And there entered the prison with him two young men. One of them said, "Indeed, I have seen myself [in a dream] pressing [grapes for] wine." The other said, "Indeed, I have seen myself carrying upon my head [some] bread, from which the birds were eating. Inform us of its interpretation; indeed, we see you to be of those who do good."
Words in the verse and their Arabic grammar. Click a word to open the detail.
O gizliliğe onunla beraber (yardımlaşmaya) iki danışman da dahil olmuştu. İkisinden biri; “Şüphesiz ki ben, herhangi bir saklananı kendim gözetler, aslını ortaya çıkarırım.” dedi. Ve o diğeri de; “herhangi bir yoruma kendi görüşümü belirtir, daha üst reisime iletirim de (kadın) bununla herkese üstün gelir” dedi. (İkisi birden) “Bize onun (sana yapılan isnadın) aslının doğru haberini sen bildir. Çünkü biz senin Muhsinlerden biri olduğuna kesinlikle eminiz (görüyoruz, dediler).”
O gizliliğe onunla beraber (yardımlaşmaya) iki danışman da dahil olmuştu. İkisinden biri “şüphesiz ki ben, herhangi bir saklananı kendim gözetler, aslını ortaya çıkarırım” dedi “ve o diğeri de “herhangi bir yoruma kendi görüşümü belirtir, daha üst reisime iletirim de (kadın) bununla herkese üstün gelir” dedi.” (İkisi birden) “bize onun (sana yapılan isnadın) aslının doğru haberini sen bildir, çünkü biz senin Muhsinlerden biri olduğuna kesinlikle eminiz (görüyoruz, dediler).”
O gizliliğe onunla beraber (yardımlaşmaya) iki danışman da dahil olmuştu. İkisinden biri “şüphesiz ki ben, herhangi bir saklananı kendim gözetler, aslını ortaya çıkarırım” dedi “ve o diğeri de “herhangi bir yoruma kendi görüşümü belirtir, daha üst reisime iletirim de (kadın) bununla herkese üstün gelir” dedi.” (İkisi birden) “bize onun (sana yapılan isnadın) aslının doğru haberini sen bildir, çünkü biz senin Muhsinlerden biri olduğuna kesinlikle eminiz (görüyoruz, dediler).”
Şüphesiz biz seni iyilik yapanlardan görüyoruz” dedi
Diyanet İşleri Başkanlığı (DİB) mealitranslation quoted/assessed by the authorHadım Edilen Nebî — Yusuf 2güven 0.95
Bize bunun yorumunu haber ver.
Diyanet İşleri Başkanlığı (DİB) mealitranslation quoted/assessed by the authorHadım Edilen Nebî — Yusuf 2güven 0.95
İkisinden biri, “Ben rüyamda şaraplık üzüm sıktığımı gördüm” dedi
Diyanet İşleri Başkanlığı (DİB) mealitranslation quoted/assessed by the authorHadım Edilen Nebî — Yusuf 2güven 0.95
Onunla beraber zindana iki delikanlı daha girdi. Biri, “Ben rüyamda şaraplık üzüm sıktığımı gördüm” dedi. Diğeri, “Ben de rüyamda başımın üzerinde, kuşların yediği bir ekmek taşıdığımı gördüm. Bize bunun yorumunu haber ver. Şüphesiz biz seni iyilik yapanlardan görüyoruz” dedi
Diyanet İşleri Başkanlığı (DİB) mealitranslation quoted/assessed by the authorHadım Edilen Nebî — Yusuf 2güven 0.95
bize bunun (rüyalarımızın) yorumunu bildir
geleneksel anlayış / yaygın mealtranslation quoted/assessed by the authorHadım Edilen Nebî — Yusuf 2güven 0.90
Bir tanesi dedi ki: “Rüyada gördüm, şarap sıkıyordum.
O gizliliğe onunla beraber (yardımlaşmaya) iki danışman da dahil olmuştu. İkisinden biri; “Şüphesiz ki ben, herhangi bir saklananı kendim gözetler, aslını ortaya çıkarırım.” dedi. Ve o diğeri de; “herhangi bir yoruma kendi görüşümü belirtir, daha üst reisime iletirim de (kadın) bununla herkese üstün gelir” dedi. (İkisi birden) “Bize onun (sana yapılan isnadın) aslının doğru haberini sen bildir. Çünkü biz senin Muhsinlerden biri olduğuna kesinlikle eminiz (görüyoruz, dediler).”
