İçlerinden sözü dinlenen: “Eğer uygulayanlar (ben değil) sizler olacaksanız, yemin olsun ki, Yusuf’u o hadımlığın bilinmezliklerine kavuşturarak kahredin/etkisiz hale getirin, ki; (o zaman bildiğiniz) o kervan onu köle olarak alacaktır” dedi.
İçlerinden sözü dinlenen: "Eğer uygulayanlar (ben değil) sizler olacaksanız, yemin olsun ki, Yusuf'u o hadımlığın bilinmezliklerine kavuşturarak kahredin/etkisiz hale getirin, ki; (o zaman bildiğiniz) o kervan onu köle olarak alacaktır" dedi.
İçlerinden sözü dinlenen biri şöyle dedi: “Eğer siz yapacaksanız Andolsun ki çukurun içinde Yusuf'u hadımlığa kavuşturarak kahredin/etkisiz hale getirin ki bildiğiniz o kervan onu köle olarak alsın.
İçlerinden sözü dinlenen biri şöyle dedi: “Eğer yapacaksanız andolsun ki çukurun içinde Yusuf’u hadımlığa kavuşturarak kahredin/etkisiz hale getirin ki bildiğiniz o kervan onu köle olarak alsın.
İçlerinden sözü dinlenen: “Eğer uygulayanlar (ben değil) sizler olacaksanız, yemin olsun ki, Yusuf’u o hadımlığın bilinmezliklerine kavuşturarak kahredin/etkisiz hale getirin, ki; (o zaman bildiğiniz) o kervan onu köle olarak alacaktır” dedi.
İçlerinden sözü dinlenen: 'Eğer uygulayanlar (ben değil) sizler olacaksanız, yemin olsun ki Yusuf'u o hadımlığın bilinmezliklerine kavuşturarak kahredin/etkisiz hale getirin ki; (o zaman bildiğiniz) o kervan onu köle olarak alacaktır.' dedi.
İçlerinden en sözü dinlenen şöyle dedi: “Eğer (beni karıştırmadan) yapanlar sizseniz: Andolsun ki Yusuf’u o hadımlığın gayblerine kavuşturarak etkisiz hale getirin ki bildiğiniz o kervan onu köle olarak alsın.
İçlerinden sözü dinlenen: “Eğer uygulayanlar (ben değil) sizler olacaksanız, yemin olsun k, Yusuf’u o hadımlığın bilinmezliklerine kavuşturarak kahredin/etkisiz hale getirin, ki; (o zaman bildiğiniz) o kervan onu köle olarak alacaktır” dedi.
İçlerinden sözü dinlenen biri şöyle dedi: “Yusuf’u öldürmeyin, o su çukurunun dibine bırakın da kervanlardan biri onu alsın. Yapacaksanız böyle yapın.”
İçlerinden sözü dinlenen biri şöyle dedi: “Yusuf’u öldürmeyin, o su çukurunun dibine bırakın da kervanlardan biri onu alsın. Yapacaksanız böyle yapın.”
Aynı âyetin başka bir yönden ele alınışı: "es-seyyâre"nin marife gelişinden kardeşlerin kervanı önceden tanıdığı, dolayısıyla Yûsuf'un kendini kurtaramayacağı sonucu çıkarılır.
Dahası 12/10. ayette kardeşler yeltekithu ba'du's-seyyare demişlerdir. İbarede geçen esseyarete (o kervan) kelimesinin başında Arapçada bilinirlilik takısı ال olması, kardeşlerin bu kervanı iyi bildiklerini göstermektedir. Bu durumda 10 kardeşin çok iyi bildiği bu kervandaki herkes elbette Yusuf'a değil onlara inanacaktır.
Müellif, 12/10'daki büyük kardeşi Firavun ve Hitler örnekleriyle aynı kategoride "vârid" (azmettirici, fikir veren önder) olarak konumlandırır; bu, 12/19'daki "vâridehum" okumasının dayanağıdır.
