And ask them about the town that was by the sea - when they transgressed in [the matter of] the sabbath - when their fish came to them openly on their sabbath day, and the day they had no sabbath they did not come to them. Thus did We give them trial because they were defiantly disobedient.
Words in the verse and their Arabic grammar. Click a word to open the detail.
Sonrasında denizin mukimi olan karyenin halini sor onlara! Hani Sebt’te aşırılık ediyorlardı. Onların sebt günler’inde aşağılayarak aldatanları, şariler (kural koyucular) olarak geliyorlardı, Sebt yapmadıkları günlerde gelmiyorlardı. O kurallarla düzgün olanı bozdukları için onları, yıpratıcı bir imtihandan geçiriyorduk.
Sonrasında denizin mukimi olan karyenin halini sor onlara! Hani Sebt’te aşırılık ediyorlardı. Onların sebt günler’inde aşağılayarak aldatanları, şariler (kural koyucular) olarak geliyorlardı, Sebt yapmadıkları günlerde gelmiyorlardı. O kurallarla düzgün olanı bozdukları için onları, yıpratıcı bir imtihandan geçiriyorduk.
Sonrasında denizin mukimi olan karyenin halini sor onlara! Hani Sebt’te aşırılık ediyorlardı. Onların sebt günler’inde aşağılarak aldatanları, şariler (kural koyucular) olarak geliyorlardı, Sebt yapmadıkları günlerde gelmiyorlardı. O kurallarla düzgün olanı bozdukları için onları, yıpratıcı bir imtihandan geçiriyorduk.
Sonrasında denizin mukimi olan karyenin halini sor onlara! Hani Sebt’te aşırılık ediyorlardı. Onların sebt günler’inde aşağılayıp aldatanları, şariler (kural koyucular) olarak geliyorlardı, Sebt yapmadıkları günlerde gelmiyorlardı. O kurallarla düzgün olanı bozdukları için onları, yıpratıcı bir imtihandan geçiriyorduk.
Sonrasında denizin mukimi olan karyenin halini sor onlara! Hani Sebt'te aşırılık ediyorlardı. Onların sebt günler'inde aşağılayarak aldatanları, şariler (kural koyucular) olarak geliyorlardı, Sebt yapmadıkları günlerde gelmiyorlardı. O kurallarla düzgün olanı bozdukları için onları, yıpratıcı bir imtihandan geçiriyorduk.
Onlara, deniz kıyısında bulunan kent (halkın)’ın durumunu sor. Hani onlar cumartesine saygısızlık edip haddi aşıyorlardı. Çünkü Cumartesi (tatil) yaptıkları gün, balıkları onlara akın akın gelirdi. Cumartesi (tatil) yapmadıkları gün balıkları gelmezlerdi. Biz onları imtihan ediyorduk.
Sor onlara, deniz kenarındaki halkın durumunu. Hani onlar cumartesinde haddi aşıyorlardı. Cumartesi balıkları onlara akın akın gelirlerdi, cumartesi dışındaki gün ise gelmezlerdi. Böylece biz yoldan çıkmalarından ötürü onları sınıyorduk.
Sor onlara o deniz kıyısındaki kentin durumunu. Cumartesi günü azıp sınır tanımazlık ediyorlardı. Sebt yaptıkları gün balıkları onlara akın akın gelirdi; sebt yapmadıklarında ise onlara gelmezdi. Yoldan sapmaları yüzünden onları böyle imtihan ediyorduk.
(Sözgelimi,) onlara denizin kıyısındaki o kasaba hakkında sor; ahalisi, (av için gözledikleri) balıkların (nedense) hep vecibelerine uymaları gereken Sebt günü suları yararak çıkageldiklerini görünce, Sebt günü dışında ortaya çıkmıyorlar bahanesiyle tutup, Sebt gününün örfünü nasıl çiğnerlerdi! Biz onları işledikleri kötülükler sebebiyle işte böyle deniyorduk.