O gizliliğe onunla beraber (yardımlaşmaya) iki danışman da dahil olmuştu. İkisinden biri; “Şüphesiz ki ben, herhangi bir saklananı kendim gözetler, aslını ortaya çıkarırım.” dedi. Ve o diğeri de; “herhangi bir yoruma kendi görüşümü belirtir, daha üst reisime iletirim de (kadın) bununla herkese üstün gelir” dedi. (İkisi birden) “Bize onun (sana yapılan isnadın) aslının doğru haberini sen bildir. Çünkü biz senin Muhsinlerden biri olduğuna kesinlikle eminiz (görüyoruz, dediler).”
O gizliliğe onunla beraber (yardımlaşmaya) iki danışman da dahil olmuştu. İkisinden biri “şüphesiz ki ben, herhangi bir saklananı kendim gözetler, aslını ortaya çıkarırım” dedi “ve o diğeri de “herhangi bir yoruma kendi görüşümü belirtir, daha üst reisime iletirim de (kadın) bununla herkese üstün gelir” dedi.” (İkisi birden) “bize onun (sana yapılan isnadın) aslının doğru haberini sen bildir, çünkü biz senin Muhsinlerden biri olduğuna kesinlikle eminiz (görüyoruz, dediler).”
İki zindan arkadaşının rüyaları rüya olarak değil görev tarifi olarak okunmuştur: “a’sıru hamran” şarap sıkmak değil “saklananı gözetleyip aslını ortaya çıkarmak”; “ahmilü fevka re’sî hubzen” ise başında ekmek taşımak değil “bir yoruma görüş belirtip üst reise iletmek”tir.
(12/36) O gizliliğe onunla beraber (yardımlaşmaya) iki danışman da dahil olmuştu. İkisinden biri “şüphesiz ki ben, herhangi bir saklananı kendim gözetler, aslını ortaya çıkarırım” dedi “ve o diğeri de “herhangi bir yoruma kendi görüşümü belirtir, daha üst reisime iletirim de (kadın) bununla herkese üstün gelir” dedi.” (İkisi birden) “bize onun (sana yapılan isnadın) aslının doğru haberini sen bildir, çünkü biz senin Muhsinlerden biri olduğuna kesinlikle eminiz (görüyoruz, dediler).”
Müellifin 36. âyete dair temel tezinin hatırlatılması: iki adamın anlattıkları rüya değildir; mealler bunları zindanda görülmüş rüyalar sayarak kelimelere buna göre mana vermiştir.
Aynı zaman da 36. ayette Yusuf’un iki arkadaşının anlattıklarının herhangi bir rüya olmadığını da ortaya koymuştuk.
Müellife göre bu çeviri, 36-42. âyetler arasındaki tüm olayların zindanda geçtiği kurgusunu doğurmuştur: iki gencin tesadüfen Yusuf'la zindana girdiği, rüyalarını anlattığı ve Yusuf'un 37-42. âyetlerdeki konuşmaları bu iki kişiye yaptığı kabulü.
Hatırlanacağı üzere meallerimiz 36. ayetin başındaki … bu cümleyi “Yusuf ile beraber iki genç daha zindana girdi” şeklinde çevirmişti.
O gizliliğe onunla beraber (yardımlaşmaya) iki danışman da dahil olmuştu. İkisinden biri “şüphesiz ki ben, herhangi bir saklananı kendim gözetler, aslını ortaya çıkarırım” dedi “ve o diğeri de “herhangi bir yoruma kendi görüşümü belirtir, daha üst reisime iletirim de (kadın) bununla herkese üstün gelir” dedi.” (İkisi birden) “bize onun (sana yapılan isnadın) aslının doğru haberini sen bildir, çünkü biz senin Muhsinlerden biri olduğuna kesinlikle eminiz (görüyoruz, dediler).”
Bölüm sonunda, tahlilin sonucu olarak verilen tam meâl. Müellif açıkça sahiplenmektedir: "anlamaya çalıştığımız 36. ayet için daha isabetli olduğunu öngördüğümüz meal aşağıdaki gibi olmalıdır". Bu okumada zindan değil "gizlilik", iki genç değil "iki danışman", rüya değil idarî iş anlatılmaktadır. (ham_pasaj'daki "şüp-hesiz" / "her-kese" satır sonu tirelemeleri kaynakta böyledir; meal_metni'nde birleştirilmiştir.)
