Tek Kaynak
📄 Статья

Beyan Nedir?

Ramazan Demir 16 dk 30.08.2020 kurantekkaynaktir.net
Оригинальный документ (PDF)

30 AĞUSTOS DERS NOTLARI-01 BEYAN NEDİR? Ramazan- Yüce Allah, Rahman suresinin ilk ayetlerinde şunuları buyurmuştur (Rahman 55/3) ََقَلَخ َۙ َناَسَنَِلْخ Rahman 55/4) َُقَمَلَخ َۙ َاَيَنَِخ Bu ayetler "İNSANI YARATTI ONA BEYANI ÖĞRETTİ" şeklinde meallendirilebilir. BEYAN nedir? Ramazan- en basit tarifiyle beyan; İÇTE OLAN BİR MANAYI EN AÇIK, EN ANLAŞILIR VE UYGUN KELİMELERLE İFADE ETMEKTİR. Eğer insana bu öğretilmeseydi, bilmek, farkına varmak, anlamak denen şeyin hiç bir anlamı kalmazdı. Eğer beyan öğretilmeseydi, duyulara sahip ve canlı varlık olan insan cansız varlıklar seviyesine düşerdi. Anlamak ve anlamamak arasında fark kalmazdı. İnsanın içindeki manalar insanın içine hapsolurdu, insanın diğer insanlarla alakası hayvanlar seviyesindeki alakanın üzerine çıkamazdı. Hangi kabiliyette olursa olsun gelişemezdi. İnsanı akıl yönlendiremezdi. AKIL ve İRADE kesbi (kazanılan) değil vehbi (bağışlanan) dır. İnsan akıllı ve iradeli olmak için hiçbir çaba sarf etmez, Yüce Allah onu yaratırken aklı ve iradeyi ona vermiştir. İnsan akıllı olmak için değil aklı kullanmak için yaratılmıştır. Aklı kullanabilmesi ve aklının işlerlik kazanabilmesi ancak ve ancak BEYAN ile mümkündür. Ramazan- İnsan doğuştan ses çıkaran bir varlık olarak yaratılır. Ses çıkarma kabiliyeti de kesbi değil vehbidir. Fakat bu kabiliyetlerin aklına ve iradesine uygun bir şekilde kullanılabilmesi için mutlaka ve mutlaka aklındaki anlamı açık ve seçik bir şekilde ve en uygun seslerle ifade etmesi gerekmektedir.Beyan eşittir kuran değildir semra hanım BEYAN=LİSAN BEYAN, çalışmayla elde edilebilecek, hayal etmeyle bulunabilecek bir şey değildir. Bu ancak TALİM ile elde edilecek bir şeydir. Bir şeyin TALİM edilebilmesi ise ancak ve ancak o şeyi bilen birinin öğretmesi ile mümkündür. Eğer Yüce Allah, tıpkı ses çıkaram kabiliyeti gibi, annesinden doğan her insanı daha doğmadan kelimelerle donatıp ONA beyanI KESBİ değil de VEHBİ yolla verseydi ne olurdu? Hiç kimse yeni doğurduğu bebeğini alıp sevemezdi, onu emziremez, ona sevgiyle bakamazdı. Beyan vehbi değildir. Çünkü beyan, aklı ve iradeyi kullanmakla gerçekleştirilen bir şeydir. Eğer annesinden doğan bir bebeğin, beyanı kullanacak kadar aklı ve iradesi olsaydı insan türü devam edemezdi, beyana ihtiyaç duymak fıtridir ama beyan gerçekleştirecek aletler (lisanlar) fıtri değildir. Daha yeni doğan bir bebeğin, sizinle türkçeyi tam olarak konuştuğunu hayal edebilir misiniz? İşte, bundan dolayı Yüce Allah'ın insanı yarattığı ilk günden beri BEYAN kesbi olarak kazanılır. Fakat beyanın kazanılabilmesi için önce yaratılması yani ortaya çıkması gerekmektedir.Varlığın içinde olmayan bir şeyi insan istese bile elde edemez Cemalettin:- Selamun aleykum ben de naçizane bu harf değil işarettir ibaresine yeni bir bakış eklemek istedim. Lisan kabiliyeti olmayan yüzbinlerce insan var Allah istisnadan da münezzehtir. Buna binaen dilsiz ve konuşma