Ne zaman ki onu götürdüler ve hadımlığın bilinmezliklerine sokmak için bir araya geldiler, ona “bu tuzaklarını (hiç beklemedikleri bir anda) kendilerine bildireceğinin farkına varamıyorlar” diye vahy ettik.
Ne zaman ki onu götürdüler ve hadımlığın bilinmezliklerine sokmak için bir araya geldiler, ona; 'Bu tuzaklarını (hiç beklemedikleri bir anda) kendilerine bildireceğinin farkına varamıyorlar!' diye vahy ettik.
Ne zaman ki onu götürdüler ve hadımlığın bilinmezliklerine sokmak için bir araya geldiler, ona “bu tuzaklarını (hiç beklemedikleri bir anda) kendilerine bildireceğinin farkına varamıyorlar” diye vahy ettik.
Ne zaman ki onu götürdüler ve hadımlığın bilinmezliklerine sokmak için bir araya geldiler, ona “bu tuzaklarını (hiç beklemedikleri bir anda) kendilerine bildireceğinin farkına varamıyorlar” diye vahy ettik.
Ne zaman ki onu götürdüler ve hadımlığın bilinmezliklerine sokmak için bir araya geldiler, ona "bu tuzaklarını (hiç beklemedikleri bir anda) kendilerine bildireceğinin farkına varamıyorlar" diye vahy ettik.
Ne zaman ki onu götürdüler ve hadımlığın bilinmezliklerine sokmak için bir araya geldiler, ona "bu tuzaklarını (hiç beklemedikleri bir anda) kendilerine bildireceğinin farkına varamıyorlar" diye vahy ettik.
Böylelikle onu götürüp hadımlığın gayblerine sokmak için toplandıklarında, biz ona “Onlar, senin onların bu tuzaklarını kesinlikle açığa çıkaracağının farkında değiller” diye vahyettik.
Böylelikle onu götürüp çukurun içinde onu hadım haline getirmek için toplandıklarında, biz ona “Onlar, senin onların bu tuzaklarını kesinlikle açığa çıkaracağının farkında değiller” diye vahyettik.
yaygın meal ve tefsirler (müellifin ifadesiyle "tüm meal ve tefsirler")перевод, цитируемый/оцениваемый авторомHadım Edilen Nebî — Yusuf 1güven 0,95
Yûsuf’u götürüp kuyunun dibine bırakmaya karar verdikleri zaman biz de ona, “Andolsun, (senin Yûsuf olduğunun) farkında değillerken onların bu işlerini sen kendilerine haber vereceksin” diye vahyettik.
Kitabın merkezî iddiası: ibarede kuyu/çukur anlamına gelen kelime "el-cubbi" değil "fî gayâbeti"dir; el-cubbi ise hadım edilmiş, cinsel organı kesilmiş demektir.
Özellikle 12/15. ayette geçen “yec’aluhu fi gayabati-l cubbi” ibaresi Yusuf’un bir kuyuya atılmasından değil, Onun (fi gayabati-l) gayabatın içinde El-cubbi haline getirilmesinden bahsetmektedir. Yani onun cinsel organlarının kesilmesinden.
Müellifin eleştirdiği yaygın karşılık. Ona göre yec'alûhu fiili "onu yapmak, onu şekle sokmak, onu kılmak, onu ... haline getirmek" manalarındadır; bırakmak/atmak manası vermek tahriftir.
Tüm meal ve tefsirler tarafından “Onu kuyuya bırakmak/atmak için” şeklinde çevrilen bu kelimedeki ُيَجْ عَلُوه yecalu-hu fiili asla bırakmak/atmak manasına kullanılamaz. Çünkü bu kelimenin ne sözlüklerde ne de Kur’an’da geçtiği 346 yerde bırakmak/atmak manası bulunmamaktadır.
Sarf-sözlük tahlili: yec‘alûhu fiiline bırakmak/atmak manası verilemez. Müellif fiilin gerçek anlamlarıyla çeviri denendiğinde ortaya tuhaf bir cümle çıktığını göstererek geleneksel meâlin tutarsızlığını ortaya koyuyor.