O gizliliğe onunla beraber (yardımlaşmaya) iki danışman da dahil olmuştu. İkisinden biri “şüp-hesiz ki ben, herhangi bir saklananı kendim gözetler, aslını ortaya çıkarırım” dedi “ve o diğeri de “herhangi bir yoruma kendi görüşümü belirtir, daha üst reisime iletirim de (kadın) bununla her-kese üstün gelir” dedi.” (İkisi birden) “bize onun (sana yapılan isnadın) aslının doğru haberini sen bildir, çünkü biz senin Muhsinlerden biri olduğuna kesinlikle eminiz (görüyoruz, dediler).”
Rüya okumasının reddi yönünden ele alış: müellife göre âyette rüya kelimesi hiç geçmez, kelimeler muzâridir; konuşmaları rüya temeline oturtmak İsrâiliyat dayatmasıdır. Cümlenin devamı sayfa düzeni sebebiyle metinde dipnot parçasıyla bölünmüştür.
Daha önce de belirttik; geleneksel anlayışın bu ayette geçen iki kişinin Yusuf’u hiç tanımadıkları, ayetteki konuşmalarının gördükleri rüyalar olduğu, Yusuf’tan bu rüyaların yorumlarını istediği şeklindeki söylemi asla doğru değildir.
İnnâ edatı yönünden ele alış: müellife göre kesinlik edatı, iki kişinin Yûsuf'u yeni değil çok eskiden beri tanıdıklarını gösterir; geleneksel "zindanda tesadüfen tanıştılar" kabulünü çürütür. (Pasajın ortasındaki Arapça iktibas … ile atlanmıştır.)
Oysa ayetin son cümlesinin kesinlik ifade eden … inna edatıyla başlaması, bu kişilerin Yusuf’u çok iyi tanıdıklarını göstermektedir. Bu edat, kendisinden sonra gelen cümlede varılan yargıların şüphe götürmez bir şekilde kesin olduğunu belirten bir edattır.
Şüphesiz biz seni iyilik yapanlardan görüyoruz” dedi
Bölüm başında, tahlilden önce verilen ve müellifin eleştireceği meâl; metinde açıkça (DİB meali) diye etiketlenmiştir. Yalnız 36. âyetin son cümlesi ele alınmaktadır.
Şüphesiz biz seni iyilik yapanlardan görüyoruz” dedi (DİB meali).
Müellifin tahlil sonucu açıkça sahiplendiği karşılık ('verilmesi gereken doğru anlam'). Te'vîl = 'aslına döndürme / işin aslı' okumasına dayanır; bölümün sonunda aynı karşılık bir kez daha tekrarlanır.
Bu açıklamalardan sonra anlamaya çalıştığımız ayetteki … “bize onu tevilini bildir” cümlesine dönecek olursak, cümleye verilmesi gereken doğru anlamın “bize onun aslını bildir” şeklinde olması daha isabetli olacaktır.
şüphesiz ki ben kendi görüşümü belirtip bir yorumla üst başkanıma benimsetirim, (kadın) bununla herkese üstün gelir
Bölümün sonuç meâli: müellifin ikinci adamın cümlesinin tamamı için verdiği kendi karşılığı. Bölüm içinde iki kez (tahlil sonrası ve bölüm sonunda) aynı lafızla tekrarlanmıştır; tek kayıt olarak alındı. 'et-tayr' burada 'herkes/kamu' olarak okunmuştur.
Şimdilik bu adamın söylediği cümleye daha isabetli olduğunu öngördüğümüz meali bir daha vererek bir sonraki cümleyi anlamaya çalışalım. … Diğeri “şüphesiz ki ben kendi görüşümü belirtip bir yorumla üst başkanıma benimsetirim, (kadın) bununla herkese üstün gelir” dedi.
şüphesiz ki ben herhangi bir gizliliği kendim sezinler, özünü (ortaya) çıkarırım
Müellifin tahlilinin sonucu olarak açıkça sahiplendiği kendi karşılığı ('daha isabetli olacaktır'); bölümün sonunda aynı meâl bir kez daha tekrarlanır. 'ea'siru hamran' ibaresine 'herhangi bir gizliliğin özünü çıkarmak' anlamı verilmiştir.
Bu durumda birinci adamın söylediği cümlenin tamamına … “şüphesiz ki ben herhangi bir gizliliği kendim sezinler, özünü (ortaya) çıkarırım” şeklinde bir mana vermek daha isabetli olacaktır.
İkisinden biri, “Ben rüyamda şaraplık üzüm sıktığımı gördüm” dedi
Bölüm başında, tahlilden önce verilen ve müellifin açıkça DİB'e nispet ettiği meâl. Müellif bu çeviriyi hem muzâri fiilleri mâzî yaptığı hem de hamr'a 'şaraplık üzüm' dediği için eleştirir.