engelli kardeşlerimizin işaret diline dikkat çekmek istiyorum. Ramazan- Peki Yüce Allah neden BEYANI YARATTI dememedi de BEYANI ÖĞRETTİ buyurdu Cemalettin: Yani biz ilk başta anlam veremedik belki ama lisan için gereken gerçekten harf değil işaret yeterli Ramazan- Lisan kabiliyeti olmayan kardeşlerimizin işaret dilini kullanabilmeleri zaten lisan sayesinde mümkündür. Onlar var olan kelimeleri işarete dönüştürüyorlar Cemalettin: Hiçbir kelime kullanamayan bu kardeşlerimiz işaretleri biraraya getirerek beyanı gerçekleştiriyor Ramazan- Hayır o kardeşlerimiz kelimeleri işarete çeviriyorlar. Eğer yeryüzünde kimsenin lisanı olmasaydı işaret dili de olmazdı. Kur'an Beyanın YARATILDIĞINI değil, ÖĞRETİLDİĞİNİ buyuruyor Ramazan- BEYAN, neredeyse sonsuz sayıda ses çıkaram kabiliyetine sahip olan insana, bu ses çıkarma kabiliyetini bir düzen içinde kullanarak içteki bir anlamı dışa aktarmasına, o anlamı dışa aktarmasa bile geliştirmesine, geliştirmese bile zihninde yer etmesine neden olur. İnsan zihninde sembollerle (kelimelerle) var olan bu anlamlara tavır geliştirir Zekeriya: Araya girmesek arkadaşlar ! Ramazan abiye odaklanamıyorum. Ramazan- Beyan, akıllı olmanın gereği değil, aklı kullanabilmek için gerekli olan bir şeydir. İnsan akıllı olarak yaratılır ama aklı kullanmak ona kalmıştır. Bu da iradenin gereğidir..İrade ise annesinden doğan bebeğin hemen ve tam manasıyla kullanabildiği bir şey değildir. İrade kullanmak aklın farkına vardığı şeyleri birbirine karıştırmadan anlamlandırabilme ile mümkündür. Su ile zehir arasındaki farkı anlamlandıramamış insanı su veya zehir içmek yönünde irade kullanması asla mümkün değildir. İnsan yaratılırken temyiz kabiliyeti ile yaratılır. İnsan temyiz kabiliyetide dahil hiçbir kabiliyetini çalışarak elde etmez. Korkmak, sevmek, cesaret, cüret, kin, garez, anlamak vs vs gibi kabiliyetler VEHBİ yani bağışlanan kabiliyetlerdir. Her insan bu kabiliyetlerle doğar. Ama bu kabiliyetlerin kullanılabilmesi için kesinlikle bir araca ihtiyacı vardır işte o araç BEYANDIR...beyan söz olarak..."HERHANGİ BİR SÖZÜ, ARTIK DİĞERLERİ İLE KARIŞTIRILMAYACAK ŞEKİLDE AÇIKÇA VE EN UYGUN KELİMELERLE İFADE ETMEKTİR"Bir anlamı uygun olmayan bir kelime ile ifade etmek beyan değildir. Her anlam, açığa çıkmadığı müddetçe saklıdır. Saklı olanın ortaya çıkarılması saklı olanla söz arasında %100 bir uyum olması lazımdır. Bu uyumun olabilmesi ise "kelimelerin anlamları üzerinde insanların ittifak etmesi ile mümkündür", söz olmadan, kelimeler olmadan, kelimeleri birbirine bağlayan edatlar olmadan BEYANIN olması asla mümkün değildir. Sadece bu da değildir...beyan sözcükleri rasgele seslendirmek, dizilimlerinde herhangi bir kural gözetmemek, kelimelerin birbiri arasındaki bağı olmadan, isnad olmadan konuşmak demek değildir. BEYAN, ilk önce anlam ile akıl arasında doğru ve uygun bir ilişki kurmayı, daha sonra anlamları dışa aktaracak doğru ve uygun kelimeleri tespit etmeyi, daha sonra ise bu kelimeleri uygun ve doğru bir şekilde seslendirmeyi zorunlu kılar