Yusuf 12/10. ayette şeytanın vahyini kardeşlerine çok parlak bir fikirmiş gibi sunan "içlerinde en sözü dinlenen" büyük kardeş de kendi kardeşlerinin "varid"i (azmettiricisi) olmuştur. O fikri vermiş, planı kurmuş diğerleri ise uygulamıştır.
12/10’daki ve elkūhu fiili, 12/9’daki tarahûhu ve 12/15’teki en yec‘alûhu ile aynı manaya (atmak) indirgenmiştir; müellife göre farklı fiillere aynı mananın verilmesi başlı başına bir sorundur.
Bir başka soru ise, kullanılan fiiller farklı farklı olmasına rağmen, verilen manaların aynı olmasından kaynaklanmaktadır. Mesela; 12/9’da geçen ُاطْرَحُوه etrahuhu fiiline “onu atın”, 12/10’da geçen ُوَأَلْقُوه veelkuhu fiiline yine “onu atın” ve daha ileride 12/15’de geçen ُيَجْ عَلُوه ْأَن enyec-aluhu fiiline de “onu atmak için” manaları verilmiştir.
İçlerinden sözü dinlenen biri dedi ki; Yusuf’u öldürmeyin ve kuyunun dibine atmayın
Bölümün dönüm noktası: vav bağlacı lâ olumsuzluğunu ikinci fiile de taşıdığı için âyetin manası, geleneksel okumanın aksine, Yûsuf’un kuyuya atılmamasını söyleyen bir cümle olmalıdır. Müellifin açıkça sahiplendiği karşılık.
Eğer 12/10, bir önceki ayette gelen iki alternatiften birini yapıp diğerini yapmamayı söylüyor olsaydı aradaki bağlacın lakin, fakat, ama şeklinde farklı olması gerekirdi. Fakat iki alternatif arasına bunlardan biri gelmemiş و) ) vav harfi gelmiştir. Bağlacın bu şekilde olması kelimenin en başındaki َل “la” olumsuzluk edatının etkisinin tüm cümleye hâkim olmasını gerekli kılmaktadır. Bu durumda ayetin manası “İçlerinden sözü dinlenen biri dedi ki; Yusuf’u öldürmeyin ve kuyunun dibine atmayın” şeklinde olmalıydı.
Âyetin yeltekithu ba‘du’s-seyyâra kısmı: kardeşlerin, attıkları kişinin bir kervanca alınacağını bilmesi, kuyunun dibinin bilinmeyen olduğu iddiasıyla çelişir.
Açıklamada bazı tefsirciler tarafından; ğayabat kelimesinin kullanılmasının gerekçesi olarak, kuyunun birçok bilinmeyen yanları olduğunu ileri sürülmüştü. Oysa hemen ayetin devamında kardeşlerin … “bir kervan onu alsın” dedikleri görülecektir... Kardeşler dibi bilinmeyen bir kuyunun içine attıkları Yusuf’un, bir kervan tarafından alınacağını nereden bilmektedirler? … Kuyunun bilinmeyen dibine attıkları kardeşlerinin ölmeyip bir kervan tarafından alınacağını bilmek, kuyunun dibini de bilmeyi gerekli kılmaktadır!..
İçlerinden sözü dinlenen: “Eğer uygulayanlar (ben değil) sizler olacaksanız, yemin olsun ki, Yusuf’u o hadımlığın bilinmezliklerine kavuşturarak kahredin/etkisiz hale getirin, ki; (o zaman bildiğiniz) o kervan onu köle olarak alacaktır” dedi.
Kitabın merkezî tezinin âyet karşılığı: “el-cübb” kuyu değil “hadımlık” (kelimenin “cinsel organı kökten kesilmek” anlamı ve başındaki el- takısının bilinen bir şeye işaret etmesi); “lâ taktulû” öldürmek değil “kahretmek/etkisiz hale getirmek” (Müddessir 19-20 örneği); “el-lâ” kasem lâmı; “yeltekıthu” LKT kökünden “buruntu çocuk / köle yapsın”.