İkisinden biri, “Ben rüyamda şaraplık üzüm sıktığımı gördüm” dedi (DİB meali).
o gizliliğe onunla beraber (yardımlaşan) iki danışman da dahil oldu.
Bölüm sonunda, tahlilin sonucu olarak ve 'anlamı şu şekilde olmalıdır' beyanıyla açıkça sahiplenilen müellif meâli (yalnız 36. âyetin İLK cümlesi). Yaygın karşılıktan dört noktada ayrılır: es-sicn = 'o gizlilik', dehale = 'dahil oldu', meahu = '(yardımlaşan) onunla beraber', feteyân = 'iki danışman'.
Bu açıklamalardan sonra anlamaya çalıştığımız 36. ayetin ilk cümlesinin anlamı şu şekilde olmalıdır. […] “o gizliliğe onunla beraber (yardımlaşan) iki danışman da dahil oldu.”
Müellifin 12/36'nın ilk cümlesine dair dört basamaklı tahlili: (1) meahu bilinçli/yardımlaşmaya dayalı birlikteliktir; (2) dehale fiili üç kişiyi tek fiilde birleştirir; (3) kimse zindana kendi isteğiyle girmeyeceğine göre es-sicn 'zindan' olamaz; (4) ال takısı marifelik gerektirir ama metinde zindanı tanıtan hiçbir karîne yoktur. Sonuç: es-sicn = 'o gizlenen', feteyân = 'danışman'.
Halbuki ayette geçen … meahu “onunla beraber” kelimesi tesadüfi bir birlikteliği değil, içerik olarak da bir birlikteliği vurgulayan bir anlama sahiptir. Bunun yanında ayetin en başındaki … dehale “girdi” fiili her üçünü birden aynı fiilde birleştirmiştir. Daha da önemlisi cümlenin “zindana girdi” şeklinde, zindana girmenin sanki onların kendi istekleriyle olduğu gibi başlamasıdır. Normal olarak zindana girilmez. Çünkü kişiler zindana bir ceza olarak başkası tarafından atılırlar/kapatılırlar.
Âyetin iki cümlesi (birincinin 'innî erânî a'siru hamran' ve ikincinin 'innî erânî ahmilu fevka ra'sî hubzen...' sözleri) ayrı ayrı ele alınır; müellif metinde '(Yusuf 12/36)' numarasını açıkça verir. İki cümlede de rüya kelimesi yoktur ve fiillerin tamamı muzâridir.
Bu cümlenin hangi kelimesinden adamın rüya gördüğü çıkarılmıştır! Çünkü cümlenin içinde rüya anlamı verebileceğimiz herhangi bir kelime yoktur. Kaldı ki daha önce de belirtildiği üzere, eğer bu adam rüya görmüşse ve onu anlatıyorsa kullanılan kelimelerin geçmiş zaman kipinde yani mazi olması gerekirdi. Aynı şekilde ikinci kişinin de söylediklerinde rüya kelimesi yoktur ve onun söylediklerinde de kullanılan fiillerin tamamı müzaridir.
Müellifin âyet tenkidinin iki dayanağı: (1) âyetin Arapça metninde 'rüya' anlamı verilebilecek tek kelime yoktur, bu kelime meâllere sonradan eklenmiştir; (2) âyetteki fiillerin hemen hepsi muzâri iken mâzî kipiyle çevrilmiştir. Bu bölümde müellif âyete kendi meâlini VERMEZ; kelime tahlilini bir sonraki bölüme bırakır.
Ayetin Arapça metninde rüya anlamı verilebilecek herhangi bir kelime yokken rüya kelimesi sanki ayetin Arapça metninde varmış gibi eklenmiş bununla da yetinilmeyerek hemen hepsi muzari (geniş/şimdiki/ gelecek zaman) kipinde olan fiilleri mazi (geçmiş zaman) kipinde çevirmişlerdir.
Onunla beraber zindana iki delikanlı daha girdi. Biri, “Ben rüyamda şaraplık üzüm sıktığımı gördüm” dedi. Diğeri, “Ben de rüyamda başımın üzerinde, kuşların yediği bir ekmek taşıdığımı gördüm. Bize bunun yorumunu haber ver. Şüphesiz biz seni iyilik yapanlardan görüyoruz” dedi
Bölüm başında, tahlilden önce verilen ve metinde açıkça (DİB meali) diye etiketlenen yaygın meâl. Müellif, başvurduğu bütün meâl ve tefsirlerin buna benzer mana verdiğini söyleyip bölüm boyunca bu çeviriyi eleştirir.
Onunla beraber zindana iki delikanlı daha girdi. Biri, “Ben rüyamda şaraplık üzüm sıktığımı gördüm” dedi. Diğeri, “Ben de rüyamda başımın üzerinde, kuşların yediği bir ekmek taşıdığımı gördüm. Bize bunun yorumunu haber ver. Şüphesiz biz seni iyilik yapanlardan görüyoruz” dedi (DİB meali).
Müellifin önceki bölümde temellendirdiği tezin hatırlatılması: 12/36'da anlatılanlar rüya değildir. 12/43 ise nekre isimleri ve iki defa geçen rüya kelimesiyle bunun tersi bir tablo sunar.
Hatırlanacağı üzere 36. ayette fiillerin muzari ve isimlerin marife olarak geçmesinden ve bunun yanında ayetin içinde rüya kelimesi olmamasından dolayı Yusuf’un iki arkadaşının söylediklerinin birer rüya olmadığını belirtmiştik.
O gizliliğe onunla beraber (yardımlaşan) iki danışman da dahil oldu!
Müellifin "doğru anlamın … olması gerektiğini … ortaya koymuştuk" diyerek açıkça sahiplendiği kendi karşılığı (önceki bölümlerde temellendirilmiş, burada tekrar ediliyor). Ayrıca bu iki kişinin anlattıklarının rüya olmadığını ve Yusuf'u "sen Salihlerden birisin" diyecek kadar iyi tanıdıklarını söyler.
Daha önceki bölümlerde bu adamların “sen Salihlerden birisin” diyecek kadar Yusuf’u iyi tanıdıklarını, 36. ayetin başında geçen … bu cümleye verilen anlamın “onunla beraber iki genç daha zindana girdi” şeklinde olmasının mümkün olmadığını, doğru anlamın; “O gizliliğe onunla beraber (yardımlaşan) iki danışman da dahil oldu!” olması gerektiğini ve bu iki kişinin anlattıklarının da rüya olmadığını ortaya koymuştuk.
Müellifin 'nebbi'nâ' kelimesi üzerinden ikinci sonucu: nebe' yalandan arınmış haber olduğu için, kelimenin seçilmesi iki görevlinin Yûsuf'a yöneltilen isnada inanmadığını zımnen gösterir.
Ayette iki arkadaşının … nebbe’na kelimesini kullanması ve bu kelimenin anlamının yalandan arınmış haber olmasından dolayı … nebbe’na bi te’vilihi “bize onun aslını bildir” ifadesi zımnen bu iki kişinin Yusuf hakkındaki Seyyid’in ehline bir kötülük tasarlama isnadının doğru olmadığına inandıklarını göstermektedir.
Müellifin (hi) zamiri tahlilinden çıkardığı sonuç: te'vîli istenen tek bir durum vardır, o da Yûsuf'un hangi soya mensup olduğunu açıklamamasıdır. Zamirin müfred-müzekker olması iki ayrı rüya varsayımını dışlar.
Yani adamlar “sana seyyidin ehline kötülük tasarladı isnadı olmasına rağmen, kimlerden olduğunu açıklamamanın altında yatan ana sebebi bize bildir” demektedirler.
Müellifin eleştirmek için aktardığı geleneksel okuma. Buna göre (hi) zamiri 'bunun' anlamındadır; müellif ise zamirin müfred-müzekker olmasının iki ayrı rüya varsayımını geçersiz kıldığını savunur.
Geleneksel anlayışa göre bu iki kişi zindanda iki farklı rüya görmüş ve Yusuf’a gelerek ayrı ayrı rüyalarını anlatmış ve … “bize bunun (rüyalarımızın) yorumunu bildir” diyerek, ondan bu rüyaları yorumlamasını istemişlerdir.
Müellife göre 12/36'daki 'minhu' zamirinin müzekker olması, zamirin iradesiz bir varlığa (ekmeğe) dönmesini imkânsız kılar; bu, 'kuşlar ekmekten yiyor' okumasını gramer bakımından geçersizleştirir.
Oysa bu zamir (…) müzekker (eril) bir zamirdir ve Arapçada iradesiz varlıklar bu zamirle değil … hâ zamiri ile gösterilirler.
...ve diğeri de dedi ki “kendi görüşümü herhangi bir yorumla (yoğurmayla) üstteki başkanıma benimsetirim...
