Tek Kaynak
📄 Makale

Allah’a Giden Akıl DNA’sını Bozanlar

Ramazan Demir 10 dk 15.10.2020 kurantekkaynaktir.net

15 EKİM 2020 KUR’AN DİLİNE MÜDAHELE / SUR’A ÜFLEMEK..Mİ? Meal ve tefsir yazarlarının rivayet ve ilkesizce yaklaşımlar üzerinden oluşturdukları Kuran algısı onları mealini ve tefsirini yaptıkları Kurana karşı iki tür davranışa itmektedir. 1- KURANIN METNİNE MÜDAHALE ETMEK; Meal ve tefsir yazarları bu müdahaleyi "olmayan kelimeleri eklemek, kelimelerin vezinlerini, zamanlarını ve kalıplarını değiştirmek, kafadalarındaki hazır şablonlara göre kelimelere mana tercih etmek, cümleleri istedikleri yerden istedikleri gibi bölmek, cümlenin irabını metne göre değil de kendi anlayışlarına göre yapmak vs" şeklindedir 2- KUR'ANIN METNİNDEKİ KELİMELERİ GÖRMEZDEN GELMEK, YOK SAYMAK; Yukarıda saydığımız şekillerde yaptıkları müdahalelerle istedikleri anlamı elde edemezlerse bu sefer hem meallerine hem de tefsirlerine orjinal metindeki bazı kelimeleri görmezden gelerek manalar vermek MESELA (Kehf 18/99) وَتَرَكْنَا بَعْضَهُمْ يَوْمَئِذٍ يَمُوجُ فٖى بَعْضٍ وَنُفِخَ فِى الصُّورِ فَجَمَعْنَاهُمْ جَمْعًا O gün onlardan biri diğerinin içinde dalgalanacaktır. Sura üflenince de tamamını bir araya toplayacağız.”SV meali Bu meale dikkat edilirse orjinal metnin en başındaki TEREKNA (اَنَكَرَتَو kelimesinin meale hiç yansımadığı yani mealde bir karşılığının olmadığı görülecektir. Bu ayette olan kelimeyi görmezden gelerek meallerine hiç yansıtmayan aynı mealin yazarları şu ayette ise ayette olmayan kelimeleri ayete eklemişlerdir Nisa 4/47 يَا اَيُّهَا الَّذٖينَ اُوتُوا الْكِتَابَ اٰمِنُوا بِمَا نَزَّلْنَا مُصَدِّقًا لِمَا مَعَكُمْ مِنْ قَبْلِ اَنْ نَطْمِسَ وُجُوهًا فَنَرُدَّهَا عَلٰى اَدْبَارِهَا اَوْ نَلْعَنَهُمْ كَمَا لَعَنَّا اَصْحَابَ السَّبْتِ وَكَانَ اَمْرُ اللِّٰ مَفْعُولً Ey kendilerine Kitap verilenler! Sizin yanınızda olanı tasdik eder özellikte indirdiğimize (bu Kitaba) inanıp güvenin, yoksa itibarınızı yok eder, sizi yüzünüze bakılmaz hale getiririz veya cumartesi yasağını çiğneyen ahaliyi[1*] dışladığımız (lanetlediğimiz) gibi sizi de dışlayabiliriz. Allah'ın emri daima yerine gelir”[2*]. Bu ayetin sonuna doğru gelen كَمَا لَعَنَّا اَصْحَابَ السَّبْتِ KEMA LEANNE ESHABES SEBT)bu cümle meale """cumartesi yasağını çiğneyen ahaliyi[1*] dışladığımız (lanetlediğimiz) gibi""" şeklinde yansıtılmış orjinal metinde bulunmayan "YASAĞI ÇİĞNEYEN" kelimeleri metinde varmış gibi meale konmuştur Bu meal yazarlarını Kurana karşı bu kadar cüretkar yapan şey, her iki ayetin konusu ile alakalı rivayetler üzerinden oluşturulmuş hazır şablonlardır. Getirebileceğimiz örnekler sadece bu ik ayet ile sınırlı değildir. Yüclerce hatta binlerce örnek getirmek mümkündür. Örnek getirdiğimiz bu iki davranış biçimi tespit edilmesi en kolay olandır. Bir de tespit edilmesi epey zahmetli çalışmalar gerektirenleri vardır ki bu başka bir oturumun konusudur. Yukarıya aldığımız mealin yazarları (S.V) televizyonlarda şunu diyorlardı; "Bu kuranı Arapça bilmeyenler değil, Arapça bilenler tahrif ediyor". Tabiki bunu derken kendilerini, Arapça bilip de TAHRİF EDEN kesimden saymıyorlardı. Yukarıda Nisa 47.ayetine kafalarındaki şablona göre