Ramazan- Whatsap da zaman zaman emojiler kullanıyoruz, İşte nasıl ki söze uygun emoji seçiyorsak, anlama uygun kelime seçmek de böyledir. Sevinç ifade eden bir sözün yanına üzgün adam emojisi koymak nasıl ki uygun değilse, anlamı uygun olmayan kelimelerle ifade etmek de beyan değildir. Dense dense buna LUGAT denir. İşte Yüce Allah'ın insana öğrettiği BEYAN, aklı anlamla doğru bağ kurduran, anlamla söz arasında uygun ve doğru bağ kurduran, sözle ses arasında doğru ve uygun bağ kurduran bir şeydir. Bunun olabilmesi ise ancak ve ancak GRAMER ile mümkündür. Gramer kelimesi tam olarak Yüce Allah'ın öğrettiği BEYANI karşılamaz. Çünkü bu söz ne türkçedir ne de arapça! Gramer ödünç alınmış ve tam olarak karşılığı bilinmeyen bir kelimedir. Tanım olarak, BİR SÖZÜN ANLAM İLE SÖZ ARASINDAKİ BAĞLARINI BELLİ KURALLAR ÇERÇEVESİNDE KURMAYI BELİRTİR Sema Firengiz: Eyyam, ayan;,beyan ile yakınlık kurar mı Ramazan- Yok, aslında bir başka konuya girmek için çerçeve olacak bir zemini anlatmaya çalışıyorum, Arapça da kurmaz. Emre Okur: Abim dışa aktaracak uygun kelimleri seçmeyi dedin ama Allah beyan etmesini ayetle bildirdiğinde uygun kelimeleri tesbiti resulümüze bırakmıyor ? ben mi eksik anladım yoksa eksik bilgim mi var Ramazan- EYYAM, yevm kelimesinden...ayan, ayn kelimesinden...beyan, BANE kelimesinden türemiştir. Doğru resüle bırakmıyor, ÖĞRETİYOR (Al-i İmran 3/48) َُيَمَقَمَلَخ َۙ َانتَنَْخ ََُۙ َْناَمَاَخ ََُۙ تَََُّتياَخ ََُۙ َناَنِيلََْخ Allah ona Kitab ve Hikmeti, Tevrat'ı ve İncil’i[*] öğretecektir. /SV meali Yüce Allah bu Kur'an için de BEYAN kelimesini kullanmaktadır. Bir çok yerde MÜBİN (aslında mübeyyen) kelimesini kullanmıştır ***Benî Adem'deki benî'de aynı köktenmi hocam Ramazan- BENİ kelimesi BNY köküne sahiptir, Beyan kelimesi BYN köküne sahiptir Kur'anın bir çok yerinde AYETUN BEYYİNATUN ifadesi geçer. Bu ifadeye mecazi anlam yüklemeden önce, kelimenin lafzi manasının tam olarak tespit edilmesi gerekmektedir. Zaten mecaz, eğer lafız hakiki manayı anlamsız kılıyorsa başvurulan bir şeydir. mesela, AÇLIKTAN ÖLDÜM ifadesi hakiki manada asla anlaşılmaya müsaade etmez. Çünkü ölmüş birinin "açlıktan öldüm" demesi imkansızdır. Ama "çocuk açlıktan öldü" dediğimizde bu kelimenin mecaz mı yoksa hakiki mi olduğunun anlaşılması bahse konu olan çocuğunun son durumunun bilinmesi ile mümkündür. "çocuk açlıktan öldü" sözünü, yemeği geciktirip çocuklarını iyice acıktıran bir anneye serzeniş olarak da söylemek mümkündür, hakiki manada açlıktan ölmüş bir çocuk için de söylemek mümkündür. İşte burada yine İSNAD devreye giriyor...yani sözün anlamı isnad ettiğiniz şeye göre şekilleniyor AYETUN BEYYİNATUN sözü de tıpkı bunun gibidir. AYET kelimesini neye isnad ettiğinize göre söz mana kazanır. eğer AYET kelimesinden sadece cümleyi anlarsanız, o zaman sadece cümleler ayet olur. kelimeleri kast ederseniz sadece kelimeler, işaretleri kast ederseniz sadece işaretler ayet olur. günümüzde ayet kelimesi genelde Kur'anın cümleleri için kullanılıyor Mesela, Kur'an 6236 ayettir