Müellifin, cümlenin ilk yarısı (vekāle'l-âharu innî erânî ahmilu fevka re'sî hubzen) için tahlil sonucu verdiği ve açıkça sahiplendiği karşılık. 'ahmilu' = görüş benimsetmek, 'fevka re'sî' = üstteki başkanım, 'hubzen' = yoğurma/yorum okumasına dayanır.
İşte bu açıklamalara göre adamın söylediği uzun cümlenin ilk yarısına daha isabetli olduğunu öngördüğümüz mealin şu şekilde olması daha doğru gözükmektedir. … “...ve diğeri de dedi ki “kendi görüşümü herhangi bir yorumla (yoğurmayla) üstteki başkanıma benimsetirim...”
Bölümün ana sonucu: 12/36'da konuşan birinci kişi, mesleğini tarif etmektedir; müellife göre bu kişi bir casus / soruşturma memurudur ve 12/25'te susan erkek memurla aynı kişidir.
Adam bu cümleyle ne iş yaptığını açıklamaktadır. Bu söylemden adamın görevinin gizli kapaklı olduğuna inanılan işleri takip edip ortaya çıkarmak olduğu, yani bir casus veya bir soruşturma memuru olduğu anlaşılmaktadır.
Müellife göre 12/36'daki erânî kelimesi 'rüyamda gördüm' anlamına gelemez; kelime muzâridir ve 'kendimi görürüm/görüyorum/göreceğim' karşılıklarından birini gerektirir. Âyette anlatılanın rüya olduğunu gösteren tek bir delil veya ima yoktur.
Yukarıdaki meallerde “ben rüyamda gördüm” şeklinde çevrilen kelime أَرَانِي erânî kelimesidir. Bu kelime asla “ben rüyamda gördüm” anlamına gelemez.
Onlardan biri: “Ben rüyada kendimi şarap sıkıyor gördüm” dedi.
Müellifin eleştiri için aktardığı meâl listesinden; müellife göre 'şarap sıkmak' zaten sıkma sonucu elde edilmiş bir sıvının yeniden sıkılması olduğu için anlamsızdır.
Ahmet Varol Meali Onlardan biri: “Ben rüyada kendimi şarap sıkıyor gördüm” dedi.
Müellifin kıssa kurgusundaki kilit eşleştirme: 12/21'de Yûsuf'u satın alan adam, 12/36'daki ikinci adam ve 12/42'de sırdaş diye tanıtılan kişi aynı kişidir.
Bu cümleden de anlıyoruz ki, Yusuf’u satın alan adam ile hem bu hem de 36. ayette bahsi geçmiş ikinci adam aynı adamdır.
şüphesiz ki ben kendi görüşümü belirtip bir yorumla üst başkanıma benimsetirim, (kadın) bununla herkese üstün gelir
İkinci adamın 36. âyetteki sözü için müellifin karşılığı; Yûsuf'un 41. âyetteki cevabı ('konumunu güçlendirecek…') buna karşılık gelir.
Yusuf’un diğer arkadaşı 36. ayette şöyle söylemişti. َفَوْق ُأَحْ مِل أَرَانِي إِنِّي ُمِنْه ُالطَّيْر ُتَأْكُل خُبْزًا رَأْسِي ۖ “şüphesiz ki ben kendi görüşümü belirtip bir yorumla üst başkanıma benimsetirim, (kadın) bununla herkese üstün gelir” dedi
ben herhangi bir gizliliği kendim sezinler, özünü (ortaya) çıkarırım.
Birinci adamın 36. âyetteki sözü için müellifin önceki bölümlerde verdiği ve burada tekrarladığı karşılık; müellife göre bu bir rüya anlatımı değildir. Yûsuf'un 41. âyetteki karşılığı ('gizlilikleri iletmeye devam edecek') bu söze cevaptır.
Yusuf’un arkadaşlarından biri 36. ayette şöyle demişti. خَمْرًا ُأَعْصِ ر أَرَانِي إِنِّي ben herhangi bir gizliliği kendim sezinler, özünü (ortaya) çıkarırım.”
bize o (işin)’nun aslının doğru haberini sen ver, çünkü biz senin Muhsinlerden biri olduğuna kesinlikle eminiz (görüyoruz)
Nebbi'nâ bi-te'vîlihî yönünden ele alış: müellife göre iki kişi rüya yorumu değil, Yûsuf'a yapılan isnadın aslını sormaktadır; çünkü ona isnat edilen "kraliyet ailesine kötülük tasarlamak" suçlamasına inanmamaktadırlar.