mana vererek ayete YASAĞI ÇİĞNEYEN kelimelerini ekleyen meal yazarları, ayetin anlamını taban tabana zıt bir konuma getirmişlerdir. O mealin yazarlarının ekleme yaparak çevirdikleri cümleye göre Yüce Allah cumartesi yasağı koymuş ve bu yasağı çiğneyenleri bu yasağa uymayanları lanetlemiştir. Oysa cümleye hiç kelime eklemeden düz br çeviri yaptığımızda mana şunun gibi olacaktır...SEBT ASHABINI LANETLEDİĞİMİZ GİBİ. O meal yazarlarının cümleye verdikleri anlam ise.."CUMARTESİ YASAĞINI ÇİĞNEYEN AHALİYİ LANETLEDİĞİMİZ GİBİ Son iki yıldır evire çevire tasdik konusunu işleyen ve kendi meallerinde de bol bol yahudilerin tevrat dediği kitaptan pasajlar ekleyen bu VAKIF, Kuranın yahudilerin cumartesi yasaklarını TASDİK ettiğini yani onayladıklarını söylemiş olmaktalar. Yukarıya aldığımız KEHF 99.ayette ise durum biraz daha farklıdır. Genel kanıya yani mevcut dini anlayışa göre dünyanın sonu (Es saat) şöyle gerçekleşecektir. Kuranda geçmediği halde adı bilinen İSRAFİL adındaki bir melek SUR denilen bir boruyu öttürecek ve o zaman tüm insanlar hatta Allah'ın dilediği çok az akıllı varlıklar dışındaki diğer akıllı varlıkların da hepsi ölecek. Anlaşılan o ki boruyu (SUR) üfleyen israfil adındaki melek ölmeyecek ki; ikinci defa sura üfleyecek ve o zaman mezardakilerde dahil tüm ölenler dirilecek Akıllı varlıkların sonu ve yeniden dirilişi ile ilgili anlatılan bu şablonu kafalarında taşıyan yukarıdaki (ve diğer) meal ve tefsir yazarları, bu şablonu bozmamak için Kuranda bu olay bağlamında geçtiği sanılan ayetlerdeki kelimelere MAZİ (geçmiş zaman) fiil olmasına rağmen GELECEK zaman manaları vermişlerdir. Bu şablon değişmez ve hatta değiştirilmesi teklif dahi edilemez bir olgu olarak kafalara yerleşince, doğal olarak bu şablona uymayan ayetlerdeki kelimeler değiştirilecektir nitekim değiştirilmiştir de Kuran'ın tamamı "kopmaz bir bütündür"..Bu bütünden kopuk anlaşılmaya çalışılan her konu sapmayı dehşet boyutlara taşıyacaktır. Bu en başında milimimetre bazında yapılan bir yanlışlıkla ölçülen uzun bir ölçünün en sonunda varılan kilometreler miktarındaki sapma gibidir. Bugün genel kabüle göre dünyanın çevresi yaklaşık 42.000 KM dir. Bir metrede yapılacak bir milimlik sapma sonuçta 420.000 metrelik bir sapma oluşturacaktır. İşte Kuran hakkındaki en ufak bir sapma bunun milyonlaca kat üstünde bir sapma oluşturacaktır ve nitekim oluşturmuştur da. Elbette ki bu sapmalar Kuranda değil, Kuranı anlamaya çalışan akılda oluşan sapmalardır. Akıl metre gibidir. Eğer o metredeki cm ve mm ler yanlış aralıklarla ölçülmüş ise o akıl artık baktığı herşeye o kafasındaki metreyle bakacak ve her ölçtüğünü sapmayla ölçecektir. Kuranın inişinden bu güne kadar sapan ve saptırılan Kuran değil, Kuranı anlamaya çalışan akıldır. Yoksa Kuranı saptırmaya kimsenin gücü yetmez Daha en başta sapan ve saptıran bir akılla Kuranı anlamlandırmaya çalışan GELENEK, bu akılla binlerce tarikat, yüzlerce mezhep, onbinlerce mücmel mesele ve ne yaparsanız yapın anlayamayacağınız KIRAATLER oluşturmuştur. MÜKTEABAT dediğimiz ve binlerce kütüphaneyi tıka basa dolduran birikim!! en başta yanlış bir metre ile başlanan ölçümün sonucunda, ölçüle ölçüle gelinen