и сказали: «О отец наш! Мы соревновались, а Йусуфа (Иосифа) оставили стеречь наши вещи, и волк съел его. Ты все равно не поверишь нам, хотя мы говорим правду».
Слова в аяте и их арабская грамматика. Нажмите на слово, чтобы открыть детали.
Ey babamız! Gitmiştik, yarışacaktık. Yûsuf’u da eşyamızın yanında terk etmiştik. (Bir de ne görelim) o kurt gibi gaddar ve kurnaz olan[24] onu gasp etmiş.[25] (Onu koruma sözümüze) Sadıklar olsaydık da sen zaten bize hiçbir zaman[26] güvenen biri değildin.
“Ey babamız! Gitmiştik, yarışacaktık. Yûsuf’u da eşyamızın yanında terk etmiştik. (Bir de ne görelim) o kurt gibi gaddar ve kurnaz olan onu gasp etmiş. (onu koruma sözümüze) Sadıklar olsaydık da sen zaten bize hiçbir zaman güvenen biri değildin.
"Ey babamız! Gitmiştik, yarışacaktık. Yûsuf'u da eşyamızın yanında terk etmiştik. (Bir de ne görelim) o kurt gibi gaddar ve kurnaz olan onu gasp etmiş. (onu koruma sözümüze) Sadıklar olsaydık da sen zaten bize hiçbir zaman güvenen biri değildin.
“Ey babamız! Gitmiştik, yarışacaktık. Yûsuf'u da eşyamızın yanında terk etmiştik. (Bir de ne görelim) o kurt gibi gaddar ve kurnaz olan onu gasp etmiş. (onu koruma sözümüze) Sadıklar olsaydık da sen zaten bize hiçbir zaman güvenen biri değildin.
“Ey babamız! Biz yarışa girmiştik. Yûsuf’u da eşyamızın yanında bırakmıştık. (Bir de ne görelim) o kurt gibi gaddar ve kurnaz olan (en büyüğümüz) onu gasp etmiş. (Onu koruma sözümüze) Sadık kalmış olsaydık da senin zaten bize güvenin yoktu.
“Ey babamız! Biz yarışa girmiştik. Yûsuf'u da eşyamızın yanında bırakmıştık. (Bir de ne görelim) onu kurt yemiş. Her ne kadar doğru söylesek de sen bize inanmazsın” dediler.
Ey babamız! dediler, biz yarışmak üzere uzaklaştık; Yusuf'u eşyamızın yanında bırakmıştık. (Ne yazık ki) onu kurt yemiş! Fakat biz doğru söyleyenler olsak da sen bize inanmazsın.
Ey babamız! Gitmiştik, yarışacaktık. Yûsuf’u da eşyamızın yanında terk etmiştik. (Bir de ne görelim) o kurt gibi gaddar ve kurnaz olan[24] onu gasp etmiş.[25] (Onu koruma sözümüze) Sadıklar olsaydık da sen zaten bize hiçbir zaman[26] güvenen biri değildin.
Ey babamız! Gitmiştik, yarışacaktık. Yûsuf’u da eşyamızın yanında terk etmiştik. (Bir de ne görelim) o kurt gibi gaddar ve kurnaz olan[24] onu gasp etmiş.[25] (Onu koruma sözümüze) Sadıklar olsaydık da sen zaten bize hiçbir zaman[26] güvenen biri değildin.
“Ey babamız! Gitmiştik, yarışacaktık. Yûsuf’u da eşyamızın yanında terk etmiştik. (Bir de ne görelim) o kurt gibi gaddar ve kurnaz olan onu gasp etmiş. (onu koruma sözümüze) Sadıklar olsaydık da sen zaten bize hiçbir zaman güvenen biri değildin.
Dipnot gerekçesi: olumsuzluğun bâ harf-i ceri ile gelmesi güven ihtimalinin hiç olmadığını pekiştirdiği için “hiçbir zaman güvenen biri değildin” denmiştir.
(12/17) “Ey babamız! Gitmiştik, yarışacaktık. Yûsuf’u da eşyamızın yanında terk etmiştik. (Bir de ne görelim) o kurt gibi gaddar ve kurnaz olan510 onu gasp etmiş.511 (onu koruma sözümüze) Sadıklar olsaydık da sen zaten bize hiçbir zaman512 güvenen biri değildin.