deniliyor. yani ayetteki kelimeler, edatlar, işaretler ayet kapsamı dışında tutuluyor.OYSA sadece BEYYİNAT kelimesinin sözlük karşılığı bile bunun doğru olmadığını ortaya koymaya yeterlidir. Ramazan- AYET kelimesi ile ALAMET kelimesi arasındaki farkı bir derste işlemiştik. ALAMET, zaman içinde alamet olma özelliğini kaybedebilir, alamet olma özelliği sınırlı sayıda insan için olabilir. mesela daha önce türklerin alameti olan bayrak (ki ona eski dilde alem denilirdi), değişmiş yerine başka bir alem konulmuştur, yarın başkası da konulabilir Fakat ayet asla değişmez, değişemez. [BEYAN denilen şey de değişen ve değişebilen şeyler üzerinden yapılamaz. İnsanların ürettiği lugatlar, kullanılarak bir anlamın ifade edilmesine BEYAN denir mi? Eğer, en baştaki ile hiç değişmeden gelirse evet ona beyan denir. İşte bu durum tüm dillerle ilgili İLK BAŞI tespit etme zorunluluğu ortaya çıkarır [11:02, 30.09.2020] TuvaRamazanDemir: Bu da DİLLERİN KÖKENİ NEDİR? sorusunu beraberinde getirir. Çünkü kullanılan dilin beyan etme özelliğine sahip olup olmadığı ilk baş ile son durumun aynı olması durumunda mümkündür. TÜRKÇE, denilen dili kullanıyorsak ve zaman içinde anlam ile ses arasındaki bağlar durmadan değişiyorsa bunun hangisine beyan diyeceğiz. hepsine de beyan deriz demek beyan kelimesinin anlamını yok etmek demek olacaktır. Örnek verelim, ALAKA KURMAK ve İLİŞKİ KURMAK...ikisi de bugün türkçe olarak kabul edilmektedir. Oysa biri arapça kökenli diğeri İLİNTİLEMEK kökünden gelen türkçe kelimedir. Şimdi iki söze de beyan dersek, anlamla söz arasında iki bağ kurmuşuz demektir. Bu iki sözden hangisinin anlama daha uygun olduğu kelimelere yüklenen anlamların bilinmesi ile mümkündür. Türkçede ALAKA kelimesinin KÖKENİ yoktur, o halde nasıl olurda dilin kendisinde kökeni bulunmayan bir kelime BEYAN olur Dillerin zaman içinde değişmesi, başka dillerden ödünç kelimeler alması, dilin zayıflaması veya güçlenmesi o dilin BEYAN olma özelliğine yapılan bir katkı değil TAM TERSİ beyan olma özelliğini yok eden bir katkıdır. Şu bir gerçektir ki Yüce Allah dilleri AYET olarak tanımlamıştır. Eğer diller ayetse sadece o dillerden bir tanesinin değil tamamının eksiksiz, tam, çelişkisiz, yırtığı ve gediği olmayan ve en önemlisi BEYAN olma özelliğinde olması gerekmektedir, çünkü AYETİN EKSİĞİ OLMAZ Yüce Allah'ın ayet olarak tanımladığı herhangi bir lisan, zaman içinde varlığını devam ettirmek için başka dillerden ödünç kelimeler alıyorsa, bir anlamı ifade etmek için kendi genetiğinde bulunmayan yabancı kromozomlara ihtiyaç duyuyorsa bu bir tek şeyin göstergesidir. LİSANLARA İNSANLAR TARAFINDAN AYET OLMA ÖZELLİĞİ KAYBETTİRİLDİ. Eğer Yüce Allah en başta TÜRKÇE diye bir dil öğretmişse bu dil en az Kur'an dili kadar mükemmel olmalıdır.Eğer Yüce Allah ingilizce diye bir dili daha en başta ayet olarak tanımlamışsa BU en az Kur'an dili kadar BEYAN olan bir dildir EN BAŞTA verdiğimiz Rahman suresinin 4.ayetinde İNSANA BEYANI ÖĞRETTİ demektedir. Kur'an'ın hiç bir yerinde RESULLERE BEYANI ÖĞTETTİ denilmemektedir. TAM tersi BEYANI İNDİRDİ denilmektedir Yüce Allah'ın Kur'an için İNDİRİLEN BEYAN kelimelerini kullanması o beyana hakim olan yasaların öğretilen değil İNDİRİLEN yasalar olmasını zorunlu kılar. Çünkü Rahman suresindeki ayet öğretilen beyanı ve bir çok ayette de indirilen beyanı işaret ediyor...Bunların ikisi asla aynı değildir Kur'an'ın kelimeleri sonradan beyan olmuyor, onlar BEYAN OLARAK İNDİRİLİYOR. ÖYLEYSE, ayetler beyan olma özelliğini insan aklından veya dilinden değil KAYNAĞINDAN ALIYOR demektir Kur'an sadece cümlelerine ayet demek, ayetin anlamında daralmaya sebep olmaktadır. Çünkü ayet olanın her şeyi de ayet olma özelliğinde olmak zorundadır. Varlığın için MÜREKKEB olmayan tek bir varlık dahi yoktur. Mürekkeb demek birleşik halde olmak demektir. Bir nesnenin en küçük parçası olan ATOM dahi mürekkeb bir varlıktır...Bir atom elektron, netron, praton vs lerden mürekkeb bir varlıktır. Hangi varlığa bakarsanız bakın yapısında mutlaka bir mürekkeblik vardır. neden bu böyledir? Çünkü mürekkeb olmak demek var olmak için bir şeye bir başkasına muhtaç olmak demektir. aslında her varlık mürekkeb yapısı ile Allah'a muhtaç olduğunu İŞARET eder işte bu da onu AYET yapar Ramazan- Hiç bir varlık özünü oluşturan mürekkeb yapıdan ayrıştırılarak tek başına varlığını ANLAMLI bir şekilde devam ettiremez. .... Ramazan-sudaki oksijen ve hidrojeni ayrıştırır onları tek başına bırakabilirsiniz..ama bunlar hiçbir zaman bu halleriyle diğer varlıklarla birlikte anlamlı bir şey oluşturamazlar. Hidrojen ve oksijen tek başlarına kaldıklarında var olmak için başkasına ihtiyaç duyduğunu işaret (ayet) eder, tıpkı bunun gibi Yüce Allah'ın kelimelerini oluşturan ses birlikteliklerinin her biri de AYETTİR..ama bu ayetleri bölünemez en küçük parçalarına ayırdığınızda onlar tek başlarına anlamlı bir yapıda olmazlar ve MÜREKKEB olmaya muhtaç olduklarını işaret ederler; َۙ-لْ-لْ-ه bunlar işarettirler yani ayettirler...ama tek başlarına asla anlamlı bir şekilde varlıklarını devam ettiremezler. Anlamlı bir şekilde var olmaları için mutlaka MÜREKKEB olmaları gerekmektedirler. Onlar bu halleriyle mürekkeb olmaya muhtaç olduklarına işaret ederler Şener Hoca: Alman şair Goethe bir şiirinde şöyle der: “Bakın doğa nasıl da açık bir kitap / Yanlış anlaşılan ama anlaşılamaz değil.” Ramazan-işte siz tek başlarına anlamlı bir şekilde olmayan bu ayetleri İŞARET ettiği yöne yani MÜREKKEB yapma yönüne doğru getirirseniz o işaretlerin işaret ettiğini yerine getirmiş olursunuz...az önce tek başlarına hiç bir anlam ifade etmeyen ve biz ancak birlikte olursak bir anlam ifade ederiz diye haykıran işaretleri alır...