Tek Kaynak
📄 Статья

Millet Kavramı

Ramazan Demir 78 dk 15.10.2020 kurantekkaynaktir.net
Оригинальный документ (PDF)

1

Millet kavramı, Geçmişle ilgili çıkarımlar ve Varsayımlar’ üzerine

Millet kavramını anlayabilmek için farklı bir millet oluşturmanın niye bu kadar önemli olduğunu anlayabilmek için bizim hayatımızda geçmişimizde de yeteri kadar tecrübe var. Bir düşünün Osmanlı zamanında yaşayan biri olsaydınız . Sizce sizi yöneten hayatınıza yön veren hayatınıza hükümler koyan kanunlar koyan size bir takım sorumluluklar veren iyi yaptığınızda sizi ödüllendiren kötü yaptığınızda sizi cezalandıran bir otorite altınd a yaşarken. O yaşadığınız o toritenin geçmişi sizin için önemli olur mu ? Şu anda siz Osmanlı'da yaşamadığınız için Abdülhamit'in hangi süreçlerden geçerek Meşru bir yönetim elde ettiğini umursamazsınız. Çünkü s izi birebir etkileyen bir şey yok farklı bir tarihi anlayışı farklı bir geçmişe bakış anlayışı oluştuğu için Abdülhamit'in bizim için yeri nedir ? İşte bir önceki Başbakan neyse ondan önceki Başbakan ne ise biz olaya öyle bakıyoruz.

Ama eğer Osmanlı zamanında yaşamış olsaydınız bu meşru tiyet sorunu olurdu . Dolayısıyla Abdülhamit ile ilgili geçmişi kesin kez bilmek ve Abdülhamit'in meşru tiyetini nereden aldığını bilmemiz lazımdı. İşte millet dediğimiz kavram bakın belli bir dönem geliyor . Belli bir dönem sizin hayatınıza yön veren düşünün Osmanlı kendi tebasından kime nüfuz etmemiş ki? Bir şekilde herkesi etkilemiş ? Yönetmiş kanun koymuş sınır koymuş görev yüklemiş . Herkesi bir şekilde etkilemiş Osmanlı saraylarının bin kilometre yakınına gelmemiş insanlar bile o yönetimle bir ilişki içerisinde girmiş . Yani vergi vererek askere giderek söylediklerini dinleyerek gönderdi ği kadıya uyarak gönderdiği yöneticiye uyarak anlaşmazlıklarını mahkemelerine götürerek bir şekilde etkiliyor ilişki içerisinde giriyor. Y ani insanların hayatına yön vermişler. Bu nereden geliyor? E n başından beri Osmanlı'nın oluşumuna Osmanlı'nın gelişimine bir meşrutiyet verdiğiniz için Osmanlı meşru oldu. O gelişin o gelenin gelme biçiminin meşru olduğunu kabul ettiğiniz iç in siz onun kanunlara uyarsınız . Osmanlı'nın tebaası olursunuz. Ama bir gün geliyor bir tanesi bunu kaldırıyor. B ambaşka bir yönetim anlayışı getiriyor . B ambaşka ilişkiler biçimi getiriyor. Sizin hayatınıza yön veren tarih anlayışınıza yön veren geçmiş anlay ışınıza yön veren birçok şey yapıyor. Mesela 4 Murat bizim için tarihte yaşamış bir şahsiyettir . Ama Osmanlı'da yaşayan biri için tarihte yaşamış bir şahsiyet değildir . Onun kimliğini oluşturan onun kişiliğini oluşturan şu andaki yaşamını etkileyen bir şahsiyettir. Bir büyük oluşumun bir parçasıdır. Geçmişin bir parçasıdır. Ona göre düşünülür ona göre şekillenir . İçinde bulunduğu duruma ona göre analiz yapar ona göre tahlil yapar ona göre çıkarımlarda bulunur ona göre varsayımlarda bulunuruz. Bakın şu anda bu değişti.

İşte millet bu kadar önemlidir . Millet dediğimiz şeyi dini açıdan değilde siyasi açıdan değerlendirdiğimiz zaman bu kelimenin karşılığı tam tamına siyasi görüntü olarak hanedandır. Devam ettirilen bir hanedanlıktır. Bu noktada Osmanlı'ya baktığınız zaman Osman Bey'in bir tane mi çocuğu mu vardı? Bir sürü çocuğu vardır. Murat bey'in bir tane mi çocuğu mu vardı? Bir sürü çocuğu vardı. Orhan Bey'in işte Birinci Murat'ın işte Beyazıt'ın birinci Mehmet'in bir tane mi çocukları vardı ? Hayır, bir sürü çocukları vardı . Ama Osmanlı'nın bir temsiliyet mirası var . B u temsiliyet mirası bakın h erkese geçmedi bir kişiye geçti . K endi aralarında kavga ettiler dövüştüler birbirlerini öldürdüler. Osmanlı mirası İşte bu . Onu elde etmek için savaştılar. Hiç bir Osmanlı mirasına karşı çıkmadı . Taht kavgalarında Osmanlı'yı yok edelim yepyeni bir sistem getirelim diye n bir kişi yok. Ne var? Osmanlı'nın mirasını ben alayım sen alma sen kötüsün ben iyiyim yetki kavgasıdır. Şu anda olduğu gibi bakın birkaç gün sonra seçim yaşayacağız. Seçime girenlerden hiç kimse sisteme karşı çıkmıyor. Hiç kimse sistemin bozukluklarına sistemin huzur getir mediği dair konulara değinmiyor . Sadece sen olma ben olayım. Sistem her ikisinde de aynı işleyecek. Sen olma ben olayım kavga bu kavgası.

2

Millet kavramıyla ilgili kavga böyle bir kavga değil . Millet kavramıyla ilgili kavga Osmanlı mı olacak Cumhuriyet mi olacak şeriat mı olacak demokrasi mi olacak komünizm mi olacak İslam mı olacak. Bununla alakalı bir kavgadır. Hayat biçimini tarihi anlayışını geçmişi geçmiş olgusunu ona göre şekillendirme kavgasıdır.

Bunun sebebi; biraz düşünsek hayatımızın büyük çoğunluğunun varsayımlar üzerine kurulduğunu görürüz. Yani kesin bilgilerin ziyade varsayımlar üzerine hareket ediyoruz. Şu anda dünyadaki insanların hareket davranışlarının altında inançlarının altında düşüncelerinin altında felsefelerinin altında yani yüzde yüze yakın böyle %99.9 oranında varsayımlar vardır . Şu anda varsayımlar üzerine hareket ettiğimiz için geçmişle ilgili net bir tavır takınamıyorsunuz. Alın İkinci Dünya Savaşı'na Almanya cephesinden bakın İngiltere cephesinden bakın Fransa cephesinden bakın işte Amerika cephesinden bakın 4 tane farklı bir durum çıkacak karşımıza . Sovyetler Birliği cephesinde çok daha farklı şey ler çıkacak karşınıza. Niye siz nasıl varsayılıyorsanız artık geçmişi de o varsaydığınız şeye göre şekillendiriyorsunuz. Kendinizi nasıl konumlandırıyorsanız o konumlandırdığın şeyi doğru kabul ederek geçmişi de o varsayımlar üzerine kuruyorsunuz . Oysa varsayımlar bir inanca dönüşmesi lazım. İnanca dönüşmesi için de onlarla ilgili kesin bir bilgi olması lazım. Mesela şu anda dünya düz müdür yoksa yuvarlak mıdır ? Bu varsayımdır. Düz diyen de varsa yıyor yuvarlak diyen de varsayı yor. İstanbul 1453'te fethedilirken acaba Hakikaten bize anlatıldığı gibi mi feth edildi. Bunu biz varsayıyoruz . 1 453 yılında şu anda uyguladığımız groningen takvimine göre kendi bulunduğumuz zamanda n geriye doğru gün saymaya ay saymaya yıl saymaya başladığımız zaman yani 2023 eksi 1453 o kadar yıl geçmiş di yoruz. Biz bu tarihlendirmeyi doğru var sayarak böyle söylüyor . Oysa groningen takviminin kullanılması 200 yıl bile değildir ve dünyada t akvimleri çok farklıdır . Aslında takvim yılları da farklıdır . Bugün İsrail'de yıl 2023 değildir ki onlar yılı dünyanın yaratılmasına göre başlatırlar. Onlara göre 6.000 küsurlu yıllardayız. Bakın o da bir varsayım üzerine hareket ediyor . Şimdi biz varsayımlar üzerine geçmiş bina edebilir miyiz ? Hayır, varsayımlar üzerine geçmiş bina edemezsiniz. Geçmiş bina etmek geçmiş inşa etmek niye önemli ki ne önemi var ? Tarihte şöyle olmuş işte geçmişte böyle olmuş öyle var saysan ne olur ? Ya da hiç var saymasan ne olur? Bu bir itirazdır ama bunu söyleyen insan bütün bilgilere böyle davranıyorsa baş üstüne deriz. Bu adam tutarlı davranıyor . Her bilgiye böyle davranıyor deriz. Mesela anan şu olmuş baban bu olmuş ne fark eder geçmiş gitmiş . Eğer h akikaten bu tür bilgiler etrafında rahat davranıyorsa veya sen Türk olmuşsun Yunan olmuşsun ne fark eder geçmiş gitmiş . Bu bilgilere böyle davranıyorsa tutarlı davranıyor deriz. Her bilgiye tutarlı davranıyor deriz. Ama geçmişten gelen bilgileri kullanarak geçmişi yok saymak tutarlı bir davranış değil. En azından mantıklı bir davranış değil.

En nihayetinde bu insanlar geçmişt en gelen bir dili kullanıyor . Geçmişte oluşturulmuş bir sınırın içinde yaşıyor . Geçmişte oluşmuş bir kimliğin içinde yaşıyor . Ne fark ediyorsa neden bu kimlikleri alıyorsun . Yani illa kendini bir şeye göre tanımlamak zorundasın . İ nsanın geleceği görebilmesi şu anını değerlendirebilmesi için geçmişinin olması şarttır . Geçmişi bugünü tespit etmek imkânsızdır. Bir önceki adımını bilmeden şu andaki durumunu tespit etmek imkânsızdır. Şu andaki durumunu tespit etmeden ileriye bakmak ileriye doğru öngörü bulunabilmek imkânsızdır. Tedbir almak imkânsızdır. Hiçbir şeye tedbir alamazsın . Yani yaşamın imkânsızdır. Dolayısıyla geçmiş bilinci bu kadar önemlidir . Bunları varsayımlar üzerine bina ettiğiniz zaman içi boş kof sürekli çelişki üreten bir kimlikle kar şı karşıya gelebilirsiniz. M esela ı rklar üzerinden gidelim . Irkların oluşumu varsayımında Türk nedir ? İşte Hazreti Nuh'un Yafes oğlunun oğlu yani Hz Nuh'un torunu Türk. Onun soyundan gelenler Türk’tür. Onun soyundan gelenler dediği zaman onun bir eşi olacak o eşi de ondan çocuk doğurmuş olacak bu bilgi varsa yımdır. Olmama ihtimali daha yüksektir. Sen böyle bir şeyi 3

varsayıyorsun dolayısıyla ondan sonra gelen insanların soylarında bir karışıklık olmadan y ani kanlarında bir karışıklık olmadan o bütünlüğü koruduğunu varsayarak bir ulus kimliği oluşturuyorsun. Bu ulus kimlik s ende bir çelişkisizlik mantıki bir tutarlılık oluşturuyor mu oluşturmuyor. Hatta bu sana bir kimlik önerisinde bulunuyor mu ? Bulunmuyor. Bu sana bir davranış kalıbı bir ahlaki disiplin öneriyor mu? Önermiyor. Sen ne yapıyorsun bu varsayımı olduğundan çok daha yukarı çıkartarak dışarıdan taşınan değerler le değerli hale getirerek varsayım üzerine bir kimlik kuruyorsun . T arihte olmamış . Ir kların oluşumunun hepsinin temelinde bir varsayım vardır. Tarihi bilgilerin oluşumunda da varsayım vardır . Mesela Mısır tarihini okuyan Champolliondur. 1 780-1830'lu yıllar arasındadır . Mısır tarihindeki o hiyeroglifleri okuduğunu söyleyen odur. Peki, bu bilim nasıl oluşmuştur? Rozetta da taşı diye bir taştan olmuştur. Buna Müslümanlar Reşit taşı diyorlar. Rosetta taşı üzerinde 3 tane 3 farklı dilde yazı olan bir kayadır.

Hangi yazılar vardır?

1. Üzerinde Mısır hiyeroglifi vardır. 2. Eski Yunanca vardır. 3. Ne oldu kimin konuştuğu kim tarafından konuşulduğu bilinmeyen bir dil vardır. Hala da bilinmemektedir.

Şu ana kadar bu üç yazı içerisinde metni en az olan Mısır hiyeroglifleridir. Mesela diyelim ki; Eski Yunancada yazılmış satırlar 42 tanedir ama Mısır hiyeroglifleri ile yazılmış yazı 14 satırdır. Yani biri 42 satırdır diğeri 14 satırdır . Üçüncü yazı hala okunamamıştır. Şu anda hala hazırladığım bu yazının kimler tarafından kullanıldığı kime ait olduğu hangi dile ait olduğu henüz bilinmemiştir . Champollion eski Y unancayı varsayıyor. Çünkü ortada konuşulan bir dilden bahsedilmiyor tedavülden kalkmış bir dilden bahsediyor . En son o dili konuşanı 1000 yıl önce ölmüş bir dilden bahsediyorsun . O dildeki işaretleri her şeyi bir kere doğru varsayıyor. İki doğru varsayılanı alarak en son konuşanı 2500 yıl önce ölmüş bir yazının

4

karşılıklarını Yunancada o nun karşılığı budur bunun karşılığı budur şunun karşılığı budur şeklinde varsayımda bulunuyor. Peki, bu varsayım yeterli mi? Diyelim ki sen bu 14 satırlık yazıdaki her şeyi doğru okudun diyelim. Doğru tespit ettin diyelim. Mısır hiyeroglifleri 5300 tane işaretten oluşmaktadır. 14 satırda 5300 işaret yoktur. Peki, sen 14 satırda olan ama onun dışında bulunanlara nasıl ulaşıyorsun varsayarak ulaşıyor . Böyle olduğunu varsayıyor . Dolayısıyla böyle olduğunu varsaydı ğı bir alfabe ediniyor. O alfabeye göre gidiyor Mısır hiyeroglifleri okuyor. O Mısır hiyeroglifleri anlatılan olayların orada yazıldığı gibi olduğunu anlatıyor. Bunu da doğru kabul edelim . Diyelim ki doğru yaptı. Mısır hiyerogliflerini duvara yazanların doğru bilgiyi yazdığından nasıl emin olacağız? Onu da doğru kabul edeceksin. İşte tarih denilen şey bu varsayımlar üzerine oluşturulmuş.

Tıpkı Evrim teorisinde olduğu gibi.

Evrim teorisi varsayımlar üzerine bina edilmiştir. Sizin evrim teorisini anlamanız için karbonun canlıya dönüştüğünü nasıl dönüştü bilmeniz gerekiyor. İşte bir şekilde dönüştü onu kabul edeceksin o nu varsayacaksın doğru kabul edeceksiniz . O hücrenin diğer hücrelerle birliktelik yapabilecek kada r bir gelişmişliğe sahip olduğunu varsayacaksın ız. Onların bir balık oluşturduğunu varsayacaksınız . O balığın ciğerlerinin geliştiğini varsayacaksınız . O gelişmiş ciğerle karaya çıktığını hem karada hem denizde yaşayan bir canlıya dönüştüğünü varsayacaksınız. O canlının kuyruğunun zaman içerisinde koptuğunu varsayacaksınız. O canlının ön ayaklarının çıkıp dört ayak üzerine yürüdüğünü var sayacaksınız. Zamanla o dört ayak üzerine dikilen canlının iki ayağı üzerine dikildiğini varsayacaksın . O iki ayağı ile yavaş yavaş geliştiğini maymunu msu bir varlığa dönüştüğünü var sayacaksınız. O maymunumsu varlığında bir şekilde ne yapmışsa kendi tecrübeleriyle a kıl sahibi irade sahibi olduğunu varsayacağız. Yoksa evrim teorisini anlayamazsınız. Her adımında bir varsayım var. Varsayımı doğrulatmanın yöntemleri vardır . Varsayımı doğrulatmanın yöntemi nedir ? Bunu niye anlatıyoruz? Geçmişle ilgili bilgimizin varsayımlar üzerine oturtulmasının nasıl bir sonuç çıkaracağını anlaşılması içindir. Siz bir varsayımlar üzerine bir ş ey oluşturdunuz. Bunun yanlış olması yani varsayımlar üzerine oturdu diye hemen yanlıştır diyebilir miyiz ? Asla diyemeyiz. Doğrudur diyebilir miyiz? Hayır, onu da diyemeyiz. Peki, ne yapmamız lazım? Bu varsayımlar üzerinde kesin bilgi yani hiç kimsenin itiraz etmeyeceği bir noktanızın olması lazım. Sen ne diyorsun maymun insana dönüştü insan var mı şu anda var. Tamam, o zaman biz evrim teorisini tersten işletelim . Karbon da var. Yani maymundan insan çıkartmayalım . Çünkü i nsan maymundan daha gelişmiştir. Daha az gelişmiş olandan daha gelişmiş olanı çıkartmak zordur. Yani 10 dan 11'i çıkaramazsınız. Ama ondan dokuzu çıkartırsınız . Size de diyor ki 10 dan 11 çıkar tmanız için 10 içine dışarıdan bir şeyin girip 11 olması lazım. Bu imkânınız yok. A ma şu imkânınız var elinizde on var mı var 9 yapabilir misiniz yaparsınız . 9'u 8 yapabilir misiniz yaparsınız. Sekizi yedi yapabilir misiniz yaparsınız. Çünkü elinizde on var. Madem böyle ise gelişmiş insandan daha az gelişmiş maymun çıkartalım. Siz böyle var saymadınız mı ? Eğer bu varsayımı ispatlarsan yani bir gün insanın aklını bırakacağını ; akılsızdan akıllı çıkartmak zordur. Ama akıllıdan akılsız çıkartmak kolaydır . Yapılanabilir bu mümkündür. Bunu bir gün yaptığınız zaman evrim teorisini konuşmaya başlarız . Çünkü varsayımlar zinciriyle oluşmuş bir teorinin mantıki olabilmesinin bir numaralı şey ilk adımını ya da son adımını ispatlanabilir hale getirmen lazım. Birinci adımını ispatlandığı zaman dikkate alırız deriz ki oluyormuş deriz. Demek ki 10 dan 9 çıkartan 9'dan 8'i de çıkartabilir sekizden 7'yi çıkartabilir diyebiliriz. İşte bu mantık örgüsündeki her şeyi siz varsayım üzerine oturduğunuz için varsayımlarınızdan en az bir tanesini ispat etmeniz lazım ki teoriniz konuşulmaya değer olsun . Eğer bunu yapamıyorsanız bu teori mantıklı teori bilimsel teori ilimsel te ori pazarlamanız sahtekârlığın d ibidir. Çünkü mantık varsayımlar üzerine düşünür ama örgü kurmaz . İ nanç belirlemez davranış belirlemez . Siz o varsayımları ispat ettiğiniz 5

zaman davranış belirlersiniz . Peki, Kur'an hakkında Evet Kur'an hakkında aynıdır . Yani İlk önce siz bir varsayımda bulunursunuz.