Sor onlara, o denizin hadâret, bir iskelesi olan o şehrin başına geleni, o vakit Sebtte tecavüz ediyorlardı: o vakit ki Sebt iıbadet için ta’til yaptıkları gün balıkları yanlarına akın akın geliyorlardı, Sebt yapmıyacakları gün ise gelmiyorlardı, işte biz onları fasık’lıkları sebebiyle böyle imtihana çekiyorduk
Onlara, deniz kıyısında bulunan şehir halkının durumunu sor. Hani onlar cumartesi gününe saygısızlık gösterip haddi aşıyorlardı. Çünkü cumartesi tatili yaptıkları gün, balıklar meydana çıkarak akın akın onlara gelirdi, cumartesi tatili yapmadıkları gün de gelmezlerdi. İşte böylece biz, yoldan çıkmalarından dolayı onları imtihan ediyorduk.
(Ey Muhammed!) Onlara, deniz kıyısında bulunan kent halkının durumunu sor. Hani onlar Cumartesi (yasağı) konusunda haddi aşıyorlardı. Zira tatil yaptıkları Cumartesi günü balıklar onlara akın akın geliyor, tatil yapmadıkları (diğer) günlerde ise gelmiyorlardı. İşte onları yoldan çıkmaları sebebiyle böyle imtihan ediyorduk.
Deniz kıyısında bulunan şehir halkının durumunu onlara sor! Hani onlar Cumartesi gününe saygısızlık gösterip haddi aşıyorlardı. Çünkü Cumartesi tatili yaptıkları gün, balıklar meydana çıkarak akın akın onlara gelirdi, Cumartesi tatili yapmadıkları gün de gelmezlerdi. İşte böylece biz, yoldan çıkmalarından dolayı onları imtihan ediyorduk
Onlara deniz kıyısındaki kenti sor; hani Sebt hakkında aşırılık ediyorlardı. Onların Sebt’inde balıklar sürülerle geliyor, diğer günlerde gelmiyorlardı. Yoldan çıktıkları için böylece onları, yıpratıcı bir imtihandan geçiriyorduk.
Onlara, deniz kıyısında bulunan kent(halkın)’ın durumunu sor. Hani onlar Cumartesine saygısızlık edip haddi aşıyorlardı. Çünkü Cumartesi (tatil) yaptıkları gün, balıkları onlara akın akın gelirdi. Cumartesi (tatil) yapmadıkları gün balıkları gelmezlerdi. Biz onları yoldan ediyorduk.
Onlara deniz kenarındaki topluluktan sor. Hani Cumartesi çalışma yasağını çiğniyorlardı. Cumartesiye uydukları gün balıkları onlara akın akın geliyordu; ancak Cumartesiyi uygulamadıkları gün onlara balık gelmiyordu. Yoldan çıktıkları için onları böyle sınıyorduk.
Sonrasında denizin mukimi olan karyenin halini sor onlara! Hani Sebt’te aşırılık ediyorlardı. Onların sebt günler’inde aşağılayarak aldatanları, şariler (kural koyucular) olarak geliyorlardı, Sebt yapmadıkları günlerde gelmiyorlardı. O kurallarla düzgün olanı bozdukları için onları, yıpratıcı bir imtihandan geçiriyorduk.
10-5 özet bölümü, dördüncü Sebt âyeti. Müelliflerin dipnotlu tam meâli. Özetlenen itirazlar: (1) "ves'elhum"un muhatabı Mûsâ'dır, Muhammed (as) değil; (2) "karye" büyük bir uygarlığı oluşturan insanlardır, küçük kasaba değil; (3) "kânet" 1390 kullanımın hiçbirinde mekân bildirmez; (4) Sebt "cumartesi" olamaz (Nebe' 78/9, Furkan 25/47 ile Yahudi-İslâm gün farkı); (5) "hum/him" zamirleri görmezden gelinmiştir; (6) "lâ yesbitûn" fiili isme çevrilmiştir; (7) "hîtân" insan yutacak kadar büyük balıktır, Arapçada genel balık "semek"tir.