الله mürekkeb yapını oluşturarak varlığın en anlamlı kelimesine (anlamına) ulaşırsınız. Temel yapısı itibarıyla MÜREKKEB olan bir varlığı anlamak ile temel yapısı ile MÜREKKEB bir kelimeyi anlamak tıpatıp aynıdır. varlıkları en küçük parçasından en görünür hale kadar AYET olma özelliği veren Allah, bu varlıkları insanla birebir karşı karşıya bırakmıştır. Bu bir nevi varlığın avuçlarımızın içine konulmasıdır. İnsan türü her durumu ayet olan bu varlığı almış ve onu har vurup harman savurarak tüketmiş, bozmuş, tahrif etmiş, ihanet etmiştir. İşte tıpkı bunun gibi AYET olarak tanımladığı lisanları da insanın diline bırakmıştır. İnsan o ayeti parçalamış genetik yapısını bozup GDO lu hale getirmiştir. Ramazan-Yüce Allah o beyanı (lisanları) insanın avuçlarının içine bırakmıştır ama KURANI insanın avuçlarına asla ve hiçbir dönemde bırakmamıştır. Çünkü Kur'an tüm lisanların teminatıdır. Fıtratı itibarıyla iyi ve güzel yaratıldığı halde sonradan bozulan insan Kur'an'a bakarak özüne döneceği gibi, KURANA BAKARAK LİSANINI DA ÖZÜNE DÖNDEREBİLSİN DİYE ZİKRİ (Kuranın üzerine oturduğu temel yapı) koruma altına almıştır Çünkü zikir bozulursa Kur'an bozulur, Çünkü zikir kaybolursa Kur'an kaybolur ZİKRİ korumak Kur'an'ı korumaktan daha gereklidir Çünkü zikir olmaz ise Kuranın olabilmesi asla mümkün değildir daha önceki derslerimizde Kur'an'a "okuma yoluyla öğrenilen ve öğretilen öğreti" tanımlamasını getirmiştik. Bir öğretinin her zaman doğru şeyleri öğretebilmesi ancak ve ancak üzerine temellendiği yapının her zaman doğru olan ve onunla yanlışlar bilinen bir yapıda olması gerekmektedir. Kur'an baştan sona işaret, kelime ve cümlelerden oluşmaktadır. O halde bu cümleleri ortaya çıkaran temel yapının ZİKİR yani hiç bir zaman yanıltmayan daima doğru ve tüm zamanlarda, tüm mekanlarda gerekli ve geçerli, akıldan çıkmayan özelliğinde olması gerekmektedir aynı zamanda bu yapının hiç bir zaman değişmemesi ve ilkelerinin hiçbir zaman birbiriyle çelişmemesi gerekmektedir. Bir ilke koyup sonra da başka bir ilkeyle koyduğu bu ilkeyi boşa çıkaran bir şeye zikir denmez, denemez. İSTİSNALARI olan hiç bir dili zikir değildir. Çünkü istisna demek kuralların bazı durumlarda boşa çıkması demektir. İşte sadece bu durum bile Allah resullerine verilenlerin hem her zaman aynı hem de dil olarak yapısının aynı olmasını zorunlu kılar Keldani olan İbrahime verilenlerin KELDANİCE, İbrani olan Musaya verilenlerin İbranice, Arami olan isaya verilenlerin Aramice, Arap olan muhammede verilenlerin Arapça olduğunu söylemek demek ALLAH HİÇ ZİKİR GÖNDERMEDİ demeye eşdeğerdir. Resullerin ve risaletin farklı farklı dillerde olduğunu söylemek ALLAH HİÇ BEYAN GÖNDERMEDİ demeye eşdeğerdir. Yüce Allah resullere verdiklerinin hepsinin BEYANAT olduğunu buyurmaktadır. Yani beyanat olan sadece Muhammede verilen değildir Sırf bu bile tüm resullerin aynı dilde, aynı kitabı aldıklarına yeterli delildir Çünkü BEYAN zaman içinde en ufak bir değişiklik gösterirse beyan olma özelliğini kaybeder tüm resullerden binlerce yol sonra yaşayan bizler, zaman içinde değilebilen bir beyan ile asla kendimizi düzeltemez İLKELİ BİR YAŞAMA KAVUŞAMAYIZ...