Als nun die Karawane aufgebrochen war, sagte ihr Vater: Wahrlich, ich nehme Yusufs Geruch war. Wenn ihr mich nur nicht bezichtigen würdet, Unsinn zu reden!
Wörter im Vers und ihre arabische Grammatik. Klicke ein Wort, um das Detail zu öffnen.
Kervan ayrıldığında önderleri, “Eğer, siz beni geçersiz hale getirmezseniz, ben kesinlikle Yusuf’un Rih’ını (gücünü) yemin olsun elde edeceğim” dedi.
“rîha Yûsuf” koku değil parantezle “güç” diye karşılanmış; “ebûhüm” de baba değil “önderleri” diye çevrilmiştir. “Tüfennidûn” ise “beni geçersiz hale getirmek”tir.
(12/94) Kervan ayrıldığında önderleri, “Eğer, siz beni geçersiz hale getirmezseniz, ben kesinlikle Yusuf’un Rih’ını (gücünü) yemin olsun elde edeceğim” dedi.
Kervan ayrıldığında önderleri, “Eğer, siz beni geçersiz hale getirmezseniz, ben kesinlikle Yusuf’un Rih’ını (gücünü) yemin olsun elde edeceğim” dedi.
Müellifin kendi meâli: 'ebûhum' Yakub değil 'onların önderi', yani en büyük kardeştir; konuşan kervanla birlikte yola çıkmış olan büyük ağabeydir.
Bu açıklamalardan sonra ayette geçen … ebuhum kelimesinin anlamının “onların önderi” olmasında herhangi bir sakıncasının olmaması gerekmektedir. Tüm bu açıklamalardan sonra ayete öngördüğümüz mana aşağıdaki gibidir.
Müellife göre 'le ecidu' kelimesinin kökü olan v-c-d, Kur'an'da 107 yerde geçer ve bunların hiçbiri koku almak anlamında değildir; kök var olma, bulma, elde etme anlam ailesindedir.
hiçbiri koku bulmak ya da sadece burunla bir şeyi bulmayı yani koku almayı ifade eder şekilde gelmemiştir.
Müellif, istisnasız bütün meal ve müfessirlerin bu ibareye 'Yusuf'un kokusunu alıyorum/duyuyorum' manası verdiğini, bunun eleştirilecek yaygın anlayış olduğunu belirtir.
… le ecidu riha Yusuf ifadesine Yakup’a atfedilerek “Yusuf’un kokusunu duyuyorum” şeklinde anlam verilmesi şöyle bir durumun da ortaya çıkmasına sebep olmaktadır.
Kervan ayrıldığında önderleri, “Eğer, siz beni geçersiz hale getirmezseniz, ben kesinlikle Yusuf’un Rih’ını (gücünü) yemin olsun elde edeceğim” dedi.
Aynı âyetin ikinci yönü: 'rîh' kelimesinin Kur'an kullanımları arasında 'güç' de vardır; müellif burada 'Yusuf'un gücü' anlamını tercih eder ve âyeti büyük kardeşin, Yusuf'un gücünü ele geçirme teklifi olarak okur.
Ayette geçen … rîha yûsufa ifadesinin anlamının “Yusuf’un gücü” olması daha isabetlidir. Büyük kardeş büyülenip gözlerini kamaştıran Yusuf’un gücünü elde etmeyi kardeşlerine teklif etmiştir.
Müellifin tezinin özeti: 'ebûhum' ile kastedilen Yakub değil, kardeşlerin önderi konumundaki en büyük oğuldur; Yakub zaten kendisinden sonraki bütün nesil için 'ebûhum' konumundadır, dolayısıyla kelime tek başına Yakub'u göstermez.
Ayette geçen … ebuhum kelimesinin kast ettiği kişi Yakup değil, Yakup’un en büyük oğludur.