(12/10) İçlerinden sözü dinlenen: “Eğer uygulayanlar (ben değil)496 sizler olacaksanız, yemin olsun ki,497 Yusuf’u o hadımlığın bilinmezliklerine498 kavuşturarak499 kahredin/etkisiz hale500 getirin, ki; (o zaman bildiğiniz)501 o kervan onu köle olarak502 alacaktır” dedi.
Müellife göre bu âyet, büyük kardeşin direktif verip fiili kardeşlerine bıraktığının delilidir; 81-82'de kardeşlere dikte edilen sözler de aynı yöntemin devamıdır.
şeytanın vahyini alan (Yusuf 9) bu kardeşin direktifleri doğrultusunda olmuştur. (Yusuf 10) Her şeyi o planlamış, söylenecek tüm sözleri o tasarlamıştır ama kendisi tıpkı şeytan gibi sonradan kenara çekilip ben sadece söyledim yapan sizsiniz diyerek kendisini onlardan ayırmış
İçlerinden sözü dinlenen: "Eğer uygulayanlar (ben değil) sizler olacaksanız, yemin olsun ki, Yusuf'u o hadımlığın bilinmezliklerine kavuşturarak kahredin/etkisiz hale getirin, ki; (o zaman bildiğiniz) o kervan onu köle olarak alacaktır" dedi.
Kitabın merkezî tezinin meâle yansıdığı âyet: "el-cübb" kuyu değil "cinsel organı kökten kesilmek" (hadımlık) anlamında, harf-i ta'rîfle bilinen bir şey olarak alınmış; "elkū" kavuşturmak, "taktülû" kahretmek/etkisiz hâle getirmek (krş. Müddessir 74/19-20), "yeltekıthu" (LKT) buluntu/atılmış çocuk olarak köle edinmek anlamındadır. Lâm kasem lâm'ıdır.
(12/10) İçlerinden sözü dinlenen: "Eğer uygulayanlar (ben değil)498 sizler olacaksanız, yemin olsun ki,499 Yusuf'u o hadımlığın bilinmezliklerine500 kavuşturarak501 kahredin/etkisiz hale502 getirin, ki; (o zaman bildiğiniz)503 o kervan onu köle olarak504 alacaktır" dedi.
Onu öldürmeyin bir kuyuya atın ki bir kervan onu alsın
Müellif, geleneksel meâlin kendi içinde çeliştiğini gösterir: kuyu kervan yolu üzerinde değilse ve Yûsuf'u yolunu şaşırmış bir kervanın sucusu çıkardıysa, kardeşlerin bunu önceden bilmesi -yani geleceği görmesi- gerekirdi.
Bu anlayış 12/10. ayete "Onu öldürmeyin bir kuyuya atın ki bir kervan onu alsın" manası vermiş, sonra da Yusuf'un atıldığı kuyunun kervan yolu üzerinde olmadığını, Yusuf'u kuyudan işte bu kervanın adı malik olan sucusunun çıkardığını söylemektedir.
İçlerinden sözü dinlenen biri şöyle dedi: “Eğer siz yapacaksanız Andolsun ki çukurun içinde Yusuf'u hadımlığa kavuşturarak kahredin/etkisiz hale getirin ki bildiğiniz o kervan onu köle olarak alsın.
Müellif bu meali, büyük kardeşin fiili kendisinin yapmayacağını (siz yapın, siz etkisiz hale getirin) göstermek için ikinci kez ve tam olarak verir.
İçlerinden sözü dinlenen biri şöyle dedi: “Eğer siz yapacaksanız Andolsun ki çukurun içinde Yusuf’u hadımlığa kavuşturarak kahredin/etkisiz hale getirin ki bildiğiniz o kervan onu köle olarak alsın.
andolsun ki eğer yapacaksanız Yusuf'u çukurda hadımlığa kavuşturarak kahredin ki o kervan onu alsın
Müellif el-cübb kelimesini kuyu değil hadım etmek diye okur; bu teklifin kardeşlerin ortaklaşa aldığı bir karar olduğunu vurgular.
12/10. ayette içlerinden en sözü dinlenen konuşmuş ve “andolsun ki eğer yapacaksanız Yusuf’u çukurda hadımlığa kavuşturarak kahredin ki o kervan onu alsın” demişti. Bu onların hepsinin ortaklaşa aldığı bir karardı.