Çünkü kendimize temel alacağımız ilahi belgeler BEYAN OLMA özelliğini çoktan yitirmiş olurlar Kur'an içerik olarak tek bir resulden değil tüm resullerden bahsetmektedir. Bu da onun yapısını oluşturan genetiğin MÜREKKEB olduğunu gösterir.Yani Kur'an resullerden birine bakılarak anlaşılacak bir yapıda değil hepsine birden bakılarak anlaşılacak yapıdadır. Herhangi bir madde çeşitli türdeki atomların farklı şekillerde dizilmesinden farklı şekillerde bileşik yapmasından oluşur, TIPKI KELİMELER gibi. Varlığın temelini oluşturan atom dizilişleri YÜCE ALLAH'IN BELİRLEMESİ İLEDİR...Tıpkı Kuran kelimeleri gibi Bu mürekkeb beyanın bildirildiği tüm peygamberlerin ortak mesajının adı İSLAM diyebilir miyiz? Ya da TEVHİD?......diyemeyiz *** Neden? Ramazan- Çünkü KURAN İSLAMIN KİTABI DEĞİL, İSLAM KURANIN DİNİDİR ağır bir tanımlama mı bu? *** Alışıyoruz. Alışkanlıklarımızı aşmaya çalışıyoruz.??!! ***Hazım sorunumuz olabilir başlangıçta.??!! Ramazan- Bu tanım izaha muhtaç bir tanım mıdır? ....daha açayım mı? *** Hepimiz için açılmasında yarar var. Ramazan- İSLAM; Kur'an'daki dinin adıdır, zaten Hac 78 de ve Enam suresinde DİN OLARAK İSLAMI BELİRLEDİM demektedir, YANİ İSLAM DİNDİR Din ise yapıldığında mükafat, yapılmadığında cezası (yaptırımı) olan kurallar manzumesidir Kur'an'ın çok az kısmında şunu yapın yapmazsanız şöyle ceza, yaparsanız şöyle mükafat veririm deniliyor, mesela KISSALAR tamamen HABER dirler ***İslamın kitabı sadece KURAN değil İncil Zebur Tevrat da İslamın kitabıdır mı demek istiyorsunuz? Ramazan- yok demiyorum! Emre Okur: Hepsi Kuranın içinde degil mi Ramazan- KURAN, İNCİLDİR, ZEBURDUR, ELİMİZDEKİ MUSHAFTIR, ADEME NUHA, İBRAHİME MUSAYA verilenlerin TAMAMIDIR diyorum *** Hepsi KURANDIR diyorsunuz Ramazan- işte zaten bundan dolayı ona KURAN deniliyor *** peki kuran fıtrattır da diyebilir miyiz ? Ramazan- tabiki di-ye-me-yiz *** öğreti anlamında? Ramazan- diyemeyiz *** Bu kavram isim mi sıfat mı? MehmetÖzbilek: abi, resullere verilen aynı kitaptı hatta o kitap; resullerden önce, meleklerden önce, daha kainat yaratılmadan önce bile var olan kitaptı diyebilir miyiz, Allah önce o kitapta ilkeleri belirledi ve diğer varlıkları o ilkelere göre yarattı bizede ilkelerini belirlediği o kitabı gönderdi diyebilir miyiz Ramazan- TAM DA BUNU DİYORUM Kuran fıtrat değil, FITRATA DÖNMENİN, YARATILAN FITRATI BOZMADAN YAŞAMANIN YOLUNU ÖĞRETEN ÖĞRETİDİR Ramazan- Azıcık duygusu olan yeni doğan bebeği sever, asla ondan nefret etmez. ÇÜNKÜ O BEBEK EN ORJİNAL HALİNDEDİR. İşte o hal fıtratın görünümüdür.Çünkü yaratılırken kendisine verilen duygular hiçbir yalana, hiç bir sahtekarlığa, tilkiliğe, vahşiliğe HENÜZ alet edilmemiştir. Bebek, o halini bir seçim sonucu sergilemez...İŞTE KURAN KOCA ADAMLARIN BEBEK SAFİYETİNDE AMA BİLİNÇLE OLMANIN YOLUNU GÖSTERİR. BEBEK bilmediği için yalan söylemez...SEN BİLEREK YALAN SÖYLEME, bebek bilmediği için ALDATMAZ, sen bilerek aldatma..bebek bilmediği için tilkilik yapmaz..sen bilerek yapma....