"Ey babamız! Gitmiştik, yarışacaktık. Yûsuf'u da eşyamızın yanında terk etmiştik. (Bir de ne görelim) o kurt gibi gaddar ve kurnaz olan onu gasp etmiş. (onu koruma sözümüze) Sadıklar olsaydık da sen zaten bize hiçbir zaman güvenen biri değildin.
Olumsuzluğun "bi" harf-i cerriyle gelmesi, güven ihtimalinin hiç olmadığını pekiştirdiği için "hiçbir zaman" eklenmiştir.
(12/17) "Ey babamız! Gitmiştik, yarışacaktık. Yûsuf'u da eşyamızın yanında terk etmiştik. (Bir de ne görelim) o kurt gibi gaddar ve kurnaz olan512 onu gasp etmiş.513 (onu koruma sözümüze) Sadıklar olsaydık da sen zaten bize hiçbir zaman514 güvenen biri değildin.
“Ey babamız! Gitmiştik, yarışacaktık. Yûsuf'u da eşyamızın yanında terk etmiştik. (Bir de ne görelim) o kurt gibi gaddar ve kurnaz olan onu gasp etmiş. (onu koruma sözümüze) Sadıklar olsaydık da sen zaten bize hiçbir zaman güvenen biri değildin.
Bölüm sonunda tahlilin sonucu olarak verilen numaralı meal; müellifin tercih ettiği karşılık.
(17) “Ey babamız! Gitmiştik, yarışacaktık. Yûsuf’u da eşyamızın yanında terk etmiştik. (Bir de ne görelim) o kurt gibi gaddar ve kurnaz olan onu gasp etmiş. (onu koruma sözümüze) Sadıklar olsaydık da sen zaten bize hiçbir zaman güvenen biri değildin.
Müellif yaygın mealin resmettiği sahneye dokuz soru yönelterek (kurdun cesedi kırıntısız yemesi, kafatası ve büyük kemikler, yarışın süresi, gömleğin sağlam kalması, Yakub'un hiç araştırmaması) bu okuyuşun akıl dışı olduğunu gösterir.
–. Otlatmaya götürdükleri hayvanlar dururken kurdun hayvanları bırakıp Yusuf’u yemesini tuhaf bulmayacak mıdır? –. Bir kurdun nasıl olurda bir cesedi gerisinde tek bir kırıntı bile bırakmadan yiyebildiğini sormayacak mıdır?
“Ey babamız! Biz yarışa girmiştik. Yûsuf'u da eşyamızın yanında bırakmıştık. (Bir de ne görelim) onu kurt yemiş. Her ne kadar doğru söylesek de sen bize inanmazsın” dediler.
Bölüm başında eleştirilmek üzere aktarılan meal; müellif hemen ardından 'Bu iki ayet tüm meal ve tefsirlerde yukarıya aldığımız Diyanet Vakfı Meali'ne benzer şekilde çevrilmiştir' der.
(17) “Ey babamız! Biz yarışa girmiştik. Yûsuf’u da eşyamızın yanında bırakmıştık. (Bir de ne görelim) onu kurt yemiş. Her ne kadar doğru söylesek de sen bize inanmazsın” dediler.
“Ey babamız! Biz yarışa girmiştik. Yûsuf’u da eşyamızın yanında bırakmıştık. (Bir de ne görelim) o kurt gibi gaddar ve kurnaz olan (en büyüğümüz) onu gasp etmiş. (Onu koruma sözümüze) Sadık kalmış olsaydık da senin zaten bize güvenin yoktu.
Müellifin radikal okuması: "zi'b" (kurt) gerçek bir hayvan değil, "kurt gibi gaddar ve kurnaz olan en büyük kardeş"tir. Bölümde bu meâl, kardeşlerin Yûsuf olayında öne sürdükleri mazereti göstermek için verilir; hemen ardından "babalarına döndüklerinde en büyük kardeşi sorumlu tutmuş, tüm suçu onun üstüne atmışlardı. (Yusuf 17-18)" denerek numara açıkça yazılır.
“Ey babamız! Biz yarışa girmiştik. Yûsuf’u da eşyamızın yanında bırakmıştık. (Bir de ne görelim) o kurt gibi gaddar ve kurnaz olan (en büyüğümüz) onu gasp etmiş. (Onu koruma sözümüze) Sadık kalmış olsaydık da senin zaten bize güvenin yoktu.