İçlerinden sözü dinlenen biri şöyle dedi: “Eğer yapacaksanız andolsun ki çukurun içinde Yusuf’u hadımlığa kavuşturarak kahredin/etkisiz hale getirin ki bildiğiniz o kervan onu köle olarak alsın.
Bölüm sonunda tahlilin sonucu olarak verilen müellif karşılığı; müellif "çevirmemizin gerekçesi" diyerek açıkça sahiplenir. Ayrıca fikri ortaya atan kardeşin "öldürelim/hadım edelim" değil "öldürün/hadım edin" demesi, kendini uygulamadan uzak tutmasıdır.
Bildiğiniz o kervan diye çevirmemizin gerekçesi ِالسَّيَّارَة kelimesinin başında bulunan EL takısıdır.
El-cübb kelimesindeki bilinirlik takısı gerekçesi; aynı gerekçe 12/15 için de geçerlidir.
4.. 12/10. ve 12/15. ayette geçen ve genelde kuyu diye çevrilen kelimenin başında el yani bilinirlilik takısı bulunmasından dolayı eğer bu kelimeye illa da kuyu manası verilecekse bunun “o kuyu” şeklinde bilinir bir kuyu olması gerektiğini, tefsircilerin bu kuyuyla ilgili verdikleri 3 ayrı cevabın ve cevaplarda belirtilen kuyuların da bilinmiyor olması sebebiyle kelimenin kuyu anlamına gelmeyebileceğini söylemiştik.
Nahiv gerekçesi: "öldürmeyin ve atın" kurgusu Arapça açısından anlamsızdır; baştaki lâ olumsuzluk değil yemin lâ'sıdır.
3.. 12/10. ayette şeytanın vahyine maruz kalan içlerindeki en sözü dinlenilen kardeşin dediklerinin “Yusuf’u öldürmeyin ve onu kuyuya atın” şeklinde Arapça açısından anlamsız bir cümle yapısıyla geldiğinden ayetin en başında gelen La edatının olumsuzluk etkisinin cümle boyunca devam etmesi gerektiğini, eğer baştakı la’nın olumsuzluk etkisi devam etmeyecekse arada gelen “ve” edatının yerinde lakin, fakat, ama şeklinde başka bir edatın olması gerektiğini örnekler ile ortaya konuldu. Bu yüzden en başta gelen La edatının olumsuzluk la’sı değil yemin la’sı olması gerektiğini tespiti yapıldı...
Ğayâbet kelimesinin tekil mi çoğul mu olduğu ikinci temel sorudur. Müellif Râzî’den kıraat ihtilafını aktarıp bu açıklamaların konuya açıklık getirmediğini, bilinmezleri çoğaltarak yeni sorular doğurduğunu söyler.
Ayette … “O’nu bir kuyunun dibine bırakın” denilmiştir. Bu ifade ile ilgili birkaç mesele vardır. Nafi, hem burada hem de bundan sonra gelen yerde, kelimeyi ğayabat şeklinde cem’i (çoğul) okurken, diğer kıraat imamları her iki yerde de müfred (tekil) okumuşlardır. Bunun cem’i (çoğul) olarak okunmasının sebebi şu olabilir; Kuyunun kenar ve köşeleri vardır. … Bu kelimeyi müfred okuyanlar ise şöyle demişlerdir; “Bununla Yusuf’un saklanabileceği, kuyudaki bir yer kast edilmiştir.” … Cühderi ise bunu “fi ğaybetil cubbi” (kuyunun gaybında) şeklinde okumuştur.337
Âyetin ğayâbeti’l-cubb ibaresi ele alınıyor: el- takısı kuyunun bilinen bir kuyu olmasını gerektirir. Müellif, Râzî’den aktardığı üç ayrı yer tespitinin (Katâde, Vehb, Mukātil) bilinmezi çoğalttığını, hiçbirinin İsrâiliyyât’tan başka delili olmadığını, cevabın Kur’an’da aranması gerektiğini söyler.