Allah hak kında da önce varsayımda bulunuyorsunuz. İlk elimize ulaşan b ilgi varsayımdır . Nereden başlıyorsunuz varlıktaki düzenliliğe bakıyorsunuz bir yerlere bakıyorsunuz ve gidiyorsunuz gidiyorsunuz bir yere geliyorsunuz orada bir etki lazım yani birinin etkisi lazım . Şu ağaçlar ağaç türlerinin insan türlerinin bitki türlerinin varlık türlerinin şu dünyanın şu düzenin bu şekilde devam etmesi için bir etki lazım . Etkisiz olmuyor . Nasıl bir etki ? Her önüne gelen bu etkiyi yapabilir mi ? Hayır, bakıyorsunuz diyorsunuz ki bu etkiyi yapabilecek olan kişinin sınırsız bir gücünün olması lazım sınırsız bir aklının olması lazım sınırsız bir ilminin olması lazım sınırsız bir imkânının olması lazım sınırsız bir sanatının olması lazım diyorsun yoksa olmaz diyorsunuz. Siz ne yaptınız önce bir etki lazım dediniz bir varsayımda bulundunuz. Bu etkiyi ispat etmek için ne yaparsın ız? Eğer şu varlığın içerisinde herhangi bir varlık hem hangi bir şeyi herhangi bir olayı ne olursa olsun herhangi bir etki olmadan oldurabiliyorsanız o zaman diyebilirsiniz ki hayır bir etki gerekmiyor . Dolayısıyla bu varsayım yanlıştır diyebilirsiniz. Ama bu ana kadar herhangi bir e tki olmadan bir şeyin olabilmesi oluşabilmesi mümkün müdür ? Yok. Dolayısıyla burada sizin varsayımınız artık inanca dönüşür. Çünkü elinizde artık kesin bilgi olur. Bu kimsenin reddedemeyeceği kimsenin aksini ispat edemeyeceği bir bilgidir . Bir bilginin sağlamlığı o bilginin ispatıyla değil aynı zamanda aksinin ispatlığının mümkün olmamasıyla da sağlamlaşır . Mesela s iz Allah'ın varlığını ispatlamanın yönteminin Allah'ın varlığını baz olarak mı alırsın bu yanlıştır . O bilginin sahiliği o bilginin aksinin ispatıyla olur . Mesela s iz Allah'tan başka ilah olmadığını deneyle gözlemle şunla bununla ispatlayabilirsiniz. Sizin bu ispatınız Allah’ın tek ilah olduğunun ispatı olur. Şöyle yapalım etrafımızda ilah arayalım. G üneşte denizde kara da havada her yerde ilah olaya layık bir varlık arayalım. Hakikaten bir ağacı yaratabilecek kudrette biri var mı ? Bir tek ağaçtaki o düzeni sağlayacak o dengeyi kuracak o ağacın yetişmesi için dış etkenleri sırasıyla bozulmadan kesintisiz ve hiçbir şekilde intikaya uğratmadan devam ettirecek herhangi bir varlık var mı? Yok.

Bilim delillendirilmiş doğru inanç mıdır delillendirilmemiş doğru inanç mıdır? Newton yer çekimiyle ilgili hiçbir delil sunmadı. İnancı sundu ama delil sunmadı . Einstein E= m*c 2 ile inancı sundu ama delil yok . Bilim diyor ki; delil denilen şey ispatlanabilir ortaya konulabilir bir şey. O zaman s en hangi inançtan hangi delilden bahsediyorsun ? İlim doğ ma ile başlar doğma ile biter. Siz E instein'a akıllı diyebilmeniz için o doğmaya inanmalısınız . Newton'ın yer çekimine inanmalısınız . Delil var mı ? Yok. İ spat var mı ? Y ok. Ne var sadece benim mantık örgüm var. Bu ma ntık ö rgün varsayım üzerine örülmüş. Buna bilim denmez. Buna doğma denir . Putperestlik işte budur. İ şte varsayımlar üzerine konulmuş bir şeye değer yükleyip onun üzerine hareket tavır geliştirmek onun üzerine bilim geliştirmek onun üzerinden bilgi geliştirmek işte putperestlik budur varsayacaksınız. Bir bilginin doğruluğu o bilginin dışındakilerin imkânsızlığıyla da doğrulanır. Siz varlığın ortaya çıkması için bütün alternatifleri önünüze koyarsınız. O koyduğunuz bilgilerin imkânsızlığı öteki bilginin doğruluğuna delil olur . B ugüne kadar imkânsız bilgilere doğ ma olarak inanılmış . İ şte yok evrim teorisi yok Big Bang yok bilmem n edir bunların hepsi doğma'dır puttur. Bu putla s iz bilim üretiyor sunuz. Zaten işte putperestlik şi rk dediğimiz olayda budur . Ona bir dokunulmazlık kazandırılıy or işte ispatlanmış. E vrim teorisinin neyini ispatlamışlar? Big Beng teorisini neyini ispatlamışlar. m*c 2 nin n eyini ispatlamışlar . Yerçekiminin neyini ispatlamışlar. Hangi delil var ki inanç oluşsun. Yerçekiminin olduğuna dair hangi delil var? Elmanın ağaçtan düşmesi mi? Böyle delil olmaz komedi filmi olur. Yani tıpkı Arşimet'in evrakası gibi. Bunlar doğmaların hikâyeleridir bunlar nasıl ki bizim tasavvufçular böyle kendi inanç örgüsü etrafında böyle tekil menkıbeler uyduruyorlar. O da öyledir. 6

Sadece bilimde değil bu tarihte de böyledir . Sizin geçmiş bilginizde de böyledir . Geçmiş bilginizle varsayımlar üzerine bina ettiğiniz geçmiş bilgisi ile hakiki doğru bir karakter elde edemezsiniz. Aynı şekilde Kur'an'la ilgili de ilk önce bir varsayım oluşturursunuz. Ahiretle ilgili önce bir varsayım olur . Daha so nra edindiğiniz bilgiler sizin o varsayımınızı kesin bilgiye döndürür inanca gönderir delile döndürür. Muhammed diye yaşayan birini bilen var mı içinde gören var mı duyan var mı ? Y ok. Birileri size anlattı o anlatılanlardan size bir varsayım oluştu . Kur'an'ın Cebrail tarafından Muhammed'e verildiğini gören var mı ispatlayabilecek olan var mı ? Kur’an dışında y ok. B irileri size anlattı sizde bir varsayım oluştu. Ahiret diye bir yere gidip gelen yok.

Ölümden sonrasına gidip gelen yok. Şu anda ahiretle ilgili bilgilerimiz eğer Allah u Teâlâ’nın gönderdiği bağışlanmış bilgi temelinde değilse o varsayımdır . Şu anda müktesebatın ahireti ahirete kalktınız uyandınız melekler sizi bir tahta tahtırevana oturttu sırtladı sizi er meydanına getirdi. Selamünaleyküm Muhammed Selamünaleyküm İbrahim Selamünaleyküm dediniz . Allah baktı size t amam bu bizden koyun cenneti d edi. Cennete sizi götürdüler şarkıları eşliğinde h elal olsun size helal aslanlarım dediler cennetin kapıları açıldı sağda solda kadehlerle dizilmiş böyle hizmetçiler siz kırmızı halıda yürüyorsunuz güzellikler gözünüzü almış bir o kadehten bir bu kadehten diyorsunuz. İşte karşı komşunla karşı karşıya geçiyoruz. Şerefe diyerek gidiyoruz. Ondan sonra bak b u kadınlar sarışınlar senin bu kumrallar senin beyazlar senin bunun h epsi senin hadi kadınlar düşün arkama diyorsunuz gidiyorsunuz köşkünüze tripleks villan ınız ya da daha da büyük villanınız işte 5000 metrekare 10.000 metrekare içinde sinema salonundan garajına hobi bahçesinden bilmem neyi ne kadar olan bir garajınız yüzme havuzunuz var . Dünyadaki gibi erzak doldurmanızı da gerek yok et diyeceksiniz et gelecek süt diyeceksiniz süt gelecek şeftali diyeceksiniz şeftali gelecek. Böyle bir cenneti var sayarsın. 13 yaşında göğsü yeni tomurcuklanmış eşlerinizin olduğunu varsayarsınız. Buna da inanç dersiniz buna doğma denir. Buna putperestlik denir . Ama siz böyle bir cennet var . B enim varsayımım bu dersiniz . Tamam, sizin bu varsayımlarınızın inanca dönüşmesi ne ye bağlıdır? Bu bilgiyi aldığınız kaynağın sizi doğrulamasına bağlıdır. Örnek siz birinin dürüst olduğunu varsaydınız . O kişi varsayımlarınıza uygun davranışlar gösterdi. Dürüst olduğu açığa çıktı . O dürüst varsayımınız bir inanca dönüşür bir yargıya bir hükme dönüşür. Kur'an bu cennet hayalini duyurursa doğrudur demektir. Ama nedense kimse ya biz böyle c ennet ahiret hakkında böyle acayip hayallere kapılıyoruz da bunu babamızdan öğrenmedik ki babamızda babasından öğrenmedi. Yani bunu bize biri haber vermese bilebileceğiniz bir bilgi değil ki bu . Yani gidip görebileceğimiz keşif yapabileceğimiz dron gönderebileceğimiz böyle işte ne bileyim gizli kamerayla çekebileceğimiz ses kayıtları alabileceğimiz yout ube videoları bulabileceğimiz bir şey değil ki bu . Bu bunu biri haber vermezse haberdar olamayacağımız bir şey. Demek ki bunu bir haberdar etmiş. Kim haberdar etmiş? Muhammed diye biri kitap getirmiş Musa diye biri kitap getirmiş onlar haberdar etmiş. Bakalım onların haberdar ettiği kitapta her şey hakikaten bizim varsayımımıza uygun mudur ? Herkes hayalle yaşamayı daha çok seviyorlar varsayımlar üzerine yaşamayı daha çok seviyorlar. İ şte Kur'a n insanların bu varsayımlarını makul görüyor. İ nsanın varsayımları üzerine yaşadığını Kuran şöyle diyor ; onlara Allah'ın indirdiğine ve R esulüne gelin dendiğinde onlar derler ki biz babalarımızı üzerinde bulduğumuz şey bize yeter. Biz babamızı üzerlerinde bulduğumuz şeyler y etiririz derler . Maide 5/104 hasbunâ mâ vecednâ ‘aleyhi âbâenâ Ama bir sonraki cümle çok ilginç çok ilginç. Diyor ki ya babaları muhtedi olmayan ve doğruyu da bilmeyense. H a sizin babanızın üzerind e bulduğumuz şeyle yetiniriz demeniz ne bağlıdır? O nların doğru yaptığı var sayılına bağlıdır . O nların doğru olduğu varsayımına bağlıdır. Eğer o varsayımı siz doğrulamamışsanız yani atamız dediğinizin hakikaten öyle olduğunu doğrulamamışsanız o varsayımı doğrulamamışsanız. Mecburen onu görmezden 7

geleceksiniz. B u ne demektir görmezden gelmek buna kâfirlik denir. Bile bile görmezden geleceksiniz. Çünkü bilgi işinize gelmiyor. Kur'an bize varsayımlar üzerine bir geçmiş inşa etmeyin diyor. Kur'an Adem'den öncesinden başlayan h atta varlığın ilk yaratı lıştan başlayan bu kıssaları neden anlatır? V arsayımlar üzerine bir geçmiş inşa edemezsiniz . Varsayımlar üzerine inşa ettiğiniz geçmişle şu anl a ilgili bir kimlik elde edemezsiniz . B ir kişilik elde edemezsiniz. Çelişkisiz yaşayamazsınız. Sağlıklı bir mantık örgünüz olmaz sağlıklı bir zemininiz olmaz. Bize Kur’an b unun için anlatıyor . Bu bilgilerin sahih olup olmadığı da bir varsayımdır. Bu bilgilerin sahihliği Ramazan demire göredir. Başkasına göre değildir. Evet, doğrudur bu da bir varsayımdır . Peki, varsayımlar niçin vardır ? İspatlanmak için vardır. Çünkü varsayım üzerine inanç duyguyu düşünce davranış kalıp inşa edilmez . O varsayım doğrulandığı müddetçe s iz inanç sahibi olursunuz . Doğrulandığı müdd etçe kişilik sahibi karakter sahibi davranış sahibi olursunuz . Onun için imanda şüphe olmaz. Yani iman kalbin fuadın ve sadrın bir bilgi üzerinde karar kılmasıdır. Artık değişmeyecek şekilde karar kılmasıdır. İman dediğimiz şey budur . Bu kararlılık karardır . Bu kararlılığı s iz varsayımla ulaşamazsınız. Yani ahiret hakkında bir iman sahibi olabilmeniz için ahiretle ilgili varsayımsal bilgiler üzerinden b u kararlılığa ulaşamazsınız . Ulaşırsanız sadece çelişkiye ulaşırsınız i nsanın içini kanattan sonuçlara ulaşırsınız . Göğsü yeni tomurcuklanmış kızların ahirette erkeklere tabakta sunulduğu ama vicdanları kanattı yani böyle bir şey olabilir mi ? Dünyada nefret ettiğimiz ti ksindiğimiz iğrendiğimiz bir şey bize ahirette ödül olarak mı verilecek? D ünyada sübyancılıktan nefret ederiz ama ahirette bize bu ödül olarak mı verilecek. İşte bu çelişki ile birlikte yaşarsınız . Bu çelişki üzerine nasıl bir karakter bina ederseniz işte öyle edersiniz . Siz kıraatleri Kur ’an yerine koyarsınız . Onların hepsinin doğru olduğunu varsayarsınız . Ama gelirsiniz Nisa 34 a vadribûhun dediği zaman ne yapacağız ? Dövmeyin ayrılın vurmayın tokat atın fizke atın böyle hafiften dokundurun kıvıracaksın. Yani senin bu ayette i kiyüzlü olmaktan başka seçeneğin yok . O rada vadribûhunne yazacak sen nasıl vadribûhunne olmadığına anlatacaksın. Men yuridillahu yazar . Ama siz onu Kur'an yerine koyduğunuz için o varsa yımsal bilgiyi doğru kabul ettiğiniz için kıvrım kıvrım yılan gibi kıvrılacaksınız. Dansöz gibi kıvıracaksınız. Allah orada Men yuridillahu yazdı ama siz Allah nasıl saptırmaz onu anlatacaksın. Ḣatema(A)llâhu ‘alâ kulûbihim (bakara 7) alacaksınız bu kıraati Kur'an yerine koyacaksınız hakiki bilgi yerine koyacaksınız sonradan ya nasıl oluyor ya ayet var bir sürü immâ şâkiran ve -immâ kefûrâ(n) ayet var. Ama burada da böyle bir ayet var. Ne yapacaksınız bu çelişki ile nasıl yaşayacaksınız? İ şte bugün nasıl yaşanıyorsanız öyle yaşayacaksınız. Bu çelişkiyi Razi tefsir etti güzel oldu mu ? Süleymaniye vakfı burada iltifat vardı dedi güzel oldu mu? Olmadı. İşte varsayımsal bilgi bu. Siz hakiki bilgiyi yok sayıp varsayımlar üzerine temellendirilmiş hakiki bilgi ye rine koyarsanız geleceğiniz yer burasıdır . B u tıpkı Yahudilerin yaptığı gibidir . Yahudiler ne yaptılar hakiki millet İbrahim milletidir . Hakiki millet resullerin milletidir . H akiki yönetim biçimi resullerinin ortaya koyduğudur. Hakiki toplum resullerin ortaya koyduğudur. Hakiki akrabalık ilişkileri resul lerini ortaya koyduklarıdır . Hakiki önderlik resullerin ortaya koyduklarıdır . Resullerin getirdiklerini. Siz ne yaptınız bu hakiki bilgiyi ispatlanmış bilgiyi delillendirilmiş bilgiyi alacaksınız yerine -tteḣaża(A)llâhu veledâ (n) diye bir başlangıç noktası oluşturacaksınız. Orası bir başlangıç noktası . O başlangıç noktasını kabul ettiğiniz zaman siz o başlangıç noktasına göre tarihi felsefe in anç sosyoloji biyoloji i ktisat kimya fizik onların hepsini artık o başlangıç noktasına göre kurgulamak zorundasınız . Yani bir yalanı devam ettirebilmek için o yalan üzerine temellendirilecek milyonlarca yalan söylemeniz lazım. Tıpkı komünizm gibi komünizm ne yapar insan alet yapan hayvandır . Bunu nereden başlar gi der gider en başa en baştan bu insan alet yapan hayvandır. Bunu bir başlangıç noktası olarak aldı ya tüm tarih olgusunu tarih örgüsünü bu başlangıç noktasına göre tarif etti . İnsan alet yapan hayvan olduğuna göre şu şekilde yaşadığına göre sen de bugün benimle karşı karşıya olduğuna göre şöyle yaşayacaksın şu iyidir bu kötüdür bunu yap bunu yapma. İ şte komünizm 8