En sonunda ikisinin beraberce söylediği … “bize o (işin)’nun aslının doğru haberini sen ver, çünkü biz senin Muhsinlerden biri olduğuna kesinlikle eminiz (görüyoruz)” cümlesi onu bu sürece getiren işin ana sebebinin ne olduğunu öğrenmek istemelerinden dolayıdır.
Biz kesinlikle senin Muhsinlerden biri olduğunu biliyoruz, buna eminiz, bundan şüphemiz yok
Müellifin innâ edatının katkısını açımlayan kendi karşılığı; dipnotta "Cümlenin başında geçen inna edatının cümleye bu şekilde bir katkısı vardır" diye gerekçelendirilmiştir.
Bu iki adam Yusuf’un Muhsinlerden biri olduğuna dair en ufak bir şüphe taşımamaktadırlar. “Biz kesinlikle senin Muhsinlerden biri olduğunu biliyoruz, buna eminiz, bundan şüphemiz yok” demektedirler.
biz kesinlikle senin o Muhsinlerden biri olduğunu görüyoruz
Marife (el-) yönünden ele alış: el-Muhsinîn marife olduğu için çeviriye "o Muhsinler" diye yansımalıdır. Müellif "olması gerekmektedir" diyerek bu karşılığı açıkça sahiplenmektedir. Ayrıca meallerin bu cümleyi "iyilik yapanlardan biri" diye çevirmesinin anlamı marifeden nekreye kaydırdığını söyler.
Normal olarak tanıma ve bilmenin, kelimenin çevirisine yansıması ve cümlenin … “biz kesinlikle senin o Muhsinlerden biri olduğunu görüyoruz” şeklinde olması gerekmektedir.
o gizliliğe onunla beraber (yardımlaşan) iki danışman da dahil oldu
Müellifin âyetin başlangıç cümlesi için daha önce temellendirdiği kendi karşılığını hatırlatması. Yaygın meâl 'onunla birlikte zindana iki genç daha girdi' şeklindedir; müellif 'sicn'i gizlilik, 'feteyân'ı danışman, 'meahu'yu yardımlaşma olarak okur.
Hatırlanacağı üzere ayet … “o gizliliğe onunla beraber (yardımlaşan) iki danışman da dahil oldu” şeklinde başlamıştı.
Müellif, 12/36'daki ikinci adamın kimliğini önceki âyetlerdeki eril kişiliklerle karşılaştırır: Seyyid olamayacağı açıktır; 12/21'deki adamla aynı kişi olduğunu gösteren kuvvetli bir dilsel bağ da henüz yoktur, deliller ilerideki âyetlerde gelecektir.
İlk defa bir adamla ilgili bu kadar detaylı bilgiler verilmektedir. Bundan önceki ayetlerde eril kişilik olarak tanıtılan sadece iki kişi vardır. Bir tanesi 25. ayette Seyyid, diğeri ise 21. ayette Yusuf’u satın alan adam.
Müellif 12/36'daki et-tayr'ı 'kuşlar' değil 'Mısır ülkesindeki herkes / kamu' olarak okur; dayanağı aynı kökün İnsân 76/7'de 'herkesi kapsayan' anlamında kullanılması ve kelimenin marife-tekil gelmesidir.
Meselenin daha iyi anlaşılması için … el tayru kelimesi üzerinde biraz daha durmak faydalı olacaktır. Bu kelime İnsan suresinin 7. ayetinde yaygın, bilinen, tüm insanlık, kamu, herkes anlamında kullanılmıştır.
Müellif, Kur'an'ın zindana giren iki kişinin mesleğine dair hiçbir şey söylemediğini, buna karşılık Tevrat'ın (baş saki / fırıncıbaşı) ve tefsirlerin (kralın iki uşağı, aşçı ve sucu) meslek atadığını gösterir. 'Onunla beraber iki genç zindana girdi' ifadesi burada Arapça cümlenin birebir karşılığı olarak, tahlilin malzemesi olarak verilmiştir.
Kur’an ise zindana giren iki kişinin meslekleri ile alakalı herhangi bir şey dememiş sadece … “onunla beraber iki genç zindana girdi” demiştir.
Müellif, Yûsuf'un yabancı olmasına rağmen nasıl danışman olduğu sorusunun cevabını 12/36'ya havale eder; bu görevin bir himaye/tavsiye gerektirdiğini söyler.