Bu soruların en başında ayette geçen ve genelde “kuyunun dibi” olarak çevrilen … ğayabat-il cubbi baresidir. Bu ibareden çıkan ilk soru “kuyu” olarak çevrilen ama Arapça metinde bilinirlilik yani ال takısıyla … cubbi şeklinde gelen ve bundan dolayı bilinmesi zorunlu olan o kuyu nerededir. … Cubb kelimesinin başındaki elif lâm (ال), bu kuyunun daha önce bahsi geçmiş – malum – bir kuyu olmasını gerektirir. Bu sebeple alimler, bu kuyunun neresi olduğu hususunda ihtilaf etmişlerdir. Katâde, “bunun Beyt-i Makdis Kuyusu olduğunu” söyler. Vehb, “bunun ürdün arazisinde bir kuyu olduğunu” söylemiştir. Mukâtil de, “bu kuyunun Hz. Yakup’un evine üç fersah uzaklıkta bir yerde olduğunu” söylemiştir.336
İkinci ele alış: müellife göre şeytanın vahyettiği kişi, 12/10'daki "kāilun minhum" ile işaret edilen, kardeşler içinde sözü dinlenen kimsedir. "Kāil"i "onlardan biri" değil "içlerinden sözü dinlenen" diye karşılar.
Şeytanın vahy ettiği 12/10. ayette geçen “kale kailun minhum / içle rinden sözü dinlenen dedi ki” ifadesi ile belirtilen kişidir.
12/10'daki "yeltekithu ba'du's-seyyâre" ibaresi için müellifin kendi karşılığı; kardeşlerin beklediğinin özellikle köle ticareti yapan bir kervan olduğunu buradan çıkarır.
O ayette kardeşlerin beklediği herhangi bir kervan değildir. Beklenen özellikle köle ticareti ile uğraşan bir kervandır. Bunu ayette geçen şu ibareden anlıyoruz. yeltekithu ba'du's-seyyare "O kervan onu köle olarak alıp götürsün."
İçlerinden sözü dinlenen: “Eğer uygulayanlar (ben değil) sizler olacaksanız, yemin olsun ki, Yusuf’u o hadımlığın bilinmezliklerine kavuşturarak kahredin/etkisiz hale getirin, ki; (o zaman bildiğiniz) o kervan onu köle olarak alacaktır” dedi.
Bölüm sonunda tahlilin sonucu olarak verilen müellif karşılığı: baştaki lâ olumsuzluk değil yemin lâmıdır; "gayâbetü'l-cübb" hadımlığın bilinmezlikleri olarak okunur. Âyet numarası bu bölümde yazılı değildir; metin Yûsuf 12/10'dur.
Babalarının veçhine göz dikmiş tüm kardeşlere söylenen bu şeytani fikir şöyle formüle edilmiştir. Babanızın veçhinin size geçmesi için illa da bir şey yapacaksanız, onu O cubbun gayblerine atarak öldürün. Böylelikle bir kervan onu alacaktır. Cümlenin başındaki َل lâ edatı olumsuzluk değil kasem yani yemin lam’ıdır.
İçlerinden sözü dinlenen biri şöyle dedi: “Yusuf’u öldürmeyin, o cubbun gayabatına atın da kervanlardan biri onu alsın. Yapacaksanız böyle yapın.”
Müellife göre kuyuya atılma anlatısının Müslümanlar nezdindeki en kuvvetli delili bu âyettir; fakat aynı âyet kıssa etrafında birçok cevapsız sorunun da kaynağıdır. Bu ikinci meâl varyantında şart cümlesi Yapacaksanız böyle yapın diye karşılanmıştır.
Müslümanlar açısından kuyuya atılma olayının en kuvvetli delilinin de bu bölümde ele alacağımız ayet olduğu söylenmektedir. … İçlerinden sözü dinlenen biri şöyle dedi: “Yusuf’u öldürmeyin, o cubbun gayabatına atın da kervanlardan biri onu alsın. Yapacaksanız böyle yapın.” … Delil olarak getirilen bu ayet aynı zamanda Yusuf’un kuyuya atılması etrafında birçok sorunun da ortaya çıkmasına neden olmuştur.