dediğiniz olay hatta bütün sistemleriniz de olay bu böyle . H er şey böyle dir. B ütün bugün insanların elinde bulunan bilgilerin tamamı bakın t amamı bilimsel dilimsel ilimsel kilimsel tamamı varsayım üzerinedir. Hatta bazı bilgiler vardır o bilgilerin ispat edebilmek için kişinin ilah olması lazım. Big Bang Evrim teorileri gibi . Siz onu bilimsel bir deneye tabi tutmak için ilah olmanız lazım zama nı geriye almanız lazım . B ütün bilgiler varsayı msaldır. Ö rnek içinizde Hakkari gören var mı var mı ? Yok. Türkiye Cumhuriyeti Devletinin sınırları içerisinde Hakkari diye bir yerin olduğu orayı görmemiş kişiler için varsayımdır. Ama o kadar söylem var işte bak o varsayımlarınız üzerine s iz o bilgileri alıyorsunuz . Eğer size Hakkari Türkiye devletine ait değildir diye bir bilgi gelmiş olsaydı . Siz o varsayımlara bakmayacaksınız o bilgilere bakmayacak tınız. M esela sizin Musul’la ilgili bir bilginiz yok. Çünkü Musul'un Türkiye'ye dâhil olmadığını varsaydınız . Ondan dolayı bilgi yok . B ütün bilgiler varsayımdır . Dünya haritasının böyle olduğu varsayımdır . İ spatlar deliller ana şeylerdir. Yani siz diyorsunuz ki işte güneş sistemi galaksisi senin bunu söyleyebilmen için bütün bu sistemin hepsini üstten bakan bir gözünüze sahip olman lazım . Sen diyorsun ki ben şuraya ba ktım oraya baktığım yerde bana ş u gerekli oldu orada şöyle bir varsayım hep varsayımlar üzerine kuruyorsun . Biz de di yoruz ki bu yanlış mıdır ? Hayır doğrudur . Hey sahtekârlar alçaklar b ilim dediğimiz şeyi varsayım üzerine kuruyorsunuz varlığa baktığınız zaman bu varlığın ortaya çıkması için Allah gibi her şeye güç yetiren bir varlığın olması gerektiğini niye var saymıyorsunuz? Niye bu bilgiyi kör sünüz? Niye bu varsayım mı yok sayıyorsunuz? Niye görmezden geliyorsunuz? Madem varsayımlarla hareket ediyorsunuz b u da bir varsayım.

Allah u Teâlâ bize bağışlanmış bir bilgi gönderdi . Kur'an'daki bilgiler Türkiye'deki profesörlerin birleşerek doktora tezi yazacakları bir kitap değildir.

Şu anda millet kavramı üzerine konuşuyoruz. Buradaki her şey millet kavramının doğru varsaydığımız üzerine kurulmuştur. Ya biz yanılmışsak? Diyoruz ki biz si ze belli bir metod çerçevesinde Kur'an'dan anladığımızı anlatıyoruz delillerimizi ispatlarımızı varsayımın ötesine taşıyoruz . Biz ne yapıyor varsayımın ötesine taşıyoruz . Biz İbrahim milletini varsaymıyoruz Kur’an’dan bir bilgi geliyor bize bu bilgi üzerine biz h areket ediyoruz . Bunların hepsini delillerle gösterip ondan sonra b unu söylüyoruz. Ama bu bizim açımızdan delillendirilmiştir fakat dinleyenler açısından bir varsayımdır . Onun için d iyoruz ki ; Kuran hakkında kim konuşursa konuşsun o Kur'an adına konuşamaz Kur'an'dan anladığını konuşur. Tefsirler nedir Kur'an'dan anladıklarıdır. Meal nedir? Meal yazarının Kur'an'dan anladığıdır . Herkesin yaptığı odur şu anda herkes Kur'an'dan anladığını anlatıyor . Onların isabet etmesi doğru olması dışarıda bakan insana kalmıştır . Yani bizim doğru ya da yanlış yapma ihtimalimizi delillendirmeleri lazım. B u varsayımı delilendirmeleri lazım söylememize bakacaklar bunun için Arapça bilmeleri gerekmiyor davranış kalıbından davranış biçiminden bu bu varsayımınızı kuvvetlendirebilirsiniz delillendirebilirsiniz bunun böyle olması lazım.

Millet ilişkisi bağlamında resuller ve sıfatları

Allah u Teâlâ’nın Kur’an’da resul anlatmasının bir tek amacı vardır bunu da söylüyor zaten. İnsanlığın bir geçmişi var. Uzun bir süreçten 2023 yılına geldi. Bu uzun süreçle ilgili elinizde kesin bilgilerinizin olması lazım ki bugünkü ortama doğru bakalım. Etrafınızdakileri do ğru konumlandırın doğru değer verin. Karşı olduğunuza doğru taraf olun olmadığınızı . İşte bize geçmiş bilgisi bunun için lazımdır. Kur’an bu bilgi bundan dolayı anlatılıyor. Resullerin mücadelesi de hep bunun içindir. Yani siz geçmiş anlayışınızı geçmiş bilginizi Allah'tan mı alacaksınız yoksa başkasından mı al acaksın? Siz geç miş bilgini bilginize Allah'ın 0 noktasından mı başlatacaksınız yoksa örnek veriyorum Yahudi'nin -tteḣaża(A)llâhu veledâ(n) 9

noktasından mı başlatacaksın. Birinin Atam noktasından mı başlatacaksınız ? İşte birinin Biz Osmanlıyız noktasından mı başlat acaksın? Birinin Ben Muhammed ’im demesinden mi başlatacağız? Nereden başlatacağız? Bu size kalmış artık bu bir tercihtir. Allah u Teâlâ bize la nuferriku beyne ehadin diyor dolayısıyla bir müminin başlangıç noktası Muhammed olamaz. Bir müminin başlangıç noktası İsa olamaz . Bir müminin başlangıç noktası Musa da olamaz. Bir müminin başlangıç noktası İbrahim de olamaz . Bir müminin başlangıç noktası risaletle ilgili A dem’dir. Bir müminin insanlıkla Allah u Teala'nın kitabı ile ilgili başlangıç noktası Errahmân(u) ‘Alleme-lkur-ân(e) Ḣaleka-l-insân(e) Allemehu-lbeyân(e) dır. İşte bizim sıfır noktamız. Tarihte bir sıfır noktası aranır ya iş te bizim sıfır noktamız burasıdır. B izim 0 noktamız el evveldir. Bizim miladımız odur öncesi y oktur. El evvelden öncesi yoktur zaten. Yani başı olmayan ilk . B ütün başları başlatan başlatıcı bizim tarihimizin başlangıç noktası orasıdır. Peki, bu tarihe bakarken nasıl bakarız ? la nuferriku beyne ehadin deriz. Bütün resulleri tek bir kişi olarak görürüz. Ama adı risalettir. Risalet farklı kişilerin görev yaptığı bir kurumdur. Farklı kişilerin görev yapması Risalet kurumunu değiştirmez . Resul değ işir biri ölür diğeri gelir. Biri başarılı olur biri başarısız olur . Ama Risalet değişmez. Yoksa insanlığın tek bir çizgi üzerinde doğruyu yakalaması imkânsız olur. İşte bizim başka tarihe bakış açımız budur.

Kehf Suresi neyi anlatır ? Kehf Suresi bizim geçmişimizin bir parçasını anlatır . Kehf s uresi Yahudi’nin geçmişini anlatmaz. Kehf Suresi mümin'in geçmiş idir. Esbat Yahudinin değildir bizimdir. Bizim geçmişimizdir. Çünkü biz tanımımızı mümin olarak yapıyoruz. Mümin isek bu geçmişi biz üstlenir sahipleniriz. Bizim geçmişimiz odur.

Milleti a nlayabilmemiz için mevzu İbrahim ile ortaya çıkıyor. Bakın bu detaya çok dikkat edin çok önemlidir . Mil let kelimesi İbrahim ile ortaya çıkıyor ama k ullanıldığı kıssa bağlamında İbrahim Şuay p Kehf kıssası bitti. Onun dışındaki millet kavramı kullanırken İbrahim milletine tabi olun deniliyor. Ama milletle ilgili kavramın bu kadar canlı yer sadece 3 tane var . Bu kavramın bu bağlamlarda kullanılması bize; Millet kavramı nasıl gündeme getiriliyor? Birileri bir millet üzerine diğerleri o milleti değiştirmeye çalışıyor. O millete rakip bir millet oluş turmuş. Bu bağlamda geliyor . Burada bu kavramın önem derecesini anlayabilmemiz için şunu tespit etmemiz lazım . Esbat’ı tespit etmemiz lazımdır. Çünkü hep o bağlamda geliyor. Kehf kıssasını tespit etmemiz lazım . Şuayp’ı tespit etmemiz lazım. Bu üç şeyi tespit etmemiz lazım . Biz daha önce dedik ki Ashabı Kehf ile E sbat aynıdır . Bunlar onlardır dedik. Dolayısıyla geriye Şuayp kaldı.

Şuayp kimdir? Yaşadığı dönem h angi dönemdir ? B ütün müktesebata göre Yahudi'ye göre Hıristiyan’a göre Müslüman ’ın diyene göre Şuayb Musa'nın kayınbabasıdır . Müktesebata göre medyene gidip kızını aldığı ihtiyar adam o Şuayptı r. Fakat Kur'an'a baktı ğımız zaman Şuaybın o olmasının imkânı yok. Neden imkânı yok? Araf suresinde Adem anlatılır N uh anlatılır Hut anlatılır Salih anlatılır İbrahim anlatılır Lut anlatılır Şuayp anlatılır . 103 ayette der ki işte b unlardan sonra Musa geldi . Musa'yı firavuna gönderdik . Bu ayet Şuaybın Musa’dan önce olmasını zorunlu hale getirir. Kur'an'da Musa kıssalarına baktığımız zaman Kur'an'da Musa kıssaları bağlamında Ş uayb'ın izine rastlamıyoruz . İkisinin aynı dönemde yaşadığına dair kıssa yok. Peki, o ihtiyar adamının Resul olduğuna dair bir emare bir iz yok . Evet, o ihtiyar adamla ilgil i sanıldığından çok daha fazla d etay vardır. Ama o adamın Şuayp olduğuna dair t ek delil nedir ? Mükte sebatın yaslandığı tek delil meyden kelimesinin geçmesidir. Başka bir delil yoktur . Biz de diyoruz ki ; bu delil doğru bir delil değildir yanlış bir delildir. Kelimenin Medyen olması bir yer isminden ziyade bir tanımdır. Kur'an'daki bütün isimlerle alakalıdır yani Kur'an'da bütün isimlerin hepsi camideydi bir tanımı vardır . Yani izi sürülebilir kelimelerdir. Bu noktada biz diyoruz ki; madem öyle bu kişileri tespit etmemiz için 10

Resuller üzerindeki bir takım anlaşılmaz şeyleri kaldırmamız lazım . M esela şu anda müktesebata göre İdris kimdir. Kur'an'dan bir delil getirilmez. Zülkarneyn ile ilgili Kur'an'dan bir delil getirilmez. Elyasa kimdir bilinmez. İlyas kimdir bilinmez. Lokman bilinmez. Bunlar hakkında uyduruk şeyler söylerler . Lokman ölümsüzlük iksirini arayan doktor un olduğu söyleniyor. Şimdi İbrahim milleti ni anlayabilmemiz için İbrahim'in diğer Resuller ile olan ilişkisine bakmamız lazım. Çünkü İbrahim milleti İbrahim'den sonra değişmez bir kural haline gelmiş. Peki ya İbrahim'den önce si? İbrahim'den öncesine tespit edebilmemiz için bütün bu resullerin hepsini kronolojik bir sıralamaya getirmemiz lazım . Kur'an'da Resul olduğu kesinleşmiş isim sayısı müktesebata göre 24 tane dir. B unlardan Lokman Zülkarneyn gibi isimler müktesebata göre Resul oldukları belli değillerdir. Kur’an’da 27 tane isim g eçer. 27 tane is min topluca sayıldığı üstelik akrabalık bağları da eklenerek sayıldığı yer Enam suresinin 82 ayetiyle 87 ayetleri arasıdır. O rada 18 tane Resul sayılır . Fakat 18 tane Resul sayılırken tuhaf bir şey durum var . O isimler sayıldıktan sonra işte bunlar der Babalar oğullar Kardeşler. Peki ya bunlar dışında kalanlar onlar kim? Bu Millet kelimesini anlamadığımız için bir milat kabul etmeliyiz. Milat neresi İbrahim’dir. Çünkü İbrahim de ortaya çıkıyor . Ondan sonraki bütün resullerde kesi nlikle İbrahim soyuyla alakalı z aten İbrahim'den sonra hem resullere hem de müminlere İbrahim milletine tabi olun diyor . Zaten bu emredilmiş. 8-9 defa millet kelimesi İbrahim ile geçer. Bakara 2/130 Vemen yerġabu ‘an milleti ibrâhîme illâ men sefihe nefseh(u) hangi beyinsizlerden başkası böyle aklını kullanamayan sefihlerden başkası İbrahim milletinden yüz çevirebilir. Bakın bu zamanla sınırlanmış bir şey değil. Hayır, bu Muhammed’i de aşan b ir şeydir . Bugün biz Müminler İbrahim milletine tabi olmak zorundayız. Bu bir e mirdir. Eğer ona uymazsak ondan da rağbetimizi çek ersek beyinsiz yani sefih diye adlandırıyor bu insanları Kur'an. Dolayısıyla millet kelimesinde Milat olarak İbrahim’i almak zorundayız . Ama bu millet kelimesinin İbrahim'le Muhammed ara sındaki çizgisinin tespit edebilmemiz için aradaki isimleri tespit etmek zorundayız . A radaki ismi tespit ettiğimiz zaman bunların İbrahim’l e birinci dereceden akrabalıklarının olması lazım . Şimdi orada 18 tane isim sayılıyor . Enam suresinin 82 -87 ayetler a rasında ama Kur'an'da geçen diğer isimler sayılmıyor . Mesela sayılmayan Adem , İdris, zilkif, Üzeyir, Hut, Salih, Zülkayneyn, Şuayp, Lokman sayılmıyor. 9 tane Resul sayılmıyor . En sonunda bunların yoluna uy deniliyor. Adem kendisinden sonrasına arkasında uyulması gereken bir yol bırakmadığı için diyelim ki Adem ilk ata olmasına rağmen devre dışı bırakır. Yani bu emirden dolayı devre dışı bırakıldığını söyleyelim . Bunların yoluna u y derken İdris'in yoluna uymayacağız mı ? zilkif, Üzeyir, Hut, Salih, Zülkayneyn, Şuayp, Lokman bunların yoluna uyulmayacak mı? O bağlamda sayılan ve sayılmayan isimlere baktığımız zaman İbrahim'in öncesiyle ilgili çok kuvvetli güzel şeyler bulabiliriz.

Orada sayılan isimlere baktığımız zaman bu is imlerin aslında bir isim olmaktan ziyade bir tanımlama olduğunu görüyoruz. Mesela zilkifil diye Kur'an'da birini a radığımız zaman tüm Resuller içerisinde zilki fil olan bir kişi var . Zekeriya. Z aten Ali İmran suresinde keffelehe diye onu kefil yaptık. Yani zilkifil y aptık onu kefil sahibi yaptık. Sayılmayan isimleri yavaş yavaş eliyoruz . Zekeriya sayıldığı için zil kifin sayılmadı ç ünkü Zekeriya ile zilfikin aynı kişidir.