(onu koruma sözümüze) Sadıklar olsaydık da sen zaten bize hiçbir zaman güvenen biri değildin.
Müellife göre 'vemâ ente bi-mü'minin lenâ' ibaresindeki olumsuzluğun bâ harf-i ceriyle gelmesi, güven ihtimalinin hiç bulunmadığını pekiştirir; bu yüzden 'hiçbir zaman güvenen biri değildin' diye karşılanmalıdır.
Olumsuzluğun ب harfi cer’i ile gelmesi, güven ihtimalinin hiç olmadığını pekiştirmektedir.
Müellif 'fe-ekelehu' fiilini 'yedi' değil 'gasp etti / heder etti' diye karşılar; dayanağı Kur'an'daki 'mal yemek' kullanımının mecazî oluşudur.
Kelimesinin gasp etti, heder etti ve haksız yere birinin malını yemek anlamındaki “mal yemenin” bildiğimiz manada malı ağız yoluyla yemek olmadığı, malı sahibinden alıp başkasının zimmetine geçirdi anlamından yola çıkarak bu manaya ulaşılmıştır.
Müellife göre ez-zi'b hayvan kurt değil, 'kurt gibi gaddar ve kurnaz olan / bir kavmin lideri' anlamındadır; başındaki harf-i tarif çeviriye 'o' olarak yansır.
Kelimesinin “kurt gibi kurnaz ve gaddar oldu ve bir kavmin lideri” anlamına dayanarak. Kelimenin başındaki ال takısı çeviriye “o” şeklinde yansımıştır.
Ey babamız! dediler, biz yarışmak üzere uzaklaştık; Yusuf'u eşyamızın yanında bırakmıştık. (Ne yazık ki) onu kurt yemiş! Fakat biz doğru söyleyenler olsak da sen bize inanmazsın.
Müellif TDV mealini aktarır ama 'nestebiku'ya verilen 'yarışmak' anlamını ve 'inde'ye verilen 'alâ' anlamını reddeder; kendi okuması 'önde giderek gittik' ve 'ticari malların korumasını Yûsuf'un iradesine bıraktık' şeklindedir.
Müellif oğulların 'Yusuf'u bir kurt yedi' beyanını ve sahte kanla bulanmış gömleği bölüm boyunca tartışır: bir kurdun Yusuf'u son kırıntısına kadar yiyip gömleği sağlam bırakması imkânsızdır, Yakup bunu bilmesine rağmen sorgulamamıştır. Âyet numarası metinde verilmemiştir.
Mesela; Razi oldukça hacimli tefsirinde, sahte kanla bulanmış gömleğiyle gelip Yusuf’u bir kurt yedi diyen oğullarına inanmamasına rağmen, Yakup’un neden onu aramaya gitmediğini şu şekilde sormuştur.
biz kendi aramızda yarışıyorduk, Yusuf’u ise eşyalarımızın yanında yalnız bırakmıştık
Müellifin tezinin dayanağı: Yakup'un koştuğu şart doğrudan bu mazerete karşı konulmuştur. Bölüm ortasında, sahiplenme işareti olmadan anılan kısa karşılık; ifade DİB meâline yakındır ('yalnız' kelimesi hariç), müellifin külliyattaki kendi 12/17 meâlinden ('o kurt gibi gaddar ve kurnaz olan… onu gasp etmiş') farklıdır.
Bu oğullar Yusuf’un büyük kardeş tarafından kaçırıldığını söylediklerinde “biz kendi aramızda yarışıyorduk, Yusuf’u ise eşyalarımızın yanında yalnız bırakmıştık” (Yusuf 17) demişlerdi. İşte bundan dolayı aynı şeyin bu oğlu ile de yaşanmaması için Yakup onu asla yalnız bırakmamaları hususunda çok bağlayıcı bir söz almış ve sözlerine de Allah’ın vekil olduğunu bildirmiştir.
Müellif, kardeşlerin kurt yalanına Yakup'un inanmadığını, buna rağmen Bünyamin'i onlara emanet ettiğini delil olarak kullanır. Metinde âyet numarası verilmemiştir; kurt bahsi Yûsuf 12/17'de geçer, numara tahminidir.
Daha da önemlisi “Yusuf’u kurt yedi” yalanına hiç inanmayan Yakup, oğullarının Yusuf hakkında kendisine yalan söylediklerini bildiği halde Yusuf’un kardeşini yine de onlara güvenerek Mısır’a göndermiştir...