Yusuf’un Mısırlı biri olmadığı halde, nasıl Aziz kadının danışmanı olduğu cevaplanması gereken bir sorudur. Bu soru 36. ayette cevabını bulacaktır.
Râzî'den aktarılan geleneksel kurgu: iki kişinin kralın aşçısı ve sâkîsi oldukları, rüyalarının mesleklerine uygun düştüğü. Müellif bu kurguyu reddeder; ona göre "zâlikumâ" zamiri Yusuf ile bu iki adamın tanışıklığının çok önceye dayandığını gösterir ve kurguyu yerle bir eder. Metinde âyet numarası yazılı değil, "bir önceki ayet" ifadesinden çıkarıldı.
Cenab-ı Hakk’ın … “onunla beraber iki genç zindana girdi” beyanına gelince; denildiğine göre bunlar, Mısır’daki en büyük kralın iki uşağı idiler.
Nerâke yönünden ele alış: müellife göre kelime burada fizikî görmeyi değil bilmek, anlamak, emin olmak, görüş sahibi olmak gibi mecazî bir anlamı ifade eder; Muhsinlik manevî olduğu için dıştan bakılarak görülemez.
İşte bu iki kişinin … “şüphesiz senin Muhsinlerden olduğunu görüyoruz” demesinin sebebi budur.
İki genç de onunla (Yusuf’la) beraber zindana girdi.
Bölüm başında, tahlilden önce verilen yaygın karşılık. Etiket yoktur (bir önceki bölümde aynı âyetin tam meâli '(DİB meali)' olarak verilmişti); talimat gereği kesin sayılmayıp meal_kaynak='belirsiz' kaydedildi. Müellif bölüm boyunca bu karşılığın her kelimesini reddeder.
“İki genç de onunla (Yusuf’la) beraber zindana girdi.”
Öbürü de, ben de rüyamda kendimi başım üzerinde ekmek taşırken ve kuşlar da ondan yerken gördüm” dedi
Râzî'nin Tefsîr-i Kebîr'inden aktarılan âyet karşılığı ve rüya rivayeti. Müellif bu aktarımı onaylamak için değil, tefsirin Tevrat anlatısıyla tıpatıp örtüştüğünü ve âyette bulunmayan 'rüya' kelimesinin nasıl metne sokulduğunu göstermek için yapar.
Aşçı ise şöyle dedi: “Ben de kendimi şöyle gördüm; sanki başımın üstünde üç tane sepet var. İçlerinde de ekmek ve çeşitli yiyecekler. Birden yırtıcı kuşlar, onları ısırıp koparmaya başlıyor!” Bu da Cenab-ı Hakk’ın, “Öbürü de, ben de rüyamda kendimi başım üzerinde ekmek taşırken ve kuşlar da ondan yerken gördüm” dedi” ayetinin ifade ettiği husustur.
Müellifin, 12/36'nın son cümlesi (nebbi'nâ bi-te'vîlihî) için kullandığı kendi karşılığı. Yaygın meâl 'bize bunun yorumunu haber ver' şeklindedir; müellifin te'vîl = 'aslına döndürme' okumasından doğan bu karşılık bir sonraki bölümde ayrıntılı temellendirilir.
Zira her iki adamın bunları Yusuf’a anlatmasının ana sebebi … “bize bunun aslını haber ver” şeklinde gelen bir sonraki cümlede belirtilmiştir.
Onlardan biri: “Doğrusu ben(rüyâmda) kendimi görüyorum ki üzüm sıkıyorum!” dedi.
Meâl listesinde Hasan Basri Çantay ile Kadri Çelik arasında yer alan kayıt. PDF metin katmanında meâl sahibinin adı gövdeden düşüp dipnot bloğuna ('Hayrat Neşriyat Meali') taşınmış; alfabetik sıra ve dipnot kaydı bu atfı destekler, yine de doğrulanmalıdır.
Onlardan biri: “Doğrusu ben(rüyâmda) kendimi görüyorum ki üzüm sıkıyorum!” dedi.
Meâl listesinde Ahmet Varol ile Ali Fikri Yavuz arasında yer alan kayıt. PDF metin katmanında meâl sahibinin adı gövdeden düşüp dipnot bloğuna ('Ali Bulaç Meali') taşınmış; alfabetik sıra ve dipnot kaydı bu atfı destekler, yine de doğrulanmalıdır.
Everything explained in the articles and videos published on this site is what the authors — primarily Ramazan Demir — understood from the Qur'an; it is never the Qur'an itself.