelimesi bu sefer isim formundadır, buna rağmen fiil gibi "hatırlamayı" diye çevrilmiştir. Metinde belirli bir meâl sahibi anılmadığı için kaynak 'genel/yaygın mealler' olarak kaydedildi.
Ayetin devamındaki … cümlesi mealler tarafından genelde “şeytan onu efendisine hatırlatmayı unutturdu” şeklinde çevrilmiştir. Bu çevirimsorunlu bir çeviridir.
Müellif, "adamı sırdaş yapan şey Yûsuf'un ondan istediği ricadır" itirazını reddeder: ricanın sır olacak bir tarafı yoktur; ayrıca bir kişinin sırdaş olduğuna hükmetmek sırrı verdikten sonra değil vermeden önce oluşan bir yargıdır. Müellif bu bölümde âyetin ikinci cümlesini "Rabbinin yanında beni an" diye lafzen karşılar; bu bir lafız açıklaması olduğu için meâl kaydı yapılmamıştır.
En başta cümlenin devamında gelen “beni efendinin yanında an” cümlesinin sır olacak bir tarafı yoktur. Bu gizlenecek, saklanacak ya da bir kişiye hasredilecek bir bilgi değildir.
ikisinden biri kesinlikle onu sırdaş olarak bildiği o adamdı (işte ona) dedi ki;
Müellifin ism-i mevsûl + sıla cümlesi tahlilinin sonucu olarak açıkça sahiplendiği kendi karşılığı ("manasının şu şekilde olması gerekmektedir"). nâcin kelimesine "sırdaş", zanne mâzîsine "bilmişti" karşılığı verilmiştir.
Buna göre ayetin ilk cümlesinin manasının şu şekilde olması gerekmektedir.
Müellife göre şeytan Yûsuf'un peşinden Mısır'a gelmiştir ve 42. âyette bir kez daha kendini gösterecek, başladığı işin takipçisi olduğu anlaşılacaktır.
Nitekim 42. ayette bir daha kendini gösterecek ve başladığı işin takipçisi olduğu anlaşılacaktır.
Müellifin tasnifi: 12/42'de şeytana nispet edilen fiil, Allah'ın beyanıyla "unutturma"dır. Sorusu: şeytanın önemsiz gösterdiği bilgi nedir ve bunu hangi yolla yapmıştır?
2.. Yüce Allah’a göre (12/42) şeytan; zindan da Yusuf’un kurtulaca ğını düşündüğü kişiye, Yusuf’un zindandan kurtulması için, ona Yusuf’u kralın yanında anmayı unutturandır.
Âyetin sıla cümlesinin müellife ait tek başına karşılığı. Müellife göre bu tanıtıcı bilgi, kişinin gelecekte nasıl bilineceğini değil geçmişte nasıl bilindiğini bildirir; dolayısıyla adam Yûsuf'un sırdaşı olalı çok olmuştur.
Sıla cümlesinin tek başına anlamı … “kesinlikle onu sırdaş bilmişti” şeklindedir.
Yusuf kurtulacağını düşündüğü kişiye dedi ki “Efendinin yanında benden bahset.” Ancak Şeytan efendisine doğru bilgiyi vermeyi önemsiz gösterdi. Dolayısıyla Yusuf hapiste birkaç yıl kaldı.
Müellif bu âyeti Yûsuf sûresinde şeytan isminin geçtiği üç yerden biri olarak zikreder; "unutturma"nın öznesinin ve muhatabının tayini onun tezinin parçasıdır. [Kaynak adayi: Süleymaniye Vakfı (benzerlik 0.91) — teyit edilmedi.]
Yusuf kurtulacağını düşündüğü kişiye dedi ki “Efendinin yanında benden bahset.” Ancak Şeytan efendisine doğru bilgiyi vermeyi önemsiz gösterdi. Dolayısıyla Yusuf hapiste birkaç yıl kaldı.
Râzî'nin aynı delillendirmesinde kullandığı ikinci âyet parçası. Müellif bu çıkarımı 'hadi diyelim ki meslekleri ile ilgili yapılan çıkarımlar makuldür' diyerek geçer, asıl itirazını rüya iddiasına yöneltir.
Cevap: Onun, “biriniz efendisine şarap içirecek” (Yusuf 41) yani, (mevlasına, efendisine, kralına) ve “efendine benden bahset” (Yusuf 42) sözleri vasıtasıyla.
Âyetteki 'bid'a sinîn' 3-9 yıl arası bir süreyi işaret eder; en alt sınır alınsa bile gizlilik en az 3 yıldır ve Yûsuf ortaya çıktığında 30 civarındadır. Kısmî karşılık bölüm ortasındadır ve açık sahiplenme cümlesi taşımaz; ancak 'sicn'i zindan değil 'gizlilik' diye okuması müellifin bu kitaptaki ayırt edici tercihidir, bu yüzden muellif sayıldı.
42. ayette … “böylece birkaç sene o gizlilikte kaldı” denmiştir.