İçlerinden sözü dinlenen biri şöyle dedi: “Yusuf’u öldürmeyin, o su çukurunun dibine bırakın da kervanlardan biri onu alsın. Yapacaksanız böyle yapın.”
Müellife göre 12/9 ve 12/10 birlikte okunduğunda hedef, öldürme yöntemi ne olursa olsun Yusuf'a tuzak kurmaktır; tuzağın gerekçesi ("babanızın vechi size geçsin") kardeşlerce tartışılmadan kabul edilmiştir.
İçlerinden sözü dinlenen biri şöyle dedi: “Yusuf’u öldürmeyin, o su çukurunun dibine bırakın da kervanlardan biri onu alsın. Yapacaksanız böyle yapın.”
İçlerinden sözü dinlenen biri şöyle dedi: “Yusuf’u öldürmeyin, o su çukurunun dibine bırakın da kervanlardan biri onu alsın. Yapacaksanız böyle yapın.”
Müellif bu âyette konuşanın yeniden kardeşlerden biri olduğunun açıkça anlaşıldığını, dolayısıyla arada (12/9) konuşanın onlardan biri olmadığını söyler.
(10) İçlerinden sözü dinlenen biri şöyle dedi: “Yusuf’u öldürmeyin, o su çukurunun dibine bırakın da kervanlardan biri onu alsın. Yapacaksanız böyle yapın.”
İçlerinden sözü dinlenen: 'Eğer uygulayanlar (ben değil) sizler olacaksanız, yemin olsun ki Yusuf'u o hadımlığın bilinmezliklerine kavuşturarak kahredin/etkisiz hale getirin ki; (o zaman bildiğiniz) o kervan onu köle olarak alacaktır.' dedi.
Müellif 'الجب'ı 'kuyu' değil 'hadımlık/hadımlığın bilinmezlikleri' olarak yorumlamakta; bu geleneksel mealden büyük sapma oluşturmaktadır. Dipnotta 'الجب' kelimesinin cinsel organı kökten kesilmek anlamına dayandığını belirtmektedir.
(12/10) İçlerinden sözü dinlenen: "Eğer uygulayanlar (ben değil)[10] sizler olacaksanız, yemin olsun ki[11] Yusuf'u o hadımlığın bilinmezliklerine[12] kavuşturarak[13] kahredin/etkisiz hale[14] getirin ki; (o zaman bildiğiniz)[15] o kervan onu köle olarak[16] alacaktır." dedi.
İçlerinden en sözü dinlenen şöyle dedi: “Eğer (beni karıştırmadan) yapanlar sizseniz: Andolsun ki Yusuf’u o hadımlığın gayblerine kavuşturarak etkisiz hale getirin ki bildiğiniz o kervan onu köle olarak alsın.
Müellifin "ğayâbeti'l-cubb" = kuyu dibi değil "hadımlığın gaybleri" okumasını taşıyan meâl. Bölümdeki işlevi: büyük kardeşin daha ilk planda "in kuntum fâ'ilîn" ile fiili kardeşlerine yıkıp kendisini dışarıda tuttuğunu göstermek. Kaynak metinde bu iktibasın yanında âyet numarası yazılı değildir (58. bölümde aynı âyet için "(Yusuf 10)" yazılıdır).
İçlerinden en sözü dinlenen şöyle dedi: “Eğer (beni karıştırmadan) yapanlar sizseniz: Andolsun ki Yusuf’u o hadımlığın gayblerine kavuşturarak etkisiz hale getirin ki bildiğiniz o kervan onu köle olarak alsın.
10. âyet, numarası yazılı hâlde, köle hâline getirilenlerin ilk olarak hadım edildiği tezinin daha önce işlendiği yer olarak anılır. Bu bölümde âyetin meâli verilmemiş, yalnız iç atıf yapılmıştır.
Köle haline getirilenlerin ilk olarak hadım edildikleri hususunda 10. ayeti işlerken detaylı bilgiler vermiştik.