Kur'an'da İdris’e baktığımız zaman Kur'an'da bir ders görerek diğer resullerden farklı bir şey kendisine öğretilen tek kişi vardır Yusuf. O da Yusuf'dur diyoruz.

Zülkarneyn'in Süleyman olduğunu zaten anlatmıştık.

Yunus lokmandır.

11

İshak Şuayp tır.

Üzeyir ya İshak’tır ya Harun’dur. Büyük bir ihtimal Harun dur.

Geriye iki isim kaldı. Hud ve Salih.

Ama çok tuhaf bir şekilde o 18 içimin ismin içerisinde iki tane isim var ki Kur'an'da kıssası hiç anlatılmaz . İlyas ve Elyasa . Kur'an'da kıssası çok anl atılan 18 Resulün içerisinde ismi sayılmayan Hut ve Salih vardır . Ama bunlara mukabil Kur'an'da kıssaları hiç anlatılmayan İlyas ve Elyasa vardır. Bu İlyas ve Elyasa'nın Hut ve Salih olmaları mümkün müdür? Bu soru neden önemlidir? Ç ünkü İbrahim milletinin oluşumuyla ilgili İbrahim'den sonrasına değil İbrahim'den öncesine bakacağız . İ brahim'den öncesine baktığımız zaman bize kıssaları anlatılan 3 kişi vardır . Salih Hud ve Nuh. O 18 isme baktığımız zaman İbrahim ve Nuh var. Ama İbrahim ile Nuh arasındaki H ut’la Salih yok . Neden onların isimleri oraya girmedi? Kur'an'da hiçbir şey rastgele değildir. Mutlaka bunun çok önemli sebebi vardır.

Aynı şekilde hadid suresine 26 baktığımız zaman çok ilginç bir kullanım vardır . Diyor ki biz nübüvveti ve kitabı İbrahim ve Nuh'un soyunun zürriyetine tahsis ettik. Aradaki Hut ne oluyor Salih ne oluyor? Bunların Nuh’la alakaları ne? Hut ile Salih Nuh'un çocukları mı y ani birinci dereceden kan bağı olanlar mı yoksa başka birileri mi? Bunu tespit etmemiz lazım.

İbrahim ile Nuh'un bağlamını kurduğumuz zaman İbrahim'le Nuh arasında İbrahim'in Nuh'un şiası olduğu söyleniyor . Nuh'un şiası. Kur'an'da taraf-şia-hizp-azhap kelimeleri kullanılıyor . Hatta bir yerde Şia ve hizp kelimeleri aynı ayette geçiyor . El a zhap diye bize marife bir kullanımdan bahsediliyor . Mücadele suresinde ve Maide suresinde başka yerde Hizbullah diye kavram kullanılıyor . Kur'an'da Şia ve hi zp kelimelerinin kullanımlarına baktığımız zaman hizip olabilmesi için önce bir şia olması lazım. Peki, Şia olabilmesi için ne olması lazım. M utlaka ve mutlaka karşıtının olması lazım dır. K arşıt yoksa Şia olmaz . Şia diye bir kavramın ortaya çıkması için bir futbol maçı iki tane futbol takımı olması lazım.

Eğer orada İbrahim Nuh'un şiası ise ve İbrahim'in şialığı Nuh’un üzerinden vurgulanıyorsa biz şu soruyu sormak zorundayız Nuh'un şiasının karşısında kim vardı ? Var mı böyle bir şey? Nuh’un karşısında devam edilen bir şia olması lazım. Risalete baktığımız zaman risaletle ilgili çok ilginç bir kavram daha kullanılıyor. men hamelnâ me’a nû h deniyor. Ortaya bir kavram çıktı. Meryem suresinde 58 de Adem soyu deniyor Nuh soyu denmiyor. Meryem 58 de bize iki tane isim saydı. İsrail'in Resul olduğuna dair Kur'an'dan herhangi bir bilgi yok. Müktesebat Ali İmran süresinin 93 ayetinde İsrail’in kendi nefsine haram etmeden önce İsrail Oğullarına bütün yiyecekleri biz serbest bırakmı ştık. Orada geçen İsrail Yakup’tur. Kur’an’da İsrail'in Yakup olmayacağına dair çok fazla d elil var . Kur'an'da bunların hepsini ortaya koyduk . Dolayısıyla İsrail'in eşittir Yakup olmayacağına dair bir söylem burada dillendirmem gereksizdir.

İkinci kavramsa men hamelnâ me’a nû h orada özne men dir. hamelnâ me’a nû h cümlesi sıla cümlesidir. Men i tamamlıyor. Y ani o kavrama dönüşmüş cümle dir. Yani kapıda kuyuyu kazanan adam gibi. Orada kapıya da kuyuyu k azan ifadesi adam kelimesini sıfat olmuş. Men de adam da olabilir kadın da olabilir kişi zürriyetinden. Bunlar eğer Nuh’tan bahsediyorsa ve İbrahim'e de Nuh şiasıdır diyorsa İbrahim'in karşısında N uh’un şiyası olmayan başka bir şianının olması lazım. Bu şia kavramın anlaşılabileceği en güzel ayet Kasas süresi 1 5 ayettir. Kasas 15 Musa’nın şiasındadır. Ötekisi düşmanının şiası. Bak Musa’nın şiası diğer i diğer tarafın şiası. 12

Kasas 28/4 Firavun o ülkede baskıcı bir yönetim kurmuş ve halkını farklı kişilerin ta raftarları şeklinde bölmüştü. Onlarda bir bölüğünü güçsüzleştirmeye çalışıyor, oğullarını boğazlatıp kızlarını sağ bırakıyordu. Çünkü o bozguncu bir kişilikti. Firavun halkını ŞİYALARA bölüyor...

Soru: NEYE GÖRE ŞİYALARI TESPİT EDİYOR? Kimin hangi ŞİYADA N olduğunu nasıl bilecek? Şimdilik “kadınlar veya erkekler” demeyelim... SOYA GÖRE değil mi? Yani kimin hangi soya mensup olduğunu bilmesi gerekli değil mi? İyi de eğer Firavun’un kavmi ile Şiyalar sonuçta aynı kökene dayanıyorsa soy ayrımını nasıl yapacak ? Bunu neye göre yapacak? Yani hangi ‘nisa’yı ‘yetsahyi’ hangi ‘ebna’yı ‘yuzebbihu’ yapacağını nereden ve nasıl bilecek? Bunu yapabilmesinin tek bir yolu var... KİMİN KİMİN SOYUNDAN OLDUĞUNU YANİ ASLINDA SOYU TAMAMININ KÖKENİNİ BİLMESİ LAZIM. Üstelik sadece erkek çocukların da değil KADINLARIN DA soy kökenini bilmesi lazım. Bakın şia olabilmesi için karşıtının olması lazım. Eğer İbrahim zamanında Nuh şiasından bahsediliyorsa başka bir şia daha olması lazım.

Şia aynı konuda oluşan iki taraftır. Mesela ortada bir halifelik var. Paylaşılamayan halifeliktir. Halifelik konusunda Muaviye şiası var Ali şiası var. A ma mevzuları ortak halifelik bölüşülemeyen mevzu halifeliktir. Söz konusu olan şey bir tane.

Eğer İbrahim’e Nuh şiası deniyorsa ortada bölüşüleme yen ne olur? Nuh'un bir futbol takımı var o futbol takımının karşısında da e zeli rakip var . Nuh'un Kur'an'da yer alması Nuh'un iyi futbol antrenörü olmasından dolayı iyi futbolcu olmasından dolayı iyi t üccar olmasından dolayı iyi savaşçı olmasından dolayı iyi marangoz olmasından dolayı değildir. Nuh niye Kur'an'da var niye bize anlatılıyor? Resul olduğundan dolayı bize anlatılıyor. Hadis süresinde İbrahim ve ikisinin soyuna nübüvveti tahsis edildiğine göre burada Şia risalet konusunda olacak. Demek ki İbrahim zamanında Risalet konusunda da insanlar Tıpkı Yahudilerde olduğu gibi yani bu olay Yahudilerin İsrail oğulları'nın Yusuf'tan sonra içine düştükleri bir durum değil. Demek ki daha öncesi var . Demek ki daha önceden beri gelen bir şey var. Peki, bunun başka delili var mı ? İsra suresinin 2 ve 3 ayetleri bu ayetler bölünmüş. 3 ayette Erhan Aktaş mealinde Ey Nuh ile birlikte taşıdığımız kimselerin soyundan olanlar şeklinde bir cümle kurmuş . Peki, Żurriyyete men hamelnâ me’a nû h(in) ifadesinde Ey diyebileceğimiz kimse var mı ? Yok. Żurriyyete kelimesini nasp eden nedir? Niye mahsuptur y ani onun hareketi neden fetadır . Onun amiri n edir? Yani ona etki eden kelime hangisidir ? Bu ayette yok. men hamelnâ me’a nûh(in) ifadesi İrabtan mahalli yoktur. O cümlenin öge değeri yoktur. Cümlenin aslı Żurriyyete men (hamelnâ me’a nû h(in)) cümle böyledir. Men Żurriyyete nin muzafun ileyhi oluyor. Madem muzafun ileyh ise men inde irabten mahalli yoktur. O zaman asıl cümlede asıl olan Żurriyyete Arapça bilmeyen ler cümle aslında zürriyete nokta nokta nokta innehu kâne ‘abden şekûrâ (n) dır. Diğerleri sıfattırlar cümlede görev alamazlar . Bu noktada Żurriyyete ifadesini nasp eden amir nedir? 3 ayette bir amir yok. Bu ayette yoksa Ey dendiğin zaman aslında o raya size sesleniyorum fiilini koymuş oluyorlar. O nas p etmiş olur . Cümlede öylesi bir şey de yok. Peki, bir önceki ayetle bu ayet in bölünmesi acaba yanlış mıdır? İkinci ayetin başında

Veâteynâ ateyna fiil fail.

13

Mûsâ mefulu bih.

-lkitâbe ikinci mefulu bih bu cümle bitti.

vece’alnâhu orada ki hu nereye gider Musa’ya mı yoksa kitaba mı gider? Kitaba gider. huden kelimesinden Elif-lâm-mîm Żâlike-lkitâbu lâ raybe (*) fîhi oradan hatırlayın. El kitaptır huden olan. Musa neden olmaz? Musa adam öldürdü kaçtı o yüzden huden olamaz. Ama kitap doğuştan huden olur. ce’alnâhu onu getirdik onu tayin ettik. Cealna fiil fail. Cealna ifadesi efalu kuluptur.

huden hidayet olarak.

libenî isrâ -île ifadesi mefulu lieclihtir. Cealna fiil fail hu mefuldür. Huden ikinci mefuldür. Huve huden müptela haberdir. Dolayısıyla cealna ifadesi efalu kulup olan bir ifadedir.

ellâ en olursa en ile başlayan cümle kendinden önceki cümlenin mefulu liecli olur. Musa ’ya biz kitabı verdik o kitabıda beni İsrail için heden yaptık. Bunu ellâ tetteḣiżû edinmeyin min dûnî benim dunumda vekîlâ(n) edinmeyin.

vekîlâ(n) ifadesi mefuldür. vekîlâ(n) nin Żurriyyete men hamelnâ me’a nû h(in) bu cümlenin sıfatı. Niye takdim tehir yapılmış? T akdim tehir yapılmaz sebebi vekîlâ(n) kelmesi ile Żurriyyete kelimesi art arda gelsin diyedir . Ama Żurriyyete kelimesinde temin yok diyeceksiniz. Çünkü mudaftır. Zaten temin olmaz. vekîlâ(n) kelimesi mansuptur. Żurriyyete kelimeside mansuptur. Demek ki zürriyetten kelimesi matufdur. Yani muttabidir tabidir. vekîl kelimesine tabidir. O zaman cümle ne olur.

Biz Musa'ya o kitabı verdik. Ve o kitabı Beni İsrail için rehber kıldık . Benim berimde Nuh’la beraber taşıdığımız kişinin zürriyetini vekil edinmeyin.

Musa'nın karşısında bir zürriyet var. Burada bir şia çıktı. Başka bir şia çıktı. Peki, bu Şia bizi men hamelnâ me’a nû h(in) bağlantıya geçirdi . De mek ki ; Nuh ile beraber taşınan birinin zürriyeti var. Bu zürriyeti Musa zamanında var. Musa da diyor ki; bu zürriyeti benim berimde vekil edilmeyin.

Vekil= ulaşılmak istenilen h edefte kişinin gücünün yetmemesi d urumunda gücünün yettiğini zannettiği birini kendi yerine hareket etmesi için tutması demektir. Y ani avukatların vekil olarak tutarız. Çünkü sizin avukatlık yapm a imkânınız yok gücünüz yetmez o ndan dolayı. O hedefe siz Kendi başınıza ulaşamazsınız. Musa'nın görevi huden olmak. Huden olması onların kendi başlarına olabilecekleri bir değil . D iyor ki birileri bunu şia olarak yapıyormuş. Musa bunu size ulaştıracak benim diyor. Berisinde o Nuh’la beraber taşınan kişinin zürriyetini vekil edinmeyin. Yani Nuh’la taşınan kişinin zürriyetinin vekili.

Şimdi bu noktada demek ki; Nuh zamanında Nuh ile beraber olanlarla ilgili de bir durum var . Şia işte Nuh’ la beraber o tufandan kurtulanların arasında oluşan bir şey . Çünkü Nuh'un kavminin yok edildiği söyleniyor. Eğer Nuh'un şiası duruyorsa İbrahim zamanında İbrahim'e Nuh'un şiası deniyor. Nuh'un kavmi yok edildiğine göre Şia kimden çıkacak? Nuh ile beraber olanlardan çıkacak. Başka yerden çıkamaz. İbrahim'le Nuh'un bağını böyle kurduk.

14

Peki, Hut ve Salih kimdir ? Nuh'un soyu mudur yoksa Hut ve Salih Żurriyyete men hamelnâ me’a nû h(in) olanlardan mıdır? Żurriyyete men hamelnâ me’a nû h(in) olması lazım. Hut kavminin ismi

Kehf 20 İnnehum in yazherû ‘aleykum yercumûkum ev yu’îdûkum fî milletihim velen tuflihû iżen ebedâ(n)

Peki, yu’îdûkum fî milletihim yu’id kelimesinin kök harfi A-v-d - ع و د .Ad kelimesini adin kelimesinin kök harfi ... acaba bu bize delil midir? Ad aade kelimesi sözlüklerde dönmek. Dönme ile ilgili bir sürü kelime var. Bu dönmeler arasında bir fark olması lazım. Hatta bir ayette redde fiili ile aade fiili yan yana kullanılıyor. Dolayısıyla ikisi arasında bir fark olması lazım. Çünkü kelimelerin farklılığı anlamının farklılığına dalalet eder. Yani redde kelimesiyle aade kelimesi arasındaki dönmenin aynı olmaması gerekir.

Katılımcı

Aade zannediyorum daha önceki yerine dönme gibi bir anlamı var. Yüz çevirdikten sonra o şeye geri dönmek İade etmek

R.D.

İade etmek onun müstak halidir. Başladığı yere dönmek ama nasıl dönmek? Evden çıktıktan sonra eve geri dönmek . Mesela bir şeyden bizzat veya söz ve azmetmekle yüz çevirdikten sonra ona geri dönmektir diyor.

Şimdi şöyle yapalım Nuh' la beraberken daha sonra Nuh'un yanından kavminden ayrılan bir grup var . Şimdi bu grub la ilgili Nuh kavmi nasıl cümleler kuruyorlar ? O nlarla ilgili kullandıkları çok ilginç bir kelime var erżelûn(e) (şuara 111) şeklinde bir kelime kullanırlar . Toplumun en düşükleri en aşağı tabakası olarak onlar atfedilmişler. Biz b uradan şunu anlıyoruz. Bu adamların doğru söylediğini farz edersek; bu şu demektir o toplumun içerisinde o toplumlar olan bir grup var . Bu grup fakirdir fukaradır değersizdir . B u gru p ne yapmış azmetmiş bizzat kendileri fikren zikren o toplumdan ayrılmışlar her türlü tehlikeyi göze alarak Nuh ile beraber h areket etmişler . B u ayrılma zoraki istemeden olan bir ayrılma mıdır ? Değildir. Azimle birlikte bir ayrılma gerektirir. Çünkü Nuh’la beraber hareket etmek bir azmi gerektirir. Herhangi bir konuda azimle hareket etmek de bir inancı arka planında dolu dolu bir ikna olmuşluğu getirir. Aade kelimesinin kastettiği mana kendi toplumundan hangi duygularla ayrılmışsa a ynı duygularla eski haline dönmek demektir. Y ani zoraki bir dönme değil cahillikten bir dönme değil nasıl ki N uh’la birlikte olurken iradelerini bilinçlerini kalplerini fikirlerini akıllarını kullanmışlarsa ikna olarak oraya dönmüşlerse ona azmetmişlerse Nuh'tan dönmeleri de aynı şekilde aklen fikren iktisadi olarak fuatlarıyla sadırlarıyla böyle bile isteye kalplerinden gele gele coşa c oşa dönmeye a ade denir. B asit bir dönme değil . Orada kast edilen dönme bu şekildedir. Mesela Bayram da sevinç mutluluk kabul bu tür şeyler vardır İşte şöyle diyelim bir süreç atfedersek bir kişi a halindedir . A halinin kötü olduğundan bıkmış usanmış azmetmiştir ondan kurtulup B haline geçmiştir . D aha sonra B halindeyken düşünmüştür taşınmıştır tercihinin yanlışlığına karar vermiştir . N asıl bir a zimle B olmuşsa aynı azimle tekrar A haline dönmüştür . İşte buna a ade denir. Y ani avd ifadesinin kastettiği mana budur. Mesela redde kelimesi vardır. Bakın redd e kelimesinde bir gönüllülük yoktur . Yani gönüllü olsun olmasın istekli olsun olmasın bilgiye dayalı olsun olmasın Azime dayalı olsun olmasın bir şeyi geri çevirmeniz reddir. Orada kararlılık bir azim bir ikna olmak yoktur. 15

Recae (Araf 150 Velemmâ race’a mûsâ ilâ kavmihi) ifadesinde de öyle bir şey yoktur. Recea ifadesinde tekrar eski hale gelmek vardır ama ilk halindeyken umamadığını umarak eski haline dönmek demektir . U mmayla ilgili bir şeydir . Ama aaden de kararlılık vardır. A rtık umma yoktur kesin karar verilmiştir o ulaşılacaktır yani o istenilen şeye ulaşılacaktır.