son durumdur MÜKTESABAT. Eğer Kuran doğru anlaşılmak isteniyorsa yapılması gereken ilk şey Arapça, gramer, sarf, nahiv vs okumak değil, akıl metresindeki mm ve cm leri çek etmektir. Çünkü istesek de istemesek de kabul etsek de etmesek de biz o geleneğin devamıyız. İnsan türü mantar gibi değildir, nasıl ki DNA larla ilk insana uzanan biyolojik yapısı varsa aklında DNA sı vardır ve bu DNA ilk insana kadar uzanır. Bilgi aktarımı ve edinme de işte bu DNA lara göre olur. Fakat, bilgi ve akıl olarak geriye doğru yapılacak bir DNA araştırması bizi ilk insana değil KURANA götürecektir Çünkü bilgi ve ilim Kuranın ta kendisidir. İşte bu yüzden her çağ ve dönemde biyolojik DNA lar üzerinde bir düzeltme yapamasak da, Akıl DNA ları üzerinde kesinlikle bir düzeltme yapabiliriz. Çünkü aklımızın ilk DNA sı Kurandır ve bilgi onunla başlamıştır. Biyolojik DNA bizi ilk insana, AKIL DNA'sı ise bizi İLKLERİ BAŞLATAN İLK'E YANİ YÜCE ALLAH'A GÖTÜRÜR. Yüce Allah'a giden akıl DNA sının çizgisi keşfedilemeyecek kadar karışık, düzeniyle oynanamayacak kadar grift değildir...Etrafınızda gördüğünüz bir çiçek, bir böcek, bir yaprak, bir damla su, gökteki bulut, esen rüzgar, üstüne bastığımız bir ot, öldürdüğümüz bir sivrisinek kısaca herşey hemen size bu bağı kurdurur. İnsan yaşadığı zamanda varlığa, insanlara ve olaylara karşı doğru tavır geliştirebilmesi için geçmişi bilmek zorundadır. Bu geçmiş bilgisi ne kadar kesin bilgi olursa insanın takınacağı tavırlarda o kadar kesin. Geçmişe dair bilgilerimiz hep gelenek, tarih ve bizden öncekilerin aktarımı üzerinden olmaktadır. Bunların hemen hepsi hakkında şüphe duyulması, değişebilir ve hatta tam tersine dönmesi mümkün olan bilgilerdir Sıradışı bir örnek vermek gerekirse; Herkesin kendi annesi ve babası ile bilgisi %100 kesin bilgi değildir. Aktarım ve peşin kabul üzerinden elde edilen bu bilginin bile yanlış çıkma ihtimali her zaman vardır. İşte kişinin kendi kimlik bilgileri bile değişmesi mümkün olan bilgilerdir ve biz bu bilgiler üzerine şu an içinde bulunduğumuz konuma göre tavır takınırız. AMA Kuranın geçmişe dair verdiği bilgiler doğruluğu %100 olan bilgilerdir. Bu bilgilere güvenerek kesin ve net tavırlar belirlemek, Kuranın verdiği geçmiş bilgisiyle uzun soluklu sürdürülebilir davranış biçimleri, ahlak, görüş, akıl, bilgi edinme ve bilgi aktarma geliştirmek mümkündür. Hatta bu SADECE KURAN İLE MÜMKÜNDÜR İşte en başta meallerini verdiğim meal yazarları, akıllarını Kuranın hazırladığı zemine konumlandırmadıkları gibi Kuranın içine kendi insan birikimlerini dahil ederek hem bilgide, hem akılda hem doğru tavırlarda dehşet boyutlarda bir sapmaya neden olmuşlardır. Kuranın içine karıştırılacak en ufak bir kelime, insanın aklının metresine eklenen cm lerdir. O metrenin üzerinde 100 cm. Ve bundan sonra herşey 110 cm ölçülecek ama ona 1 metre denilecektir. Gerçek metreyi elinize alıp "yahu arkadaş bu 100 cm değil 110 cm" dediğinizde kesinlkle dışlanan, tekfir edilen ve düzeni bozan siz olacaksınız. Buna en güze örnek Kuranda anlatılan Allah Resullerinin kıssalarıdır. Hepsinin muhatap olduğu toplumlar Allah'ı bilen ve hatta kafalrında oluşturdukları Allah bilgisine iman