İŞTE KURAN BİLE İSTEYE, SEÇİMLE, İRADE İLE BEBEK SAFİYETİNDE OLMANIN YOLUNU GÖSTERİR Allah'ın BEYYİNAT olarak tarif ettiği Kur'an'ı sadece bebek safiyetine bile isteye gitmenin yolunu göstermez...AYNI ZAMANDA KENDİSİ DE BEBEK SAFİYETİNDEDİR. bebek safiyetinde düşünmeyen zaten ondan hiçbir şey anlamaz. Bile isteye bebek safiyetinde olmaya çalışmak ile ahmak olmak arasındaki farka mutlaka dikkat etmek gerekmektedir. insanın ahmak olduğundan dolayı bebek safiyetinde olması İRADE sonucu değildir. Hiç bir anne her an kendisini ısıracağından şüpheleneceği bebeği emziremez. KÖTÜLÜK insanın CEVHERİNDE olan bir şey değildir. ARIZİ dir. eğer kötülük insanın cevherinde olsaydı bebekler doğar doğmaz aldatmaya, yalana, egoizme, vahşiliğe yönelirlerdi. henüz yeni doğmuş bir bebeğin yalan söyleme kabiliyetinde olduğunu düşünebilirmisiniz...hayal edince bile insanın tüyleri diken diken oluyor Ramazan- RAHMAN 4.AYET ti...ALLAMEHUL BEYAN ayeti [12:38, 30.09.2020] Sema Firengiz: azıcık duygusu olan yeni doğan bebeği sever, asla ondan nefret etmez Sema Firengiz: Lehvi mahfuz, ümmül kitap, Önceki Kur'an mı hocam, Yani hiçbir şeyi yaratmadan evvel yarattığı ana kitap mı Ramazan- levhi mahfuz, adı üstünde muhafaza edilen levha demektir KUR'AN'DA MUHAFAZA EDİLDİĞİ SÖYLENEN TEK ŞEY ZİKİRDİR Sema Firengiz: Yani zikir mi,levhi mahfuz Ramazan- EVET, ama MAHFUZ kelimesinden bilinmeyen bir yerdeki çelik bir kasaya konulup anahtarı okyanus dibinde kimsenin ulaşamayacağı bir yerde saklanan bir şey gelmesin aklınıza. mesela, siz TÜRK DİLİNİ MUHAFAZA EDELİM derken, türk dilini kasaya kitleyip kimseye göstermeyelim demek istemiyorsunuz değil mi? Eski bir anıtın önüne o anıtla ilgili bilgiler vermek için dikilen yazılı tabelaya ne denir?? Ramazan- arapçadan TÜRKÇEYE geçen TABELA kelimesinin asıl anlamı, bir şeyi haber vermek, bir duruma dikkat çekmek için duruma uygun DAVUL çalmak manasınadır, her anıtın önüne dikilen tabela da o anıtın durumundan haber veren davul gibidir, fakat davuldan çıkarılacak ritim ile duyurulmak istenen durum arasında dikey bir ilişki kurmak zorunludur, yani her davul çalma ritminin verdiği haber farklı farklıdır. Cenazeyi haber veren davul ile düğünü haber veren davul aynı ritmi çıkarmaz ve bu da yakışık almaz. bir şeyin ne olduğunu açıklayan her şeye tabela denir LEVHA ile TABELA arasında mutlaka bir fark olmalıdır. tabela, olan bir şeyin önüne dikilir, LEVHA İSE durumu ortaya çıkarmak için dikilir. TABELA yakına gelenlerin görmesi içindir, LEVHA UZAKTA OLANLARIN YAKINA GELMESİ İÇİNDİR.tabela, olanı anlatır..levha olanın arka planında olanı anlatır. tabela, yemek mönüsüdür, levha mönüdekilerin açıklaması ile birlikte yazılmasıdır.LEVHA görünenin arka planını ortaya çıkarır (Büruc 85/21) اَلَْخ َََُخ ٌََََّۙتُِخ مَنِيُ۪لْخ /Onların yalanladığı yüce Kur’an’dır (Büruc 85/22) يِف ََُوَخ مَََُُْحَخ /O, muhafaza edilmiş bir levhada (levh-i mahfuz’da)dır./SV meali bu iki ayetten önce şu ayet geliyor (Büruc 85/19) اَلْنخ َۙ َيِيَِخ اَََََُُّۙ يِف تَاَيِيَْلْخ /Aslında (sadece onlar değil) bütün kafirler yalana batmıştır (Büruc 85/20) َُاللهّتَخ منَِخ َََُّهَۙئنَٓنرَخ مَِْيَُ۪خ /Oysa çepeçevre Allah’ın kuşatması altındadırlar. Ramazan- neyse, LEVHİ MAHFUZ ve ZİKRİN KORUNMASINI başka bir derse bırakalım!!

Показать здесь оригинал документа (PDF)