Şimdi adin (Hud 50 Ve-ilâ ‘âdin eḣâhum hûdâ(en)) böyle bir kavim var karşımızda bu isimle bu kelimeden türemiş bir isimle isimlendirilen bir kavim var . Yani dile istey e dönmüşler . Bunlar nereden dönmüş olabilirler ? Bunlar N uh’la beraber kurtuldular . E ski hallerine döndüler. Peki, bu gücü nereden aldılar? Çok ilginçtir ad kavmine gönderilen Resulün adı da Hud’dur. Yani kavmin adı ad ama ona gönderilen resulun ismi de Hud. Hud ifadesinin manası da istikametten dönmektir. Yahudilerin ismi de hadu ifadesi de aynı kelime ile ifade edilir. Bu noktada Hud bir yerden dönmüş . Hut nereden dönmüş olabilir ? Hud da onlardan dönmüş olabilir.

Hud ifadesi istikametten dönmek ama iyi istikametten kötü istikamete mi dönüldü yoksa kötü istikametten iyi istikametine dönüldü onu bağlamındaki farklı kelimelerden anlamak zorundayız. Ş imdi Hud kıssalarına baktığımız zaman Hud e ğer bir şeyden dönmüşse o döndüğü şey iyiden kötüye dönüş mü yoksa kötüden iyiye mi dönüş mü? Hud kendi kavmini Nuh'a çağırıyor . Kendi kavmini Nuh’a çağırıyor. O zaman kendi kavmi N uh’tan döndü Hud’ta onlardan Nuh’a döndü.

Peki, elleżîne hâdû ne olur? Onlarda İbrahim’den döndü. B u noktada baktığımız zaman Hut’la Salih resuldürler ama birinci dereceden Nuh’un soyu değildirler . Nuh'un soyu değildirler. Nuh ile beraber taşınan kişinin soyundandır . İ srail oğullarına sakının onlardan denilen kişilerde işte bunlardan devam eden soydur. Bunlar Mısırdalar.

Bu konular birbiri ile bağlandı. Mesela Salih Aleyhisselam'ın yaşadığı yerle ilgili hep Medain Salih denir. B ugünkü İsrail'in biraz altı o oralarda bir yerler dir. H atta Petra orası Salih'in yaşadığı yerdir derler. Hatta 19'cular biraz daha ileri giderler Muhammed burada yaşadı . Aslında Kabe dediğiniz yer burasıdır. Böyle şeyler de söylüyorlar.

16

Kur'an'a göre bu yanlış bir bilgidir . Kur'an'a göre kesinlikle yanlış bilgidir. Yani siz şimdi onlar Petra ne ile bağ kuruyorlar . Amerikalılarla. Amerikalılar İbrahim zamanından sonra ortaya çıkmıştır . T arihsel açıdan bile Kur'an'a bakmasak bile yanlıştır . Yani sadece tarihi açıdan gelsek yine yanlıştır. Niye Çünkü Kur'an'da sabittir. Salih İbrahim'den öncedir sabittir. Bunu Araf suresinden biliyoruz Hud suresinden biliyoruz Yunus suresinden biliyoruz yani hep de öyle a nlatılır. Zaten Araf suresinde 69 da Hud ne diyor? Hud geliyor diyor ki ; Nuh kavminin yerine sizi halifeler kıldı . A rkasından Salih geliyor Hud kavmi nin yerine sizi halifeler kıldı. Bu bize bir kronoloji veriyor bize işte ondan sonra o ondan sonra o diyor bir kronoloji bize verdi. Dolayısıyla Kur’an’a göre sabittir ki Salih İbrahim'den öncedir . Oysa Amerika dedikleri tarihlendirmeye baktığımızda İbrahim'den sonra dır. İbrahim'in ortaya çıkması Petra şehrinin ortaya çıkması zamansal yani tarihsel bağlamda olsa bile oraya göre de yanlış bir bilgidir . Ayrıca Kur'an'da anlatılan Salih kavmiyle ilgili anlatılan şeylere göre de yanlış bir bilgidir. Fecr 89/9 Ve śemûde-lleżîne câbû-ssaḣra bil-vâd(i) deniyor. Bu kelime s iz o vadideki ssaḣra uyuyorsunuz. Sahra ne Kaya kayağı oyup ev yapmak . Bu nerede var? Bu Medain Salih de var. Hicir bölgesinde demek ki Salih burada yaşamış b u varsayımdır. Ama Salih kıssaları bağlamında başka şeyler de söyleniyor. Mesela

Araf 7/74 Veżkurû iż ce’alekum ḣulefâe min ba’di ‘âdin ve bevveekum fî -l-ardi tetteḣiżûne min suhûlihâ kusûran veten hitûne-lcibâle buyûtâ (en)(c) feżkurû âlâa (A)llâhi velâ ta’śev fî -l- ardi mufsidîn

vetenhitûne-lcibâle buyûtâ (en) ifadesini dağlara evler uyuyordun uz şeklinde aldınız. Peki, tetteḣiżûne min suhûlihâ kusûran ne yapacaksınız? Sadece kayayı oymak kelimesinden orayı tespit ettiniz bunu anladık. Peki, tetteḣiżûne min suhûlihâ kusûran ne anlam vereceksiniz? O kısmı görmeyelim böyle yapıyorlar.

Burada Salih kavmiyle ilgili Mesela câbû-ssaḣra bil -vâd(i) (Fecr 9) diyor. Hicr süresi anlatımlarından ashâbu-lhicri (Hicr 80) bu kavmin söylemden Semud Kavmi olduğu çıkartılıyor. Peki, hicr kelimesinin sözlükteki manası nedir?

Hicr= Haram kılınarak koruma altına alınmış şeydir. ( engellemek yasaklamak bir şeyden bir parçayı ayırmak bunlar kelimenin fiil manası ) O ne demek? ashâbu-lhicri olunca ne olur ? Hicrun cemisi hucurun bir başka cemisi ahcerun. Harem mukaddes yer. Y asak bölge . Mekke'de Kabe'de etrafında bir yer. Haram bölge anlamı var kutsal yer anlamı var. Kutsal şey anlamı var. Yasaklanarak koruma altına alınmış şey demek ki bu şey buradaki yasaklamak bir şeyi birinden engellemek değil . Aslında koruma amaçlı yasaklamak değil mi? Türkçede hukukta kullanımı da öyle akli yetersizliği olanları koruma altına almak. Mesela siz bir yeri sit alanı ilan edersiniz . A macınız bu bölgede dokunulmaz kırarak i nşaat faaliyetlerini engellemektir. Bunu orayı o şekliyle korumak için yaparsınız.

Hicr kelimesinin ifade ettiği şey siz bir şeyi korumak istiyorsunuz korumak istediğiniz için ona dokunulmazlık statüsü kazandırıyorsunuz. Dokunmayın bozmayın kırmayın etmeyin öyle saklayın manası var. Mesela işte gidersiniz taraklı'ya bir bakarsınız bir Anıt ağaç der. Onu anıt ağaç ilan etmeniz dalını koparmak yasak ağacını yak ınında ateş yakmak yasak niçin yaparsınız bunu neden yaparsınız insanları ondan mahrum etmek için mi h ayır tam tersi onu koruyalım ki insanlar bundan mahrum kalmasın diye . Bir yeri M illi Park ilan edersiniz . O milli parklara yasaklar koyarsınız avlanmaya yasağa koyarsınız ağaç kesme yasağı yapılaşma yasağı sürü yasaklar koyarsınız . Bu yasağı niçin koyarsınız İn sanlar oraya gelmesin insanlar bundan faydalanmasın insanlar burayı hiç görmesin diye mi yaparsınız yoksa insanlar bundan faydalansın diye mi yaparsınız ? Faydalansın diye yaparsınız. Hicr kelimesinin kastettiği 17

manada bu. Bir şeyi koruma amacı yasaklamak. Mesela Mescid-i haram deniyor . Ne demek haram kimse gitmesin b urası haram mı öyle bir şey mi hayır dokunulmaz . Peki, niye dokunulmaz? Neden orası Mukaddes ne için orayı insanlar kutsal sayıyorlar . Orayı kendileri için faydalanmasınlar diye mi yoksa faydası hep devam etsin diye mi? Faydalansınlar diye.

ashâbu-lhicri sınırlandırmanın amacı ulaşılamaz kılmak değil ulaşılamaz hale getirmek değil faydalandırmamak değil tam tersi daha faydalandırmak ulaşılır hale getirmek.

Kur'an'da böyle kaç tane yer biliyorsunuz. Kur'an-ı Kerim'de bir tek yer var Mescidi Haram . O isimlerle geçen haram bölge bir tane . B ir tane böyle meşru yer var . Ama ya meşru olmayan?

Mesela şöyle bir akıl yürütelim; Musa geliyor diyor ki; İsrail oğulları benimle gönder. Firavun göndermiyor. Firavunun göndermemesine hicr denir. Peki. Firavun onları niye hicr etmiş. Hücre diyelim . N iye onları hücre de tutmuş ? O nları yok etmek için mi korumak için mi? Firavun İsrail oğullarını Musa'ya neden vermedi ? İsrail oğullarından çok mu nefret ediyor? Bunu düşmanlık için mi yapıyor? Korumak için yaptı.

Kehf suresindeki kavga da Yakupla başlamış Yusuf'la başlamış bir kavga değil yani o kavganın kökleri ta Huda kadar gidiyor . Daha önceden biz risalet soyunun İbrahim’le ikiye ayrıldığını söylemiştik. Hayır, Risalet soyu Nuh’ta ikiye ayrılmış daha doğrusu r isalet soyuna bir rakip çıkmış . O rakip Nuh’la beraber gemide olanlardan çıkmış. Onlar da bu olaya ortak olmuşlar bu işe rakip o lmuşlar. Resul sülalesine rakip olmuşlar . Özellikle Biz Nuh ve İbrahim'in milletine İbrahim'in zürriyetine nübüvveti ve kitabı tahsis ettik onlara verdik şeklinde söylenmesinin sebebi de bu . İbrahim'den hemen önce olan Salih ile bir akrabalığından hiç bahsedilmez. İbrahim ile Hud’ta aynı şekilde. Ama Nuh ile İbrahim'in aynı ayet aynı b ağlam içinde geçtiğine dair en az 7 -8 tane ayet bulursunuz . Enam Suresi'n de bunlardan bir tanesidir. Bakın İbrahim kıssası anlatılır İbrahim kıssası anlatıldıktan sonra biz ona enam 84 Vevehebnâ lehu is hâka veya’kûb(e) dedikten sonra kullen hedeynâ (c) venûhan hedeynâ min kabl(u) şeklinde hemen Nuh'u devreye sokar. Orada sayılan resullere baktığımız zaman Salih ve Hud yok. Salih ve Hud'un olmaması en sonunda işte bunlar Kardeşler Babalar oğullar diyor . Biz buradan Salih ve Hud'un zürriyetinin yani başlangıcının b unun dışında olma ihtimali var.

O zaman Salih ve Hud'un hamelnâ me’a nû hin olanlar Nuh’la beraber gemide olan kişiden olamadır. Yani o kişinin kendisinde sorun yok zürriyetinde sorun var.

Risalet Nuh soyu İbrahim

Biz burada hatırlarsanız daha önce çok daha önce demiştik ki insanlık tarihinin resulsüz anladığınız zaman bilimlerin ilimlerin ortaya çıkışı ile ilgili varıp g eleceğiniz dayanacağınız tek nokta var dır varsayımlar hikâyeler menkıb eler. 19 arkadaşlar ne yapıyorlar? Georges İflah’ın kitabını alıyorlar. Getiriyorlar bu bilimseldir diyorlar. Georges İ flah kitabında bilimsel menkıbe anlatıyor. Oda bilimsel oluyor.

Nuh gemi yapıyor. Gemi yapımında kullanılan bilim dalları şu anda insanlığın elinde var olan bütün bilim dallarıdır . Rota tayininden konum tespitinden yön tespitinden s uyun kaldırma kuvvetinden Kimyadan Fizikten Matematik G eometri bunları kullanmazsanız bir gemiyi inşa edemezsiniz. B unların hepsini kullanmak zorundasınız . Bir kere geminin kâğıt üzerinde şeklini belirlemek yazımını çizimini belirlemek için bile dehşetengiz bir bilgi sahibi 18

olmalısınız. Bu gemi vahiy ediliyor. Bu geminin planları vahyediliyor . Yani yazılı halde çizilir halde Nuh’un eline veriliyor . Zaten N uh’a gemiyi bizim sana vahyettiğimize göre yap diyor. (Hud 37) yani sakın projeyi değiştirme. P rojede tadilat yapma projeyi başka şekil e sokma s ana hangi projeyi verdiysek o projeyi uyguna demekti r. Madem bir ilimden bahsediyorsunuz. İşte size başlangıç noktası.

Madem bir ilim ilimden bahse dilecekse madem bir bilimden bahsedilecekse bir Fizikten bir Kimyadan bir Matematikten bahsedilecekse b uyurun size Milat . İnsanlığın birikimi Nuh’tan insanlığa gelen şeylerle olmuştur . İ nsan bilgiyi bunlarla edinmiştir . İ nsan bunlarla bina yapmış insan bunlarla şehirler kurmuş y ollar kurmuş tüneller kurmuş bunlarla kurmuştur. Bu bilgiyi en üst düzeyde kullanan kimdir ? M ısır’dır. Biz bilgi olarak bunu görmezden gelmiyoruz ama hayatımızda davranış belirlemek için düşünce belirlemek için mantık örgüsü belirlemek için buna bir kıymet vermiyoruz.

Mısır bilimini en uç noktada kullanan onlardır. Bir ge minin yapımında kullanılan bütün bilimlerin hepsi onlardadır. Risalet soyunun Mısır hikâyesi Yusuf’la başlamadı . Nuh ile başladı. Nuh ile beraber taşınanlarla başladı . Çünkü onlar N uh’la beraber gemiyi yaparlarken her ne kadar bilmeseler bile yani bir geminin boyunun nasıl olacağını tatbiki olarak yani projeyi okuyamasalar bile inşaatta vardır. Ustalar var proje okuyamaz. Ama gördüğünü öyle güzel uygular ki adamın yaptığına bak proje çiz. Adam projesiz proje yapıyor. S izde uygulamalı bir şey görüyoruz . Mesela bir masa yapmanın projesini görmüyorsunuz bir yerde çizili olduğunu görmediğinizi f arz e delim. Ama masa yapılırken görüyorsunuz. O masa yapılıyor görüyorsunuz. İ şte gördüğünüz bu şey fiziktir biyolojidir kimyadır bir ilimdir. İnsanlığın bilgi biriktirmesi için bilgi edinebilmesi için yardımcı elemanlardır . İşte N uh’la beraber olanlar bunu gör düler şahit ol dular. Nuh’ la beraber koca gemi yapıyorlar . O gemi yapımından akıllarında bir sürü şey kaldı. Hut ne diyor ; N uh kavminden sonra sizi ḣulefâe yaptı. (Araf 69). Bunlar ḣulefâe iseler Nuh’tan kalan bu bilgiler onlara geçmiş olmalı. Bu bilgiler içki içme kumar oynamama bilgisidir. G emi yapım bilgisi İnşaat bilgisi onlara geçmiştir. Bakıyoruz Fecr 89/7 -8 İrame żâti -l’imâd(i) Elletî lem yu ḣlak miśluhâ fî -lbilâd(i) diyor.

Nuh’tan hemen sonra gelen bir kavim var . O kavim öyle bir şehir inşa ediyor ki Kur’an bile yuḣlak miśluhâ fî -lbilâd(i) diyor. Sizce Hud kavmi böylesi bir şehir inşa etme bilgisini nereden aldı? Kendileri mi icat ettiler. Nuh’tan aldılar.

Katılımcı

Kendilerinden öncekilerden iriymiş iri diye çevrilen ayetler vardı . 7 metre falan boyunda oldukları söyleniyordu.

R.D.