eden insanlardı Allah resulleri onlara gelince hepisinin ortak sözü SEN ALLAH'A İFTİRA ATIYORSUN olmuştu. Çünkü onların ölçtüğü ölçüye göre Allah, sadece kelimelerle kılavuzluk yapamazdı, elinde kelimelerden başka bir şey olmayan resul göndermez onu çeşitli olağan üstülüklerle ve tabiki güç kuvvet ve zenginlikle donatırdı. Onların ölçtüğü ölçüye göre resul SIRADAN olmaz, çarşı pazar dolaşamaz, toza toprağa belenemezdi. Onlar göre, Resul demek Yüce Allah'ın temsilcisi olmak demekti ve bu temsilci Yüce Allah'ın imkanları ile donatılmalı, sağına soluna ona destek verecek, yeri geldiğinde onu koruyacak, yeri geldiğinde insanların etkileyecek melekler olmalıydı. Gele gele, gülen, ağlayan, hastalanan, üzülen, yemek yiyen, tuvalete giden, tepesinde bulut dolaşmayan, bir bakışıyla dağları devirmeyen, ağaçları yürütmeyen sıradan biri geldi. İşte bu o aklın ölçtüğü metreye göre asıl ölçüden sapan kendileri değil gelen resuldür. Çünkü onlar yıllarca ellerindeki bir metreye göre herşeyi ölçmüş, bütün birikimleri o metre üzerinden elde etmiş ve o metreyle ölçtükleri bir dünyaya bakmışlardı Kehf 18/99) وَتَرَكْنَا بَ عْضَهُمْ يَوْمَئِذٍ يَمُوجُ فٖى بَعْضٍ وَنُفِخَ فِى الصُّورِ فَجَمَعْنَاهُمْ جَمْعًا “O gün onlardan biri diğerinin içinde dalgalanacaktır. Sura üflenince de tamamını bir araya toplayacağız”.SV meali Bu ayete verilen manaya geri dönecek olursak. Meal yazarlarına göre bu ayetin İSNADI, biraz önce bahsettiğim Dünyanın sonuna atıftır. Fiillerin mazi yani geçmiş zaman siğasında gelmesi de kafalardaki o anlamı ayetteki kelimelere yüklemenin önünde engel değildir. Ayette geçen SUR (ِ رواكلاkelimesi, صُّورِ kök harflerinden türemiştir. HAŞR suresinde bu kökten türemiş ismi fail olan MUSAVVİR kelimesi de Yüce Allah'ın esmasından sayılmıştır SEVARA صُّورِkelimesi anlam olarak, "seslenmek, çağırmak, ses çıkarmak, kesip ayırmak, kendisine doğru çekmek"" anlamlarına gelmektedir. Bu kökten türeyen MUSAVVİR kelimesi MODERN ARAPÇA da "kameraman" anlamındadır. Resim, fotoğraf, şekil anlamına gelen ve türkçeye de olduğu gibi geçmiş olan SURET kelimesi de bu kökten türemiştir, fotokopi, tasvir kelimeleri de yine bu kökten türemiştir. Yine türkçeye geçmiş TASAVVUR kelimesi de bu kökten türemiştir. Kuranda bu kökten türeyen isim ve fiil olarak 19 kelime bulunmaktadır. Ayette geçen SUR (ِ رواكلاkelimesine meal ve tefsir uleması ÜFLENİNCE sen çıkaran BORU manası vermişlerdir. Dünyanın sonunda İSRAFİL!! tarafından üflenilerek öttürülecek olan bu boru, bu olay bağlamında geçtiği her yerde MEÇHUL bir fiille geçmiştir. Mesela, muzari (geniş, şimdiki ve geniş zaman) fiil olarak En’âm/73 وَهُوَ الَّذٖى خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالَْرْضَ بِالْحَقِّ وَيَوْمَ يَقُولُ كُنْ فَيَكُونُ قَوْلُهُ الْحَقُّ وَلَهُ الْمُلْكُ يَوْمَ يُنْفَخُ فِى الصُّورِ عَالِمُ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ وَهُوَ الْحَكٖيمُ الْخَبٖيرُ “O, gökleri ve yeri hak (ve hikmet) ile yaratandır. «Ol!» dediği gün herşey oluverir. O'nun sözü gerçektir. Sûr'a üflendiği gün de hükümranlık O'nundur. Gizliyi ve açığı bilendir ve O, hikmet sahibidir, her şeyden haberdardır.”S.ATEŞ MEALİ Bu ayette YUNFEHU FİS SURİ şeklinde Mazi yani geçmiş zaman fiil olarak Yasin 36/51) وَنُفِخَ فِى الصُّورِ فَاِذَا هُمْ مِنَ الَْجْدَاثِ اِلٰى رَبِّهِمْ يَنْسِلُونَ “Sura üflenince bunlar; derhal kabirlerinden kalkar ve hızla Rablerine (hesap verecekleri yere) doğru akın ederler”.SV MEALİ SUR (üflenince ses çıkaran boru) hep dünyanın sonu ile ilişkilendirildiği için ondan önceki fiilin mazi yada müzari olmasının hiç bir anlamı kalmamış, ne şekilde gelirse gelsin fiili hep gelecek zaman fiili olarak çevirmişlerdir. Oysa, geçmiş zaman (mazi) bir fiile gelecek zaman anlamı ancak bazı özel edatlar gelmesi durumunda mümkündür. Eğer mazi bir kelimenin anlamını gelecek zamana taşıyacak bir edat yoksa, sadece kafalardaki anlam üzerinden geçmiş zaman fiilinin gelecek zamana çevrilmesi mümkün değildir. Ayetteki en küçük bir ilke ihlal edilince bu ihlallerin devamı da gelmek zorundadır. Nitekim yasin suresindeki ayeti bir sonraki ayetle beraber okuyalım Yasin 36/51 وَنُفِخَ فِى الصُّورِ فَاِذَا هُمْ مِنَ الَْجْدَاثِ اِلٰى رَبِّهِمْ يَنْسِلُونَ “Sura üflenince bunlar; derhal kabirlerinden kalkar ve hızla Rablerine (hesap verecekleri yere) doğru akın ederler.” Yasin 36/52) قَالُوا يَا وَيْلَنَا مَنْ بَعَثَنَا مِنْ مَرْقَدِنَا هٰذَا مَا وَعَدَ الرَّحْمٰنُ وَصَدَقَ الْمُرْسَلُونَ “Eyvah! Yatağımızdan bizi kim kaldırdı[*]?” derler. Onlara şöyle denir: “İşte bu, Rahman’ın tehdit ettiği şeydir. Demek ki elçiler doğru söylemişler.” 51.ayetteki NUFİHA fiiline gelecek zaman manası verilince 52.ayette, orjinal metinde olmayan "ONLARA ŞÖYLE DENİR" ifadesi de eklenecektir. Oysa ayet KALU (dediler) kelimesi ile başlamakta ve ayette o sözün bitip başkalarının konuştuğuna dair hiçbir işaret ve emare bulunmamaktadır. Aslında Kuran ne derse desin, hangi siğada konuşursa konuşsun bu gözü kara ve cesur adamlar kafalarındaki manayı ayete giydirmeye kararlıdırlar...... EndMustafa- Ayetlerde geçen "sura" ifadesini, Katede'nin "suver" (suretler) şeklinde okduğunu, okumuştum bir tefsir de. Bu okuma yolu ile "suretlere üflendiği" şeklinde bir mana ortaya çıkıyor.Peki bu durumda "suretlere üflemek" ifadesi, ayetler mazi sığasında geliyor ise ne anlama gelir abi? -Mustafa kardeşim, ayette geçen kelime "kadate"nin yaptığı gibi SUVER şeklinde çoğul okumaya müsaittir. Yani böyle bir iştikak çıkar. Fakat buda en birinci temel sorun neden hep bu kelimenin FİİLİ meçhul gelir? İkinci temel sorun ise kelimenin başındaki EL takısı. Suretlere üflemek açıklaması KURTUBİ nin de gündemine gelmiş ve hatta tefsirinde "suretlere üflemek" ne demektir açıklama getirmiştir. Kurtubinin tefsirini açıp ne dediğini size aktarayım, önce razinin dediklerini aktarayım (fotoğraf halinde)

Razi bunları müddessir suresindeki 8.ayette geçen NAKUR kelimesi bağlamında söylemiştir ....... ........

Kurtubi, müddessir suresinde geçen NUKİRA FİN NAKUR kelimesinin tefsirini yukarıdaki ayetlere ve aşağıdaki ayetlere atıf yaparak yapmıştır. Yukarıdaki ENAM 73.AYET. Aşağıdaki ise NEML 87. Ayet

Aşağıdakiler ise müddessir 8.ayet ile ilgilidir

Şimdilik bunları okursanız daha sonra konuya devam etmek için daha iyi olur ......................................

Orijinal belgeyi (PDF) burada görüntüle