Yukarıdaki mealde “kuyunun dibine bırakmaya” şeklinde çevrilen … ibaresindeki ُيَجْ عَلُوه yecaluhu fiilinin Kur’an’daki 346 kullanımlarından hiçbirinde ve hiçbir sözlükte kelimenin bırakmak ya da atmak anlamı yoktur. Kelimenin fiil olarak manaları; kılmak, atamak, yapmak, şekle sokmak, düzenlemek, belirlemek339 şeklindedir. Kelimenin bu anlamları üzerinden … ibaresine anlam verildiğinde “onu yapmak için kuyunun diplerinde” şeklinde tuhaf bir cümle çıkmaktadır!..
Yûsuf’u götürüp kuyunun dibine bırakmaya karar verdikleri zaman biz de ona, “Andolsun, (senin Yûsuf olduğunun) farkında değillerken onların bu işlerini sen kendilerine haber vereceksin” diye vahyettik.
Müellif bu meâli açıkça Diyanet Vakfı Meali diye niteliyor ve neredeyse bütün meâllerin âyeti böyle çevirdiğini, oysa içinde ğayâbeti’l-cubb geçen bu âyette durumun daha vahim olduğunu söylüyor.
Yûsuf’u götürüp kuyunun dibine bırakmaya karar verdikleri zaman biz de ona, “Andolsun, (senin Yûsuf olduğunun) farkında değillerken onların bu işlerini sen kendilerine haber vereceksin” diye vahyettik. Aşağı yukarı tüm mealler ayeti yukarıdaki Diyanet Vakfı Mealinde olduğu gibi çevirmişlerdir.
Müellife göre âyet yalnızca 'toplandıklarında' demekte, fiilin işlenip işlenmediğini bildirmemektedir; Kur'an bu konuda bir iz bırakmış, kesin sonucu ileri bölümlere bırakmıştır.
Yusuf’u hadım etmek için toplandıklarından bahseden bu ayetten de yapmak üzere toplandıkları işi yapıp yapmadıkları hala anlaşılmamaktadır. Ayette sadece “hadım etmek için toplandıklarında” denmektedir. Bu işi yapıp yapmadıkları kıssanın ilerleyen bölümlerinde kesin olarak anlaşılacaktır.
Ne zaman ki onu götürdüler ve hadımlığın bilinmezliklerine sokmak için bir araya geldiler, ona “bu tuzaklarını (hiç beklemedikleri bir anda) kendilerine bildireceğinin farkına varamıyorlar” diye vahy ettik.
Bölümü kapatan müellif karşılığı. Dipnotlarda gerekçelendirilir: 'ceale' fiilinin 'kılmak, şekle sokmak, biçim vermek' anlamlarına dayanılarak 'hadım hâline getirmek' denmiş; 'nebee' ise 'tüm yalanlardan arınmış şok edici haberi vermek' anlamında olduğu için parantez içine 'hiç beklemedikleri bir anda' eklenmiştir.
Ne zaman ki onu götürdüler ve hadımlığın bilinmezliklerine sokmak için bir araya geldiler,400 ona “bu tuzaklarını (hiç beklemedikleri bir anda)401 kendilerine bildireceğinin farkına varamıyorlar” diye vahy ettik.
Onunla beraber gittiklerinde Yusuf’u çukurda hadım haline getirmek için hepsi bir araya geldi.
Müellif, 'en büyük kardeş Yusuf'u isteyenler arasında yoktu' tezini bu âyetteki 've ecmeû' (toplandılar) fiiline dayandırır: kardeşler baştan bir arada olsalardı bu fiilin anlamı kalmazdı. Karşılık müellifin kendi okumasıdır (çukur = hadım hâline getirme).