Arkeolojik kazılarda sahtekârın biri bunu görmüş resim çektirmiş. Kanadalı bir tane sahtekâr bunu yapan. İnsanlar o kadar inanıyorlar ki adamın yaptığına adam bu fotoşop bunu ben yaptım diyor adam kimseyi kendisine inandıramıyor. Bu yalanı ben söyledim diyor kimseyi onun yalan olduğuna inandıramıyor. Tıpkı Türkiye'de de aynısı yaşandı . Boğaziçi üniversitesinden bir tane öğrenci ortaya bir yalan atıyor . Diyor ki; boğazda kontoryum diye bilinmeyen bir element var . Bu çok değerli dir. İstanbul boğazında bu 15 trilyon dolar değerinde maden rezervi var diye yalan haber yapıyor . Bu yalan ö yle bir yayılıyor ki gazetelere haber oluyor . Bakıyor iş büyüyor hatta YouTube'da videosu da var . Çocuk diyor 19

ki; bu yalan ı ben uydurdum diyor. Hayır, sen yalan söylüyorsun diyorlar. Yalanı uyduran yalancı oluyor. İşte insa nların yalanına kadar sevdikler varsayımları ne kadar sevdikleri ortada.

İşin garip tarafı Kur'an'da yüce Allah'ın yaratmasında bir değişme g öremezsin. Bir tebdil bir Tahir göremezsin ayetlerine rağmen bu tür bilgilerin üstüne atlayanlar da Müslümanlar oluyor. 7 metre boyunda iskelet arıyorlar . Adem'in boyu bir de 300 arşındır. B öyle acayip acayip şeyler çıkartıyorlar . Niye? Çünkü bütün dünya varsayım üzerine kurulmuş ellerinde Kur'an var . Kur'an'a onlar iman etmiyorlar varsayıyorlar. Öyle bir iman olmaz . Varsayım üzerine iman olmaz. Kur'an'a açıpta bakmıyor. Kur'an'da 7 metre boyunda insanlar yok dersen hemen sana inanmıyorum derler. Adem ilk insan olarak öğretildiği için ilk insan ın öyle ufak tefek birisi olması beklenemez. Niye? Çünkü bütün dünyayı dolduran insanlar onun zürriyetinden geldiğine göre demek ki bütün o sperm ler onda olduğu için devasa bir adam olması lazım. Çünkü bir ton iki ton sperminin olması lazımdır. Bir ton iki ton sperm de bir 60 boyunda bir adama bir 70 boyunda bir adama girmez dolayısıyla 300 metre boyunda olması lazım ki yani sperm deposu olsun.

Katılımcı

Araf 69 ayetteki fî-lḣalki bes ta(ten) o şekilde yorumluyorlar . Y ani yaratılışta sizi işte daha güçlü diye meallere yansıyor daha işte itibarlı daha güçlü bir yaratılışta yaptı . Buradan farklı bir yaratılış ta olduklarına yorumluyorlar.

R.D.

Tamam, da oradan 7 metre nasıl çıkıyor . Delile falan bakmıyorlar. Sadece bir yerden benzeşmesi yetiyor. fî-lḣalki besta(ten) dedi 7 metre olduğuna 10 metre olduğuna 300 metre olduğuna delildir. Nasıl yaptın? Bir şekilde yaptık işte. Oradaki fî-lḣalki yarartmak o lduğu tartışmalıdır bağlamına bakmak lazım.

Gemide taşınanların hepsi beşer. Bunun sağlamasını enâ beşerun miślukum (Kehf 110) yaparsınız. Bunu karşısındaki kavme söylüyor . Demek ki kavim beşer. Bu da Beşer . Kavimden ona inananlar ne olacak onlar da beşer olacak. Demek ki onlar da Adem soyu.

Katılımcı

Nuh’un soyu birde o nunla beraber gemide taşınanların soyu iki tane Resul soyu . B unlar Adem'in zürriyeti olarak iki koldan mı geliyorlar?

R.D.

Kavim dendiği için bir şekilde zaten bir akrabalık kelimenin kendisinde var. Ama bu akrabalığın Nuh kıssalarındayız Nuh ile beraber gemiye binenler ile ilgili birinci dereceden akrabalık olduğuna dair ben bir ayet bilmiyorum. Bu akrabalık birinci dereceden zürriyetmidir. Mesele Musa İbrahim’in to runudur diyoruz ama bu akrabalık bağlarla kuruluyor. Birinci derece onun oğlu onun oğlu onun oğlu şeklindedir.

Sadece Nuh’ta değil. Nuh’un gemisine binen kavmin tamamı beşeriz diyor. Beşeriz dediğine göre bunların Adem'le akrabalığı var. Soyları Adem'e dayanıyor. Ama Nuh ve Nuh ile beraber 20

gemide taşınanların birbiriyle olan akrabalığı hangi boyuttadır ? O nun birinci dereceden akrabalık şeklinde olduğunu bilmiyorum.

Hud 11/91 Kâlû yâ şu’aybu mâ nef kahu keśîran mimmâ te kûlu ve -innâ lenerâke fînâ da’îfâ(en)(s) velevlâ rahtuke leracemnâk(e)(s) vemâ ente ‘aleynâ bi’azîz(in) velevlâ rahtuke bu raht kelimesinin anlamı aynı babaya dayanan 3-7 / 3-10 / 3/40 sayısındaki insanları ifade eder. Yakın akraba anlamı var.. Bu raht kelimesinin anlamı kabile olsa idi. Kur’an’da kabile kelimesi epey kullanılıyor. Bundan kast edilen kavim olsa idi. Kur’an’da en fazla kullanılan kelimelerden biride kavimdir. Şuayb onlara seslenirken yâ kavmi (Hud 92) diyor. Eğer burada raht kelime sinden kast edilen kavim ise şuayb’ın karşısındakiler Şuayb’ın kavmidir. Şuayb’ın kavmi Şuayb’a “senin kavmin olmamış olsa idi” diyor. Ama burada senin rahtın olmamış olsa idi diyor

Şia Şuayip bağlamında da geçiyor. Şuayp bağlamında da İbrahim millet konuşuluyor ve istemeden aaden kelimesi kullanılıyor . Demek ki bu sorun İbrahim ile başlamış . İbrahim bunun başlama sebebi

1. Büyük bir ihtimalle Hadid Suresinin 26 ayetidir. Hadid süresinde de başka sürede de biz kitabı ve nürüvveti onun soyuna İbrahim’in soyuna tahsis ettik diyor. Demek ki İbrahimden sonra gelecek resuller İbrahim’in soyu olması lazım. Ölçü konulmuş. Kesin bir tahsis var. 2. İkincisi Resuller arasında hiç kimseye söylenmeyen sadece İbrahim'e söylenilen bir kelime var. O kelime Halil kelimesidir. Halil kelimesinin anlamı iki yakayı birleştiren. Halil kelimesinin anlamı ne en basit tarifle yorganı yaydınız yorganın üstüne yattınız. Yorganın bir ucunu aldınız üstünüze örttünüz içerisine girip iki tarafı birleştirdiniz. İki ucu birleştirmek . Sofrayı yaydınız . Sofranın iki ucunu birleştirdiniz . N evresimi yaydınız nevresimin iki ucunu birleştirdiniz. Halil kelimesinin anlamı bu iki ucu birleştirmek.

İki ucu birleştirmek. Kur’an’da İbrahim için Nisa 125 vetteḣaża(A)llâhu ibrâhîme ḣalîlâ(n) deniyor. Allah onu Halil yaptı. Halil haline getirdi.

etteḣaża kelimesine haline getirdi diyorsun . Edindi niye demiyorsun? Kelime efelu kuluptur. Efalu kulup fiileri 3 başlık altında toplanıyordu.

1. Kesin bilgi. 2. Zan 3. Tahvil dönüşüm.

Onun için bakın rea kelimesi hem zan bildiren bir kelimedir. Hem kesin bilgi. Yani hem yani rae kelimesini sanma manası verilebiliyor . Efalu kulup fiilerini n o grupta olanları tahvil bildirmeleri lazım. Bir değişim bildirmesi lazım. D eğilken haline getirmek . E dinmemişken edinmek. Orada da aynı şey var. Bir değişim var. Bir tahvil var. Dolayısıyla etteḣaża ifadesine edindi manası da yanlış bir mana değildir. Ama Türkçe'ye onu edindi şeklinde çevirmeniz doğru değildir. Çünkü mana Allah İbrahim'i iki ucu birleştiren edindi . Haline getirdi demek daha doğrudur. Bakın vetteḣaża(A)llâhu ibrâhîme ḣalîlâ(n) Allah İbrahim'i dost edindi. Allah dost edinmekten münezzehdir. D ost edinmek bir ihtiyaçtan kaynaklanır . Allah’ın ihtiyacı yokta bunu İbrahim'i övmek için yapıyor. Resul diyor İmam diyor resullerin atası diyor 21

İbrahim milleti diyor . Bunlar övgü değil mi ? E vin yeri ona gösteriliyor bu övgü değil mi ? Orada bir makam veriliyor bu övgü değil mi ? Bu kadar övgü yetmiyor . Bir de kalkıp Dost edindi diyelim. Dost edindi de ne yaptı? Hiç kimseye söylemediği sırrını mı söyledi. İçini mi döktü. Onunla beraber yemek mi yedi. Allah neden dost edinsin? Bakara 257 (A)llâhu veliyyu-lleżîne âmenû Allah iman edenlerin dostudur. Hiçbir yaratılmış Allah’la dost olamaz. Allah’la dost olabilmek için onun ayarında olmak lazım. Ya da onun bizim ayarımızda olması lazım. A)llâhu veliyyu -lleżîne âmenû iman edenlerin önceliği Alla h'tır. İbrahim'i iki ucu birleştirir hale getirdi.

Hangi iki uç? İki Resul soyunu birleştirdi. Ondan dolayı iki tane eşi var.

Katılımcı

Daha önceki derslerde Nuh döneminde kabenin yıkılması. Tekrar İbrahim döneminde meleklerin yer gösterip İsmail ile birlikte yapmaları sırasında iki ucu birleştirdi diye söylemiştiniz.

R.D.

İbrahim’ evin yerine gösterdik diyor. bevve kelimesini de kullanıyor. Demek ki ona bir ev yeri gösterdik. Buraya bir ev yap değil var olan bir şeyi gösterdik. İki ucu bir araya getirmek ne ile olacak? Bunu Kabe ile yapacak. Hilafet Merkezi orası. Risalet soyu da ik i farklı yerde ise iki soyu orad a birleştirir. Bu bağlamda o da yanl ış değil. Ama olayın temelinde ayrılmış iki tane zürriyet var. O zürriyetin bir Ata yurdu olması lazım. Makamı İbrahim oradadır diyor. Sizin Babanız nerede ise orada olursunuz. Babanızın makamı orada ise kendisinin risalete Nispet edenler de orada olacak. Peki, iki tane Resul soyu dedik hangisinin babası ikisinin de babası oldu. İşte İbrahim ikisinin de babası oldu . İkisinin de gelip kendisinde birleşti. B eni İsrail ne yaptı? Hadu oldu. Daha öncesine döndü. Döneklik yaptılar yani Bunu da İbrahim'in milletinin karşısına bir millet icat ederek yaptılar. İşte Ashabı Kehf de bunun la mücadele ediyor. Basit bir mücadele değil bu iki dünyanın savaşıdır. Biri 0 noktası olarak risaleti alıyor. Biri 0 noktası olarak kendilerini alıyor. Becerdiler. Müslümanım diyenlerde kandırdılar onlar da aynı şekilde diyor. Bütün İslam tarihinde İsrail eşittir Yakup demeyen bir kişi yok.

Artık kafamızda tek bir risalet soyu var tek kitap tek din var diyoruz. Kolay bir bilgi gibi geliyor. Geçmişte Yahudil iği Allah'ın gönderdiği din olarak görmeyen bir kişi yok . Hıristiyanlığı Allah'ın gönderdiği bir din olarak görmeyen bir kişi yok . Bugün en radikaller Yahudilerin elleri ndeki kitaptan parçalar alıp Kur'an'ın altına koyuyorlar . Kur'an'ı onunla açıklıyorlar. Bunlar Yahudileri savunmak için neler neler söylüyor. Öteki tarafta Hıristiyanlar da bunlar Allah'ın d indar insanları idi Muhammed geldiğinde o dini bırakmaları lazımdı . Muhammed'e inanmaları lazımdı bırakmadılar. H atalarını bırakmadılar ama dinleri Allah'ın eski dini. Böyle bakıyorlar. Kur'an'da onlarca defa Yahudilerin ellerinde bulunan kitabın kendi elleriyle yazılmış kitaplar olduğunu söylemesine rağmen bunlar Tevrat derken neyi kast ediyorlar? Yahudilerin elinde ki kitaptır diyorlar. Oda korunmuştur diyorlar. B öyle görüyorlar. Ben müminim diyenler bile onların milletini normal görüyor evet diyorlar. Çok ilginçtir onlar kendilerini İbrahim milleti olarak görmez derken bir tek Müslümanlar İbrahim'i dinler diyor. Kur’an’da İbrahim yahut de ğildi nassari değildir diyen ayete rağmen . Bu ayete rağmen İbrahim'i dinler diyorlar . K ur'an Yahudi kavramını kullanmaya başladığında henüz Muhammed diye biri doğmamıştı. Ama Yahudi kavramını kullanıyor.

22

Eskiden bizde öyle idik. Hocalarımız semavi dinler diye kafamıza bunları sokmuşlardı. Şimdi alalım Ashabı K ehf'in bu mücadeleyi bugün yaptığını düşünelim . Bugün siz ne diyorsunuz Yahudilik diye Allah'ın bir dini yok Hıristiyanlık diye bir Allah'ın dini yok Müslümanlık diye Allah'ın bir dini yok. Resullerin biri keldani biri asurlu biri arami siz ne diyorsunuz. Bunların hepsi tek bir soy . Ne diyorsunuz birine İbranice kitap verildi birine aramice kitap verildi birine keldan ice verildi birini Arapç a kitap verildi. S iz kafayı mı yediniz ? Bunun mücadelesini verirlerdi. Biz İbrahim milletiyiz derlerdi. Bir tane millet var İbrahim milleti onun karşısında onun şiası o lan onu yıkmaya çalışan işte Yahudilik dediğimiz şey odur Hıristiyanlık dediğimiz şey odur Müslümanlık dediğimiz şey odur ki bunlar yeni değildir . Bunlar Ş uaybın karşısındakilerdir . Ashabı K ehf'in karşısındakilerdir . Buğün mücadele bu olurdu. Onların mücadelesi bu öyle geçmiş gitmiş mücadele mi bu. Tarihsel bir mücadele mi tarihte kalmış bir daha tekrar olmayan bir mücadele mi? Milat olarak neyi alırsanız her şeyiniz değişir. Bakın şu anda miladı nız Hıristiyanların uydurduğu İsa'nın doğumu . İktisadi hayatınız ona göre düzenlenmiş. Takviminiz ona göre düzenlenmiş. İsteseniz de istemeseniz de tıpkı Yahudi gibi şabat yapıyorsunuz . Üstelik madem şabat yapıyorsunuz müslümanların şafatını yapın Cuma şabatı yapın onu da yapmıyorsunuz. Yapmaya değer bir mücadele millet mücadelesi çünkü miladınız o.