Müellif 've-lemmâ' edatının 'kervan ayrıldığı anda' anlamı verdiğini, bu yüzden kokunun rüzgâr hızıyla değil ışık hızıyla ulaşması gerekeceğini, bunun da yaygın manayı imkânsız kıldığını söyler.
Oysa ayete dikkatli bakıldığında … edatıyla başladığı görülecektir. Ayetin başında gelen … cümlesi “Kervan ayrıldığında” anlamına gelmektedir. Yani koku Yakup’a rüzgâr hızıyla değil ışık hızıyla gelmiş olmaktadır.
Müellifin tutarlılık eleştirisi: koku hava/rüzgâr yoluyla ulaştıysa yanındakilerin de duyması, mucize ise kesinlikle diğerlerinin de alması gerekirdi; o hâlde Yakub'un özür beyan eder gibi konuşması anlamsızdır.
Şu hâlde havadan yayılan kokuyu alan Yakup’un yanındakilere “bana bunak demezseniz ben Yusuf’un kokusunu alıyorum” şeklinde değil de “ben Yusuf’un kokusunu alıyorum, siz de alıyor musunuz?” şeklinde konuşması gerekirdi.
Müellif yaygın mealin lâm harfini ihmal ettiğini gösterir: lâm dikkate alınınca cümle yemin bildirir; yemin ederek konuşan birinin 'bana bunak demezseniz' diye özür beyan etmesi çelişkidir. Bu, müellifin benimsediği meal değil, eleştirdiği mealin gramere uydurulmuş hâlidir.
Bu harfin anlama yaptığı katkıyı göz önüne alarak … cümlesine anlam verdiğimizde “vallahi Yusuf’un kokusunu alıyorum” şeklinde olmak durumundadır.
Tam âyet meâli değil, âyetin son ibaresinin (levlâ en tüfennidûn) müellifin sarf tahlilinden çıkardığı karşılığıdır; ‘olması gerekmektedir’ ifadesiyle açıkça sahiplenilmiştir. Kelime muzâri, müzekker, cem'i ve muhataptır; cümle başındaki lev ve lâ edatları olumsuzluk ve şart anlamı katar. Müellif bölüm sonunda dört muhtemel karşılık sıralar (bunaklık yapmazsanız / saçmalamazsanız / geçersiz yapmazsanız / hatanızdan pişmanlık duymazsanız) ve hangisinin tercih edileceğinin ancak diğer kelimelerin anlaşılmasıyla belirleneceğini söyler. Bölümde âyetin TAM müellif meâli VERİLMEMİŞTİR.
Bu durumda cümlenin anlamı تُفَنِّدُون ْأَن َلَوْل “eğer siz bunamamışsanız” şeklinde olması gerekmektedir. Bunun yanında cümlenin içinde “demezseniz” şeklinde bir kelime de bulunmamaktadır.
Bölüm başında verilen, kaynağı DİB olarak etiketlenmiş meal. Müellif, başvurduğu 28 mealin istisnasız bu şekilde çevirdiğini, yaklaşık 17 tefsirin de olayı mucize saydığını söyler ve bölüm boyunca hem mucize açıklamasını hem de bu meali reddeder. Âyet numarası metinde yazılı değildir.
Kervan ayrıldığında önderleri, 'Eğer, siz beni geçersiz hale getirmezseniz, ben kesinlikle Yusuf'un Rih'ını (gücünü) yemin olsun elde edeceğim' dedi.
Müellif 'ريح يوسف'u 'Yusuf'un kokusu' değil 'Yusuf'un gücü/etkisi' olarak yorumlamaktadır.
(12/94) Kervan ayrıldığında önderleri, "Eğer, siz beni geçersiz hale getirmezseniz, ben kesinlikle Yusuf'un Rih'ını (gücünü) yemin olsun elde edeceğim" dedi
Alles, was in den auf dieser Website veröffentlichten Artikeln und Videos dargelegt wird, ist das, was die Autoren – allen voran Ramazan Demir – aus dem Koran verstanden haben; es ist niemals der Koran selbst.