[*1] Daha önce Mısır Medeniyetini oluşturanların denizdeki son hali. (Yunus 10/90-92) [*2] Büyük uygarlık kurucuları. [*3] Burada İsrailoğulları’ndan olup Mısır’dayken sebti icad edenler kastedilmektedir. [*4] “Onlar”dan kast Musa ile beraber denizi geçip kutsal topraklara gelenlerdir. [*5] “bimâ” o şeyle anlamında olup koyulan kurallardır. [*6] Fasık olabilmek için elde düzgün olan bir şeyin olması ve bu düzgün olanın bozulması gerekir.
Sonrasında denizin mukimi olan karyenin halini sor onlara! Hani Sebt’te aşırılık ediyorlardı. Onların sebt günler’inde aşağılayarak aldatanları, şariler (kural koyucular) olarak geliyorlardı, Sebt yapmadıkları günlerde gelmiyorlardı. O kurallarla düzgün olanı bozdukları için onları, yıpratıcı bir imtihandan geçiriyorduk.
10-4 sonunda müelliflerin kendi meâli yeniden verilir ve yeni bir yön işlenir: "sor" denilen Mûsâ'dır; muhataplar Tur'da sözünü tutmayan İsrâiloğullarıdır. Allah, Şabat'ta aşırı davrandıkları için onlara Şabat'ın ilk defa nasıl oluştuğunu ve bunu çıkaranların âkıbetini hatırlatmaktadır. Âyet, Şabat'ın nasıl ve ne zaman çıktığını en detaylı bildiren âyettir.
Yüce Allah’ın “sor” dediği kişi Musa (as)’dır. Sor demesi, bilmediği bir şeyi, git onlara sor onlardan öğren manasına değildir. Tam tersi soracağı kişilerin de çok iyi bildiği şeyleri onlara hatırlatmaktır.
Onlara, deniz kıyısında bulunan kent (halkın)’ın durumunu sor. Hani onlar cumartesine saygısızlık edip haddi aşıyorlardı. Çünkü Cumartesi (tatil) yaptıkları gün, balıkları onlara akın akın gelirdi. Cumartesi (tatil) yapmadıkları gün balıkları gelmezlerdi. Biz onları imtihan ediyorduk.
Geleneksel meâl, sorgulanmak üzere yeniden aktarılmıştır. Müelliflerin sorduğu sorular: Haddi aşma nasıl yapılıyordu? Aşırılık bunun neresindedir? İmtihan bu âyetin neresindedir? Onlara göre meal ve tefsirler bu soruları sormak yerine hazırdaki rivayeti almışlardır.
Soru: Aşırılık bunun neresindedir? “Balıklar geliyordu, balıklar gelmiyordu.” Balıklar gelmiş veya gelmemiş bunun cumartesine saygısızlık yapıp haddi aşanlarla, yorum ve rivayet desteği dışında ayet bağlamında nasıl bir alaka kurulabilir?
Onlara sor, o uygarlık oluşturanları, ki şimdi onlar denizin sakinleridir. (Mukimdirler)
Âyetin ilk cümlesi için müelliflerin açıkça önerdiği karşılık. Gerekçe: "kânet" mekân bildiremez, "hâdirate" kıyı anlamına gelemez, "karye" şehri değil insanları kasteder.
Ayetin başında geçen bu cümleye verilen “onlara deniz kenarındaki kasabayı sor” manası son derece sorunlu bir manadır. Bu cümlenin yukarıda yapılan açıklamalar ışığında şu şekilde olması ayet bütünlüğü açısından çok daha uygundur.
Sor onlara, deniz kenarındaki halkın durumunu. Hani onlar cumartesinde haddi aşıyorlardı. Cumartesi balıkları onlara akın akın gelirlerdi, cumartesi dışındaki gün ise gelmezlerdi. Böylece biz yoldan çıkmalarından ötürü onları sınıyorduk.