Benim ş aşırdığım Hicri Miladi takvim kullanılıyor . Muhammed Aleyhisselam'ın hicrete başlaması Hicri takvimin sıfır noktası. Yani bizim miladımız o. Takvim dediğimiz şey mihenk taşıyla nirengi noktası ile ortaya çıkar . T akvim dediğiniz şey Milat dediğimiz şey sadece yılları saymak değildir . Aynı zamanda bir sıfır noktası tespit etmelisiniz . Y ani fiziki bir 0 noktasının olması lazım. Yani gün başlangıcı gün bitişi ay başlangıcı bir noktayı temel almak zorundasınız. O nokta hiçbir zaman Kâbe olmamış . Emeviler gelmiş dört halife gelmiş olmamış. Abbasiler gelmiş olmamış şu gelmiş olmamış Osmanlılar gelmiş olmamış . Allah u Teâlâ bize insanlığın toplanma merkezi d iye bir sıfır noktası gösteriyor . Takvim uygulamasının oradan başlatacaksın . T akvim uygulaması basit zannetmeyin hayatınızın her anında var. Oradan başlatacaksınız demiş buna rağmen onlarca yüzlerce krallıklar halifelikler sultanlıklar kurulmuş padişah ya bir akıllı bile biz müminiz bizim sıfır noktamız da toplanma noktamız da bizim makama İ brahim'imiz de bizim her şeyimiz orada . Y apmamışlar. Osmanlı'nın 0 noktası olan taş hala Sultanahmet meydanında durur . 0 noktası orasıydı . Ne yaptı Osmanlı R omalılarınkini tekrar etti . Selçuklu ne yaptı Celali takvimini kullandı 0 noktasına başka bir yer e koydu. Emevi de başka yere koydu. Mevcut anlatılan tarihe göre Kabe var hiç alınmamış. Bugün ne cumartesi mesai var mı yok . Ona şabat derler. Müminin tatil anlayışı yoktur. Hiç bir şey yapmadan gün geçirmek Yahudi'nin şabatıdır. O Yahudinin şebatıdır. B izde nedir İnşirâh 7 Fe-iżâ feraġte fen sab bizim tatilimiz od ur. Atalet müminin karakteri değildir olmaz . Hıristiyanlıkta İsa'yı niye öl dürüyorlar? Bakıyorlar ki b u adam her şeyi güzel her şeyi ş ahane. Bakalım şabat'a uyacak mı uymayacak mı ? Şabat günü kendisine bir hasta gönderiliyor o hastayı tedavi ediyor. İsa sen sahtekârsın diyorlar. Niye? Çünkü sen gerçek Resul olsaydın şabat günü çalışmazdın. İsa ne cevap veriyor b abam çalışıyor ben de çalışırım diyor. Yahudi bile H ıristiyan bile bunu böyle anlatıyor. Nedir Müslümanın bu tatil anlayışı Yahudilik daha içe kadar işlemiş yoksa Y ahudi’ye karşı olun neyine karşısın iktisadi hayatın Yahudi'ye göre Takvimin Y ahudi'ye göre namaz vakitlerini bile Y ahudi’ye göre bayramın Y ahudi'ye göre takvimlerdeki gün tespitin Yahudi’ye göre ay tespitin Yahudi’ye göre. Müslümanın hangi takviminde Şubat'ın 28 çektiği var. Böyle bir ay anlayışı yok. Bunu uyguluyoruz. Bunu uygulaman ne demektir biliyor musunuz? Bu size neye mal olur ? Senin bugün cuma zannettiğin gün salı olabilir. Senin bu yıl Ramazan zannettiğin ay Şevval olabilir. Senin bu yıl k urban günleri saydığın ay Muharrem olabilir . Niye ç ünkü bu takvim hizasına göre sen hesaplıyorsun . Yahudi sana bugün birinci gün demiş sen eyvallah demiş sin. İyide senin takvine göre onun birinci dediği gün birinci gün mü? B izim takvimimiz yok ki . Edip 23

Yüksel yevm kelimesi Kur’an’ da 365 kez geçiyor. Bak bir yıl da 365 gün. Kur’an ne kadar mücize. Bir kere yevm kelimesi 415 defa Kur’an’da geçer. Ama yok ek almamış yevm kelimesi 365 defa geçer. Ek almamış demek ne demek? İşte yevmuhum yevmukum sonuna zamir birleşince ek almış oluyorlar. Peki, yevmül hacc o ek değim li? Hayır, o ek değil iyide ikisi isim tamlaması yani yevmun hacc da isim tamlaması yevmuhum yevmukum d e isim tamlaması. Niye takvim mu cizesini açıklayacak. Kur’an’da Yunus suresinde yılların hesabının güneşe göre değil aya göre yapılması lazım gerektiği söyleniyor. O ayeti görmezden geliverirsek mucizeyi yakalarız. Georgen takvimine göre mucizeyi yakaladık. Niye o takvim ay takviminin suyumu çıktı. Her aklı olan gözü olan aya bakarak günüde tespit edebilir ayıda tespit edebilir. Yeter ki 0 noktası yani ay 12'dir deniyor. Şimdi şöyle bir yuvarlak yapın ve 12 nokta yapın. Neye göre hangisi bir hangisi iki hangisi üç hangisi on iki nasıl tespit edilecek? Bu neye göre tespit edilecek ? Kur'an'da o nun da işareti var . Bu 12 aydan bir tanesinin başlangıç noktası olması lazım . A yın bakıldığı zaman bu birinci aydır . B ir görünür bir başlangıç noktasının olması lazım v ar mı? Var. Kıyamet suresinde var . Başka ayetlerde var ama bunu tespit edebilmek için o şeyle bakmak lazım . Mesela size bir örnek vereyim . B iz diyoruz ki Kur'an'da her şeyin rehberidir . Mesela biri gelse bize dese ki ya tarımın da rehberi midir? Evet, tarımında rehberdir. Ama senin bu rehberliği görebilmen için o gözle bir okuma yapman lazım. Bakara Suresi'nde diyor ki ; mallarını gösteriş için harcayanların durumu tıpkı kayanın üzerine ard arda yağan şiddetli yağmur gibidir. Yağmur o toprağı alır götürür. (264) İşte mallarını Allah'ın Vecihi için harcayanların durumu ise işte t epedeki bir bahçe gibidir diyor. cennetun min naḣîlin vea’nâbin Tepedeki bir bahçe gibidir diyor. Yemişini iki kat verir yağmur ve vâbilun olmasa bile vâbilun kelimesi ard arda gelen şiddetli yağmur demektir. Yani kesintisiz şiddetli yağmur demektir başka anlamlarda var . Ama diyor ki yağmur vâbilun şeklinde olmasa bile çiseler diyor. Yani o bile yeter diyor. Ayete baktığımız zaman kökü olan ağaçtan bahsediyor. Yani buradan ne çıkar o gözle baktığın zaman tarımsal böyle meyve yetiştirme meyveciliği eğimli arazilerde yapın . Niye? Çünkü meyvenin bir numa ralı düşmanı su. Ahmet beyin babası ceviz dikiyor. O cevizler çok güzel büyüyor . Bir süre sonra cevizler kurumaya başlıyor. Çünkü altında akışman olmayan taban suyu var. Ayette tepedeki bahçe diyor. Rabve ifadesi eğimli arazi demektir. Eğimli arazide su birikmez. Bakın tarımsal bir rehberlik. Ayette sen bahçecilik yapacaksan eğimli a razide yap o bahçe daha iti olur. Az bir şey eğim olsun.

Allah u Teâlâ bunu anlatırken aslında başka bir şeye örnek veriyor . Mallarını gösteriş için harcayanlar mallarını Allah'ın vekille harcayanlar diye bir benzetme yapıyor . Kemeseli ifadesini kullanıyor. O benzetme ile size başka bir şey anlatıyor . Başka bir şeyle ilgili de size bir bilgi veriyor. Ama dedim ya bu gözle okuduğunuz zaman çok şey bulursunuz.

Takvimle ilgili mevzuyu bu gözle okunmazsa sonra bu görülmez . Yunus suresinde yılların hesabının aya göre olacağına açık ayet var.

Yunus 10/5 Huve-lleżî ce’ale -şşemse diyâen vel kamera nûran ve kadderahu menâzile lita’lemû ‘adede -ssinîne vel hisâb(e)(c) mâ ḣaleka(A)llâhu żâlike illâ bil hakk(i)(c) yufassilu-l- âyâti likavmin ya’lemûn(e)

O, güneşi bir ışık kaynağı, ayı da bir ışık yaptı. Yılların sayısını ve hesabı bilmeniz için aya evreler düzenleyip belirledi. ALLAH bunları ancak bir gerçek için yaratmıştır. Bilen bir topluma ayetleri böyle açıklar. Kadderahu hu mercisi hangi kelimedir? Kendinden önce kamer ve şems diyor. Kuran’da şems kelimesine bakın ona dönen zamirlerin hepsi müennestir. 24

((((((((((((((((((((RAMAZAN DEMİR 19 MUCİZEMİ SAFSATAMI?)))))))))))))))))) Şems(güneş) kelimesi semai müennez bir kelimedir. Kuranı n tamanında ona müzekker değil müennez zamirler verilir. Şimdi Huve-lleżî ce’ale-şşemse diyâen velkamera nûran vekadderahu Vekadderahu bakın bu müzekker zamir, müzekker zamir sadece kamer (ay) kelimesine dönebilir. Şems kelimesine dönmez. Yılların hesabın ı bilmeniz için ona (yerine ayı koyun) aya evreler belirledik. Ayet diyor ki yılların hesabını ay üzerinden yapın. Nitekim sade bu ayet değil başka ayetlerde var. Bu ayette yeter. Hıristiyanlar eski ahide in anmak zorundalar inanmazlarsa Hı ristiyan olamıyorlar. Bu yüzden Hıristiyanlık ve Yahudilik bir paranın iki yüzü gibidir. Kuran bize zaman yönetimimizi neye göre yapmamızı istiyor? Acaba Kuran zaman bize zamanla ilgili zamanın yönetimi ile ilgili zamanın düzenlenmesi ile ilgili nasıl bir önerme getiriyor neden? Bunlarla ilgili zerre kadar çalışma yapmadan Kuranda ayet olmasına rağmen 19 uymuyor diye ay takvimini gericilik(arap) olarak kabul etmek akla uygun değil. Bak edip aya sıradan bir insan baktığı zaman ayın hangi gününde ol duğunu bilir. Ama güneş ten bilemez. Ayrıca güneş takv imine göre bir yıl 365 gün 6 saattir ayrıca 4 yılda bir 1 dün ekliyorsun. Sen nasıl oluyor da böyle değişken bir şeyi Kuran ın sabitesi haline getirmeye çalışıyorsun. Tamam, rivayetleri kabul etmiyorsun (edip yüksel) fakat Kuran ın verdiği bir gerçeği neden kabul etmiyorsun? Bak senin mealinden okuyoruz. Ne diyeceksin (Yunus 5) meali yanlış yazmışım mı diyeceksin. Ayet yanlış mı, bilimsel gerçeklikle uyuşmuyor mu? Kuran diyor ki! Biz müminler yılların hesabını ay üzerinden yapacağız. Tövbe (9-36) süresinde de ayların sayısı 12 dir. Orada da belirtiyor. Biz bir yılın hesabını 12 ay evresine göre ve ayın günlerini de ayın hareketlerine göre belirleyeceğiz. Ama ay üzerinden günün ne zaman başladığını ve ne zaman bittiğini bilemezsiniz işte bunu da güneş üzerinden belirleyeceksiniz. Allah Rahman süresinde Güneş ve ay bir hesap ile (hareket etmekte) dir. (55-5) bu ayetten bir günün hangi saatinde olduğu, hangi dakikasında olduğunu hangi anını yaşadığı ne zaman başladığını ne zaman bittiğini sadece güneş üzerinden öğrenebilirsin. Ama yaşadığın günün ayın hangi günü olduğunu sadece ay üzerinden bilebilirsin. Allah bu ikisinin de hesaba dâhil edilmesinin gerektiğini söylüyor. Dolayısıyla ikisi üzerinden hesap yapmak lazımdır. ))))))))))))))))))))))))))))))

Kuralsız müennes denir. Buna işte Sema'yı yolla. Kamer kelimesinin geçtiği bağlamlara bakın onunda onun müzekker zamirlerle ifade edildiğini anlıyorsunuz. Dolayısıyla kadderahu onu ayı kameri ne yapmış menâzile lita’lemû ‘adede-ssinîne velhisâb(e) menziller halinde yapmış ne için yapmış lita’lemû bilmeniz için bilin diye Neyi bilelim ? adede-ssinîne sininin sayısını bilin diye. Demek ki ay yıl hesabı Kamer’e göre yapılacakmış. Peki, biz neye göre şu anda yaşıyoruz Kamer’e göre yapılmış yıl hesabına göre mi takvim hesabına göre mi yoksa güneşe 25

göre mi ? Georgen takvimi güneşe göre değil . Onların hepsi varsayımsaldır. Onu doğru sayacaksınız. Ama kameri her sıradan insan görebilir. Ama güneşin hareketlerini gözle görmeniz mümkün değil. Sadece birkaç akıllının kendi indiği şeyine göre tespit edeceği yılları biz doğru kabul ederek takvimimizi mesaimizi gün hesabımızı zekâtımızı haccımızı orucumuzu ona göre başlatıp ona göre tespit edeceğiz. Nasıl olacak bu?

Katılımcı

Şu anki Hicri takvim ayın durumuna göre yapılmıyor mu?

R.D.

Yok. Hicri takvim ona göre yapılmıyor oda varsayımsal. H icri takvimi tespit etmek için önce miladi takvimi kullanıyorsun sonra onu kullanıyorsun . Hicri takvim için hicreti tespit etmek lazım. Neden hicreti tespit etmek lazım ki? Sıfır noktasını bugün alalım bizim amacımız şu olaya göre bu olaya göre milat tespit etmek değil . Bizim amacımız Allah u Teâlâ yılları ay üzerinden hesaplayın diyor. B akın yeryüzünde hiçbir din hiçbir ideoloji İslam kadar vakte mukayyet değildir. İslam ‘da her şey vakte muhayyerdir. İşte biz bunu bilmek için aya göre hesap yapmalıyız. Yoksa hicret şu tarihte olmuş bu tarihte olmuş hiçbir önemi yok. Önemi olan doğru takvimi kullanabilmektir. Miladi istersen ya elmaların açtığı zaman al bir şey fark etmez. Önemli olan doğru takvim yani doğru zaman çizelgesine sahip olabilmektir.

Şu anda yeryüzünde takvim hüküm sürer . İkisi de Yahudi ve Hı ristiyan’ın milletinin temeli üzerine bina edilmiştir. İsa'nın doğumu diyor . Bakın bu Yahudi ’nin tespitidir . Hıristiyan’ın tespiti diyeceksiniz Hıristiyan’la Yahudi aynıdır. Hıristiyan o hesapları yaparken Y ahudi'den o verileri almazsa yapamaz. Bir kişi Yahudi olmadan H ıristiyan olamaz. Önce Yahudi olacak sonra Hıristiyan olacak. Önce eski ahidi kabul edilecek sonra yeni ahidi kabul edecek. Buğün Hıristiyanların elindeki geçmiş Resuller neye göre anlatılıyor ? Yahudi'nin elindeki kitaba göre. Peki, Yahudi'nin e lindeki kitap neye göre düzenlenmiş tteḣaża(A)llâhu veledâ(n) göre düzenlenmiş. Peki, Müslüman ne yapmış bunu almış onun üzerine İslam'ı Kur'an'ı onun üzerine bina etmeye çalışmışlar. Musa'yı onun üzerinden alıyor İsa’yı onun üzerinden anlıyor haccı onun üzerinden alıyor . Açın ikinci kıble meselesini bu olabilecek bir şey mi ? B ir mümine bu ndan d aha büyük bir yalan söylenebilir mi ? S öylenmiş. Müslümanlarda inanmışlar. İki tane kıble olduğuna inanıyorlar. Kıble bütün müminlerin tek bir yöne yönelmesidir. Onun için orada bir taş olmasına gerek yok oraya bi r tane kazık çakarsın bir tane k üçük çakıl taşı koyarsın herkes bu çakıl taşının olduğu istikamete yönelsin diyip yönelirsin bitti. Kabe'nin amacı namazda döndüğümüz yer değildir. Kabe işlevliğini insanlığın merkezi olmaktan insanlığın sorunlarının çözüldüğü m erkez olmaktan alır . Yoksa namazda döndüğümüz yer olmaktan meşrutiyetini almaz. O müminlerin birlikte için uygulanmış bir tek yönlü tek birliktelik işaretidir. Ama oranın varlık sebebi meśâbeten linnâsi dır. Varlık sebebi makama İ brahim’dir. B unu yok say mevzu sadece namazda nereye dönecek o tarafı mı dönecek bu tarafa mı dönecek mevzu buymuş gibi bu kadar basitmiş gibi . Sen Allah'ın şiarını basitleştirirsen bu hale getirirsen. Dünyada ne hale gelirsin görüyoruz. 2 milyarsın. İsrail gelir senden toprak alır. Amerika'ya oradan senin seçimlerine müdahale eder . Batıya gider bana para ver diye yalvarırsın. Şu haline bak.

Bunların hepsinin nedeni senin meśâbeten linnâsi yok sayman yüzünden. Makamı İbrahim’i nasıl yok sayarsın. Yok, sayınca başın göğe mi erecek zannediyorsun? A)llâhe ‘azîzun żû - ntikâm(in) dır. żû-ntikâm(in) ı intikam almak diye çeviriyorlar. Allah intikam alır mı? Allah öç alır . Bütün mealler böyle. İbrahim 14/47 A)llâhe ‘azîzun żû -ntikâm(in) Allah kişiye 26

yaptığının cezasını tattırır çektirir karşılıksız bıraktırmaz. Sen dünyayı bozdun bitkiyi bozdun havayı bozdun ne zannediyorsun ya Allah'ın öyle gökten seyrettiğini karışmayacağını mı zannediyorsun. B unun bedelini ödettirmeyeceğini mi zannediyorsun ? Sen bu ülkede yaşıyorsun Müslümanım diyorsun h er türlü t eraneyi yiyorsun Kur'an'ına ters bakıyorsun resullerine ters bakıyorsun Kur'an'ın eskimiştir diyorsun tarihseldir diyorsun kendi din adamlarını Kur'an'ın önüne geçiriyorsun onu savunmayı din zannediyorsun böyle böyle böyle böyle Sen ne zannediyorsun yani A llah u Teâlâ bunu karşılıksız bırakacak mı zannediyorsun . Seyredecek öyle mi Öyle bir Allah yok. Allah herkes in Allah’ı. Allah müminliğini yerine getirmeyenlerin de züntikamdır . Yahudisine de züntikamdır H ıristiyanlar da züntikamdır putperestinede zültikam dır budiztinede zultikamdır hepsine yaptıklarının tattıracak . Yaptıklarına denk cezayı verecek. Maide Suresi'nde haram ayda av hayvanı avlamadan bahseden ayetin sonuna (A)llâhu ‘azîzun żû -ntikâm(in) (maide 95) bir kelime konulur mu ? Ne alakası var av hayvanını öldürmüş aşağı yukarı bu kadar ya böyle bir şey olunur mu ? Dehşet bir şey . Muharrem ay demiş haram ay demiş dokunma gariban hayvanlara bırak üretsinler bırak çoğalsınlar. Sana faydası olsun elleme eller sen ne iki tane adil şahit alsın onu onun b edeli olan bir şeyle ona hükmetsin . O nereye gidecek beyte gidecek . N iye? Ç ünkü meśâbeten linnâsi finanse etmek lazım orayı . Peki, yapmazsan ne olacak fakir fukara doyuracak. Onu da yapmazsa ‘adlu żâlike siyâmen (95) buna denk bir siy am Allah Allah yabani hayvanı öldürmenin cezasına bak ardından (A)llâhu ‘azîzun żû -ntikâm(in). Bu mevzuda bu kadar sert k onuşmaya değer mi? Değer. Adam bu ayeti alıyor götürüyor diyor ki ihramlı olduğunuz zaman harem bölgede deniz avı serbest bırakıldı. O bölgede deniz yok. Hacda mikat mahalleleri vardır. Hac sırasında o mikat mahalllerinde elbisesini değiştiririp ihrama girersin. Uçakla gidenler de uçakta giyerler. Ya da uçağı onu giyinmiş olarak binerler. Yani o Harem bölgeye ihramla girerler . Diyor ki ihramlı olduğunuz zaman yani hac mevsiminde Beytül haramda bulunduğunuz zaman size deniz avı serbest kara avı yasak. Milyonlarca insanın girdiği vadide av h ayvanımı olur. Zaten deniz yok. Böyle çevirmişler ve yüzyıllardır bu ayet böyle . Çünkü müminin kafasına şu tabiattaki ağacı korumak hayvanı korumak şunu korumak bunu korumak hiç gelmemiş. Niye gelmemiş? Çünkü eşyada asıl olan mübahlıktır helalliktir her şey helal haramları sayarız . Kur'an'da saymamış haramlar ı ne yapacağız biz size sizin yerinize sayarız. Çakal haram mı helal mi ? Ben şafiiyim bana göre helal. Niye? Üst dişleriyle alt dişleri birbirine denk değil parçalayıcı olmadığı için çakal eti yiyebilirsin. Hadi buyurun yiyin. Eş yada asıl olan helallik olur mu ? Misafiri olduğumuz ev sahibi var . Şuara 42/4 Lehu mâ fî -ssemâvâti vemâ fî -l-ard(i) diyen ayet var. Her şeyin bir sahibi var sahibi. Sahibi diyecek ki; şunu yiyebilirsin şu şekilde yiyebilirsin o diyecek ki biz yiyelim onun için haramlar sayılmaz . Helallere bakarsın ev sahibi n eyi yememize müsaade etti. Neyi giymemize müsaade etti . N erede oturmamıza müsaade etti. Nasıl oturmamıza müsaade etti . Sen buna bakarsın s en ev sahibi değilsin misafirsin ve bırakıp gideceksin. Eşyada asıl olan haramlıktır helallik değil. Helaller izne tabidir izin verdiğini ye vermediğini yiyemezsin. S en bunu al tersine çevir eşyada asıl olan helalliktir o zaman fiil zürafa kedi köpek aslan çakal tilki ceylan antilop ne bulursan ye ısırıncaya kadar tıksırıncaya kadar ye.

Arabistan'da ceylanlar var biliyor musun uz? Orada Geyikler var mübarek hayvanlar hani susuzluğa en fazla dayanan devedir diyorlar ya alt etmişler develer onların yanında mübarek hayvanlar susuzluğa o kadar dayanıyor ki çok da güzel hayvanlar böyle beyaz hayvanlar türü tükenmek üzere bitti. Müslümanların yaşadığı bölgelere bakın hayvanları nasıl tüketiyor arkadaşlar nasıl tüketiyorlar . Bazen sadece vurup derisini alıyorlar. B en maliye gitmiştim. Mali'yi de gördüm. Kaplanların derilerini sıra sıra dizmişler. N amaz kılıyorlar Allah'tan Korkmuyor musunuz bunun için hayvan öldürülür mü? H elal diyor neyi helal nereden çıkarttınız bunu n helal olduğu nu? Maun süresinde hangi hayvanın derisinden 27

yararlanacağımız sayılmış. H angisini yük yükleyeceğim hangisine yiyeceğim izi açık açık sayımış.

Ashabı Kehf İbrahim milletinin mücadelesini verdi . İbrahim milletine bir rakip millet Nuh ile beraber olanların soyundan gelenler tarafından oluşturuldu . Bu Hud ve Salih kavimleri ile oluştu ve bunların bir şekilde M ısır’la bağlantısı var. İbrahim aleyhisselam'ın iki tane eşi var bu iki eşi iki ucu yani Risalet soyunun ya da kendisini oraya atfedenlerin iki ucunun birleştirilmesi içindi. Allah u Teâlâ onu ilan etti. Ama bizzat İbrahim'in kendi çocukları bizzat İbrahim'in kendi soyu bizzat İbrahim'in kendi torunu yine eskiye döndü . Yani ikiye döndü ve o gün bugündür böyledir hala devam eder . B ugün Yahudilik Müslümanlık ve H ıristiyanlık asıl damara değil tam tersi Yahudilerin oluşturduğu damara bakarak din edilirler . O damara bakarak tarih edilirler. O damara bakarak tarih yazarlar m ilat alırlar ona göre her şeylerini düzenlerler. Ashab-ı Kehf'in de Ş uaybın da Musa'nın da ve diğer bütün resullerinle mücadele ettiği şey t am da budur . Müminin milleti bir tanedir . O milletin adına İbrahim milleti denir . Kur'an'da İbrahim kelimesinin g eçtiği yerlerin tamamına bakın m illet kelimesinin çok açık tarifleri var . Bunlar Allah'a boyun büken namaz kılan resullerini şey yapan böyle sayıyor budur diyor . Yani İbrahim'in Allah'ın karşısında duruşunu miras olarak üstlenen kim onu miras üstten olarak üstlenmişse biyolojik anlamda olsun ya da olmasın İbrahim milletinin peşinden gidiyor demektir. İbrahim milleti dediğimiz resullerdir. Resullerin peşinden gitmek demek platonik bir aşk hikâyesi değildir. Resullerin peşinden gitmek demek tarih anlayışını geçmiş anlayışının iktisadi anlayışı ticari anlayışı siyasi anlayışı be bileyim her türlü şeyi onların onlar üzeri nden belirlenen kurallarla onlar üzerinden belirlenen ilkelerle yeniden kurmak demektir . B ugün Müm in ya Ashabı Kehf olacak ya da A shab-ı Kehf'in karşısında dikilen i tteḣaża(A)llâhu veledâ (n) olacak bu tercihi yapmak zorundadır . Kur'an'da anlatılan tarih bugün müminin konum tespit etmesi için yeterlidir fazladır . A ma o tarihe hiç kimse inanmıyor. Mümin de tercihini yapacak buna inanan çok olduğu zaman ı beklesin. Çok adam olursa inanırım. Allah'ın demesi yetmez Kur'an'da geçmesi de yetmez . Bir de dünya da yaşayanların çoğunluğunun bunu kabul etmesi lazım kabul ettiği zaman ben de o tarihe inanırım diyorsa beklesin artık başına ne gelir i yilik mi gelir kötülük mü gelir şer mi gelir . Yoksa beklediğ iyle uyuşan bir ceza mı gelir o zaman görürüz . Ya da ölür kendisi başına nelerin geleceğini görür. Bu iş şaka değil ya İbrahim milletisiniz ya başkasının İbrahim milleti olmadıktan sonra zaten kimin milleti olursanız olun hiç önemli değil.

Hep şöyle zannediliyor iki tane yol var kötü i yi. Sıratel müstakim olan yol sıratel müstakim olmayan yol. Öyle değil. Yol bir tane ya yolda yürürsünüz ya da yolun dışında yönü olmayan hidayeti olmayan kılavuzu olmayan nerede başlayıp nerede bitireceğinizin belli olm adığı istikametlere yönelirsiniz . Kötü yol diye bir yol yok . O yolda yürümezseniz bitti. Ş eytanın amacı ben sizi bu yol a değilde başka yola sevk edeyim. Öyle miydi? Hayır, bu yolda yürüme ne tarafa yürürsen yürü ister kafir ol müşrik ol putperest ol Sufi o l tasavvufçu ol m utezile ol ne olursan ol Hıristiyan ol Yahudi ol Atik Ne olursan ol yalnız tek bu yolda yürüme.

Şeytan insanı bu yolda yürümeyip de başka bir yola sevk etmedi amaçsızlığa sevk etti . Amaçsızlığa hedefsizliğe kılavuzsuzluğa oraya sevk etti . K ılavuzsuz olmak amaçsız olmak . Eğer bugün Mümin benim kılavuzum Kur'an'dır demiyorsa bazı ulema gibi d emokraside çözümdür şu d a çözümdür bu da çözümdür gibi y ollar arıyorsa bilin ki şeytan sizi çok seviyor. Yani böyle olanları çok seviyor demektir. Mümin bunun tercihini yapmak zorunda tercihini yapmazsa zaten kendisini kandırır. Onun adına da gay denir. Bir gay içerisinde yaşar kendisini hidayet üzere yaşıyor zanneder. Ama yaşadığı yer gaydır.

28

Millet kavramı Kur'an'ın kilit kavramlarından biridir . B u kilidi bilmeseniz Risalet anlaşılmıyor. Bu millet kelimesini şöyle farz edelim. S iz bir ölçü yapmak istiyorsunuz . B ir şeyi öl çmek istiyorsunuz elinizde uzun bir tahta var . O tahtaya ben bir metre çizeyim diyorsunuz. O metre için bir başlangıç noktamızın olması lazım . O ölçü kendisinden sonraki mesafeyi belirtecek olan başlangıç sıfır noktasıdır. Bakın bugün elimizdeki metrelerde ne var 0 noktası var. O sıfır noktasıdır millet kelimesi. Tarihin sıfır noktası her şey onun üzerine göre bina edilecek. Bu metrede milimlik sapma on santimde çok fazla göze gözükmez. 20 santimde de çok fazla gö ze g özükmez. Ama bu bir kilometre 10 kilometre 100 kilometre 1000 kilometre olduğu zaman sapma o kadar büyür ki artık bambaşka bir yöne gidersiniz. İ şte müminin tarih geçmiş anlayışındaki 0 noktası da Kuran'da anlatılan R isalet soyu ile ilgili kıssalardır. Bu kıssalar müminin geçmişidir. Bu geçmişle bu gününü tanımlayacaktır. Etrafını tamamlayacaktır kendisini tanımlayacaktır etrafında Yah udi diye biri var b u nereden çıktı Hıristiyan’ım diyen biri var bu nereden çıktı Müslüman ’ım diyen ama h anifiyim şafiyim diyen nereden çıktı? Ben bunları nereye koyacağım. Bunlara nasıl muamele edeceğim? Nasıl davranış geliştireceğim? Orada budistim diyen var siz ateistim diyen var. Ben bunları nereye koyacağım bunlara nasıl bir davranış kalıbı geliştireceğim ? İşte bunların olabilmesi için onlardan gelmek lazım Bunlar onlarla anlaşılır . Ş öyle zannediliyor budizmin aslında hiç Resulü kesişen bir noktası yok . Bakın Kur'an'a göre öğrenilmiş her türlü şirk her türlü küfür her türlü fısk Allah'ın dini yani iyi var o iyinin bozulmasıdır. Kesinlikle ve kesinlikle asıl olan islamdır. Bütün diğerleri araz dır ve hepsi öğrenilmiştir edinilmiştir . Yani küfür fıs Fücur münafıklık nifak işte ne bileyim bütün bunların hepsi öğrenilmiştir . Yani sonradandır. Yani muhdestir. Muhdes olmak bir asla yaslanmayı gerekli kılar. Bütün şirklerin kökeni İslam'dır . Oradan kaynaklanır zaten müşrik olabilmek için önce Allah'a iman etmek lazım Allah'a iman etmemiş müşrik olmaz . Yani Allah'a inanacaksınız Bir de ortağı olduğuna inanacaksın veya ortakları olduğuna inanacaksınız. Kâfir olma İslam bilinmeden kâfir olunmaz mümkün değil. Bileceksiniz görmezden geleceksiniz . Fasık olmak içi n düzgün bir şey olacak o nu bozacaksınız. Feseta uğratmak için önce düzgün bir şey olacak ki onu bozacaksınız. Zaten bozuk olanı bozmak olmaz. Onun için İslam asıldır . Diğerlerinin hepsi İslam'dan öğrenilmiştir. B akın Yahudilik İbrahim'in milletinin bozmas ıdır. Hıristiyanlık nedir İbrahim milletinin İsa’nın çıkması ile bir daha bozulmasıdır. Müslümanlık nedir aynı milletin bir daha bozulmasıdır. Aynı biçimde farklı sonuçlarla bozulmasıdır . Yoksa sonuçlar aynıdır. Biçimler aynıdır yöntemler aynıdır bu gün Yah udi ilim geleneğindeki yöntemle Müslümanların ilim genelindeki yöntem tıpkısının aynısıdır. Sadece onlar Kur'an sünnet İcma demiyor onlar diyor ki; kitap artı talmut diyor . Bu nedir aynı şey demek tir. A ynı şey yani kitap artı kitap artı . Kitap ve artı dedikten sonra orada artıdan sonra 100 tane koymuşsun veya iki tane koymuşsun hiç fark etmiyor . Müslümanların yöntemi de aynıdır . Yahudinin H ıristiyan’ın yöntemi de aynıdır demokratik olanın da yöntemi aynıdır komünistin olanın yöntemi de aynıdır budistin de yöntemi aynıdır sihistim yöntemi de aynıdır hintoisin yöntemi de aynıdır felsefecinin yöntemi de aynıdır ateistin yöntemi de aynıdır. Çünkü bu öğrenilmiştir . Allah öğretmemiştir Resuller öğretmemiştir . Resullere rakip öğrenilmiştir . Allah'a rağmen öğren miştir. Bunlar duygusal söylemler değildir bunlar bilimsel hakikatlerdir.

Müminlerin tek vekili Allah'tır . Siz bugün bir toplumda yaşıyoruz . B u toplumda mümin olarak hedeflerimize baktığımız zaman bu hedeflerimizi bizim gerçekleştirmemiz imkânsızdır. Gücümüz yetmez. Bu konuda Allah'a vekil edin diyor . O rada Musa benim berimde vekil edinmeyin diyorsa (Isra 2 -3) ortada ulaşılmak istenen bir şey var yani o karşıdaki kişilerin ulaşmak istedikleri bir şey var onunla ilgili Musa'nın vekilliği bir başkasının vekilliği söz konusu orada o anlatılır.

Katılımcı 29

Sen onlara vekil değilsin diye ayet var. Enam 102 de de her şeye vekil olan Allah’tır.

R.D.

Kafirlere vekil değilsin müminlere vekil misin? M esela diyor ki vehuve ‘alâ kulli şey -in vekîl(un) diyor. Şimdi sen ne yapıyorsun bağlamından koparı sın burada rast gele bir şeyden bahsedilmiyor. Bir bağlamı var o bağlama göre anlam vermeniz lazım. Yoksa vekil kelimesinin Kur'an'da Allah'tan başkasına da vekil kelimesi kullanılıyor. Size melekler vekil oldu diyor. Vekil kılındı diyor. Ş imdi iki tane ayet çelişki mi var? Bu nereden kaynaklanıyor bağlamlardan kaynaklanır bağlamları dikkate almasak olmaz.

Katılımcı

Vekil kelimesinden önce b u ellâ tette ḣiżû cümlesini Musa mı söylüyor yoksa Nahnularmı söylüyor? Çünkü cümlenin sonunda innehu kâne ‘abden şekûrâ(n) diyor innehu daki hu zamiri Musa’ya dönüyor. Y ani o Eğer, Musa'ya dönüyorsa o zaman bir önceki cümleyi Musa 'nın değil de Nahnuların söylemiş olması lazım.

R.D.

İsrail oğullarının bir konuda vekile ihtiyacı var mı? Sadece Musa’ya ait bir durum olabilir mi? Musa’nın ben r esulüm diye çıkması aynı zamanda ne anlama geliyordu ? Kehf suresinde de diyor ki bilsinler ki saat haktır Allah'ın vaadi haktır sa at gelecektir bunda şüphe yok. Yani Musa’nın resul olması demek Firavuna gidip İsrail oğullar ının Mısır’dan çıkış zamanının geldiği bilgisidir. Bu sadece Musa'ya has bir durumdur. İinsanın kişinin umduğuna kavuşması için ya da hedeflediği bir şeye kavuşması için kendinin gücünün yetmeyeceği imkânlarının yetmeyeceğini bildiği için o konuda gücünün yeteceğini inandığı birini vekil tayin etmek . Dikkat edin gücünün yeteceğine inandığı birini diyorum . Mesela bir avukatla gidersiniz konuşursunuz avukat olması onu vekil tayin etmenizi gerektirmiyor değil mi iyi avukat mı ceza avukatı mı boşanma avukatı mı bakıyorsun değil mi yani sizin işinizi yapabileceğine dair sizde intiba oluştu. Ondan sonra vekil tayin ediyorsunuz. Burada da hedeflenen amaçlar var . O hedeflere d emek ki beni İsrail'e ulaşamayacakmış onu anlıyoruz . Beni İsrail hedeflenen amaçlara ulaşma k için men hamelnâ me’a nû hin zürriyetinden olan kişinin zürriyetini o hedefleri için vekil tayin etmişler.

Показать здесь оригинал документа (PDF)