Bu sorunun cevabı 12/15 ayette geçen şu cümlede verilmektedir. فَلَمَّا ِّالْجُب ِغَيَابَت فِي ُيَجْ عَلُوه ْأَن وَأَجْ مَعُوا ِبِه ذَهَبُوا ۚ “Onunla beraber gittiklerinde Yusuf’u çukurda hadım haline getirmek için hepsi bir araya geldi.” Ayette geçen وَأَجْ مَعُوا (ve ec’meu) “ve toplandılar” kelimesi kardeşlerin en başta bir arada olmadıklarını göstermektedir. Eğer onlar en baştan bir arada olsalardı burada geçen وَأَجْ مَعُوا (ve ec’meu) fiilinin hiçbir anlamı kalmazdı.
Gayâbât kelimesi gayb kökünden gelir; "dip" karşılığı bu yüzden hatalıdır. Ayrıca kervanın kuyuyu ve kuyudan su çıkacağını, kardeşlerin de kervanın Yûsuf'u alacağını önceden bilmesi tuhaftır.
5.. Yine 12/10. ve 12/15. ayetlerde kuyu diye çevrilen kelimeyle bir tamlama oluşturan ve “dip” diye çevrilen gayabat kelimesinin bilinmezlik ifade eden gayb kelimesinden türediğini, kuyunun içinde ne olduğu ve olacağı bilinmemesi gerektiğinden dolayı bu kelimenin “dip” anlamına gelmeyeceği ifade edilmişti.
Ne zaman ki onu götürdüler ve hadımlığın bilinmezliklerine sokmak için bir araya geldiler, ona; 'Bu tuzaklarını (hiç beklemedikleri bir anda) kendilerine bildireceğinin farkına varamıyorlar!' diye vahy ettik.
Müellif bu âyette de 'الجب'ı yine 'hadımlığın bilinmezlikleri' olarak yorumlamakta; vahyin Yusuf'a geldiğini açıkça meale yansıtmaktadır.
(12/15) Ne zaman ki onu götürdüler ve hadımlığın bilinmezliklerine sokmak için bir araya geldiler,[22] ona; "Bu tuzaklarını (hiç beklemedikleri bir anda)[23] kendilerine bildireceğinin farkına varamıyorlar!" diye vahy ettik.
Ne zaman ki onu götürdüler ve hadımlığın bilinmezliklerine sokmak için bir araya geldiler, ona “bu tuzaklarını (hiç beklemedikleri bir anda) kendilerine bildireceğinin farkına varamıyorlar” diye vahy ettik.
Dipnot gerekçesi: “yec’alûhu” içindeki CA’ALE “şekle sokmak, biçim vermek” anlamındadır; “nebee” ise “tüm yalanlardan arınmış şok edici haberi vermek” olduğu için parantezle “hiç beklemedikleri bir anda” eklenmiştir. Yusuf’a bu safhada vahyedilmesi müellifin nübüvvet okumasının dayanağıdır.
(12/15) Ne zaman ki onu götürdüler ve hadımlığın bilinmezliklerine … sokmak için bir araya geldiler,508 ona “bu tuzaklarını (hiç beklemedikleri bir anda)509 kendilerine bildireceğinin farkına varamıyorlar” diye vahy ettik.
böylelikle onu götürüp, o hadımlığın gayblerine sokmak için toplandıklarında
Müellifin 'gayâbeti'l-cübb'ü 'hadımlığın gaybleri' diye okuyan kendi karşılığı (kitabın merkezî tezi). Buradan 'toplandıklarında' fiiline dayanarak bütün oğulların bir arada olmadığı sonucunu çıkarır.
Bu olaylar olurken Yakup’un tüm oğullarının babalarının yanında olmadığı 15. ayette geçen “böylelikle onu götürüp, o hadımlığın gayblerine sokmak için toplandıklarında” cümlesinden anlaşılmaktadır.
Ne zaman ki onu götürdüler ve hadımlığın bilinmezliklerine sokmak için bir araya geldiler, ona “bu tuzaklarını (hiç beklemedikleri bir anda) kendilerine bildireceğinin farkına varamıyorlar” diye vahy ettik.
Müellif, Yusuf'un kardeşlerine karşı mukavemet göstermemesinin sebebinin kendisine vahyedilmiş olması olduğunu bu âyetle temellendirir. "Hadımlığın bilinmezlikleri" ifadesi müellifin kitabın tezini taşıyan kendi karşılığıdır (yaygın meâl "kuyunun dibi" der).