İçlerinden sözü dinlenen biri şöyle dedi: “Yusuf’u öldürmeyin ve onu o Cubb’un ğayblerine atın da kervanlardan biri onu alsın. Eğer siz yapacaksanız”.
Üçüncü meâl varyantı; burada ğayabat, ğaybler diye çoğul karşılanıyor. Müellif 12/9 ile 12/10 arasındaki alternatif-bağlaç ilişkisini bu meâl üzerinden tartışmaya açıyor.
İçlerinden sözü dinlenen biri şöyle dedi: “Yusuf’u öldürmeyin ve onu o Cubb’un ğayblerine atın da kervanlardan biri onu alsın. Eğer siz yapacaksanız”. … Bir önceki ayette önerme “öldürün ya da bir yere atın” şeklinde iki alternatifli olarak gelmişti. Bir sonraki ayette bu iki alternatif şöyle görülmektedir. “Öldürmeyin ve o cubbun gayblerine atın”!
İçlerinden sözü dinlenen biri şöyle dedi: “Yusuf’u öldürmeyin ve onu o Cubb’un ğayabatına atın da kervanlardan biri onu alsın. Eğer siz yapacaksanız.”
Bölümün konu âyeti; bölüm başında meâli verilmiştir. Müellif kāil kelimesini sözü dinlenen biri diye karşılıyor, tartışma konusu olan cubb ve ğayabat kelimelerini ise çevirmeyip olduğu gibi bırakıyor.
İçlerinden sözü dinlenen biri şöyle dedi: “Yusuf’u öldürmeyin ve onu o Cubb’un ğayabatına atın da kervanlardan biri onu alsın. Eğer siz yapacaksanız.”
Müellife göre yeltekithu kelimesi "buluntu köle çocuk" demektir; kervan Yûsuf'u kardeşi olarak değil kimsesiz buluntu olarak satın almıştır. Bu yüzden Mısırlı adamı Yûsuf'un geçmişi hakkında bilgilendirmeleri mümkün değildir. Gövdede âyet numarası verilmediği için belirsiz işaretlendi.
Bu ayette geçen … kelimesi üzerinde bu ayeti incelerken durmuş ve bunun anlamının “buluntu köle çocuk” anlamında olduğunu söylemiştik. İşte bu Yusuf’un kardeşlerinin onu köle olarak bir kervana satarken, onun kendi kardeşleri olmadığını, buluntu yani kimsesiz olduğunu söylediklerini göstermektedir.
İçlerinden sözü dinlenen: “Eğer uygulayanlar (ben değil) sizler olacaksanız, yemin olsun k, Yusuf’u o hadımlığın bilinmezliklerine kavuşturarak kahredin/etkisiz hale getirin, ki; (o zaman bildiğiniz) o kervan onu köle olarak alacaktır” dedi.
Müellifin önceki bölümlerde temellendirdiği kendi meâlinin hatırlatılması; geleneksel "kuyunun dibine bırakın, kervanlardan biri onu bulup alsın" okumasından tümüyle ayrılır. Bölümün gövdesinde sûre/âyet numarası verilmemiştir (bir önceki cümlede 9. âyet anılır, alıntılanan cümle ise 12/10'dur); bu yüzden numara belirsiz işaretlendi. Kaynak metindeki 'yemin olsun k' yazım hatası birebir korunmuştur.
İçlerinden sözü dinlenen: “Eğer uygulayanlar (ben değil) sizler olacaksanız, yemin olsun k, Yusuf’u o hadımlığın bilinmezliklerine kavuşturarak kahredin/etkisiz hale getirin, ki; (o zaman bildiğiniz) o kervan onu köle olarak alacaktır” dedi.
Müellif "kāilün minhum" ibaresini kıssada kişilerin isimle değil, olaylar üzerinden tanıtıldığına örnek gösterir. Metinde âyet numarası yoktur; ibare Yûsuf 12/10'da geçmektedir, numara tarafımızca eşleştirildi.
Bu kardeşlerin en büyüğü ve en sözü geçen için ise sadece ْمِنْهُم ٌقَائِل “onlardan sözü dinlenen” şeklinde bir niteleme yapılmıştır.