Ne zaman ki onu götürdüler ve hadımlığın bilinmezliklerine sokmak için bir araya geldiler, ona “bu tuzaklarını (hiç beklemedikleri bir anda) kendilerine bildireceğinin farkına varamıyorlar” diye vahy ettik.
Ne zaman ki onu götürdüler ve hadımlığın bilinmezliklerine sokmak için bir araya geldiler, ona "bu tuzaklarını (hiç beklemedikleri bir anda) kendilerine bildireceğinin farkına varamıyorlar" diye vahy ettik.
Yusuf'un emin konuşmasının dayanağı olarak getirilen âyet. Metinde sûre/âyet numarası yazılı değildir (içeriğiyle Yusuf 12/15'tir). Meâl müellifindir: dipnotlarında kelime tercihlerini kendisi gerekçelendirir — CEALE'yi "şekle sokmak/biçim vermek", bi-emrihim'i "tuzak kurmak", LETÜNEBBİENNEHÜM'ü "açığa çıkarmak" karşılıklarıyla verir ve "kelimenin açığa çıkarmak anlamı tercih edilmiştir" der. "Ğayâbetü'l-cubb" burada "hadımlığın bilinmezlikleri" olarak karşılanmıştır.
Ne zaman ki onu götürdüler ve hadımlığın bilinmezliklerine sokmak için bir araya geldiler,681 ona "bu tuzaklarını (hiç beklemedikleri bir anda)682 kendilerine bildireceğinin683 farkına varamıyorlar" diye vahy ettik.
Ne zaman ki onu götürdüler ve hadımlığın bilinmezliklerine sokmak için bir araya geldiler, ona "bu tuzaklarını (hiç beklemedikleri bir anda) kendilerine bildireceğinin farkına varamıyorlar" diye vahy ettik.
"Ceale" fiili kılmak/şekle sokmak anlamıyla alınmış; "nebee" ise "tüm yalanlardan arınmış şok edici haber" olduğu için parantezle "hiç beklemedikleri bir anda" eklenmiştir. Ham pasajda köşeli parantez, PDF çıkarımında araya giren dipnot metnini gösterir.
(12/15) Ne zaman ki onu götürdüler ve hadımlığın bilinmezliklerine sokmak için bir araya geldiler,510 ona "bu tuzaklarını (hiç beklemedikleri bir […] anda)511 kendilerine bildireceğinin farkına varamıyorlar" diye vahy ettik.
Böylelikle onu götürüp hadımlığın gayblerine sokmak için toplandıklarında, biz ona “Onlar, senin onların bu tuzaklarını kesinlikle açığa çıkaracağının farkında değiller” diye vahyettik.
Müellif bu âyetteki "ve ecmeû" (toplandılar) kelimesinden hareketle kardeşlerin hepsinin babalarının yanında olmadığı, dolayısıyla büyük kardeşin babasından ayrı yaşadığı sonucunu çıkarır. Kaynak metinde bu iktibasın yanında âyet numarası yazılı değildir.
Böylelikle onu götürüp hadımlığın gayblerine sokmak için toplandıklarında, biz ona “Onlar, senin onların bu tuzaklarını kesinlikle açığa çıkaracağının farkında değiller” diye vahyettik.
Böylelikle onu götürüp çukurun içinde onu hadım haline getirmek için toplandıklarında, biz ona “Onlar, senin onların bu tuzaklarını kesinlikle açığa çıkaracağının farkında değiller” diye vahyettik.
Müellifin kendi tezine göre (cübb = hadım) verdiği karşılık; âyetin numarası bu bölümde yazılı değildir, sıra ve içerikten Yusuf 12/15 olarak teşhis edilmiştir.
Böylelikle onu götürüp çukurun içinde onu hadım haline getirmek için toplandıklarında, biz ona “Onlar, senin onların bu tuzaklarını kesinlikle açığa çıkaracağının farkında değiller” diye vahyettik.