10-4 bölümünün başlangıcı. Alıntılanan müelliflerden birinin kelime meâlinden cümle hâline getirilmiş metin. Müelliflere göre bu kelime meâlinde bile orijinal metinde bulunduğu hâlde çevrilmeyen kelimeler vardır (hitanuhum'daki hum, sebtihim'deki him zamirleri).
Bu kelime mealini cümle halinde yazacak olursak şöyle bir metin ortaya çıkmaktadır.
Sor onlara o deniz kıyısındaki kentin durumunu. Cumartesi günü azıp sınır tanımazlık ediyorlardı. Sebt yaptıkları gün balıkları onlara akın akın gelirdi; sebt yapmadıklarında ise onlara gelmezdi. Yoldan sapmaları yüzünden onları böyle imtihan ediyorduk.
Karşılaştırma için aktarılan geleneksel meâl; müellifler bunu eleştirmektedir.
İlk olarak en çok bilinen müelliflerimizin meallerinden örnekleri görelim.
(Sözgelimi,) onlara denizin kıyısındaki o kasaba hakkında sor; ahalisi, (av için gözledikleri) balıkların (nedense) hep vecibelerine uymaları gereken Sebt günü suları yararak çıkageldiklerini görünce, Sebt günü dışında ortaya çıkmıyorlar bahanesiyle tutup, Sebt gününün örfünü nasıl çiğnerlerdi! Biz onları işledikleri kötülükler sebebiyle işte böyle deniyorduk.
Karşılaştırma için aktarılan geleneksel meâl; müellifler bunu eleştirmektedir.
İlk olarak en çok bilinen müelliflerimizin meallerinden örnekleri görelim.
Sor onlara, o denizin hadâret, bir iskelesi olan o şehrin başına geleni, o vakit Sebtte tecavüz ediyorlardı: o vakit ki Sebt iıbadet için ta’til yaptıkları gün balıkları yanlarına akın akın geliyorlardı, Sebt yapmıyacakları gün ise gelmiyorlardı, işte biz onları fasık’lıkları sebebiyle böyle imtihana çekiyorduk
Karşılaştırma için aktarılan geleneksel meâl; müellifler bunu eleştirmektedir.
İlk olarak en çok bilinen müelliflerimizin meallerinden örnekleri görelim.
Onlara, deniz kıyısında bulunan şehir halkının durumunu sor. Hani onlar cumartesi gününe saygısızlık gösterip haddi aşıyorlardı. Çünkü cumartesi tatili yaptıkları gün, balıklar meydana çıkarak akın akın onlara gelirdi, cumartesi tatili yapmadıkları gün de gelmezlerdi. İşte böylece biz, yoldan çıkmalarından dolayı onları imtihan ediyorduk.
Karşılaştırma için aktarılan geleneksel meâl; müellifler bunu eleştirmektedir.
İlk olarak en çok bilinen müelliflerimizin meallerinden örnekleri görelim.
(Ey Muhammed!) Onlara, deniz kıyısında bulunan kent halkının durumunu sor. Hani onlar Cumartesi (yasağı) konusunda haddi aşıyorlardı. Zira tatil yaptıkları Cumartesi günü balıklar onlara akın akın geliyor, tatil yapmadıkları (diğer) günlerde ise gelmiyorlardı. İşte onları yoldan çıkmaları sebebiyle böyle imtihan ediyorduk.
Karşılaştırma için aktarılan geleneksel meâl; müellifler bunu eleştirmektedir.
İlk olarak en çok bilinen müelliflerimizin meallerinden örnekleri görelim.
Deniz kıyısında bulunan şehir halkının durumunu onlara sor! Hani onlar Cumartesi gününe saygısızlık gösterip haddi aşıyorlardı. Çünkü Cumartesi tatili yaptıkları gün, balıklar meydana çıkarak akın akın onlara gelirdi, Cumartesi tatili yapmadıkları gün de gelmezlerdi. İşte böylece biz, yoldan çıkmalarından dolayı onları imtihan ediyorduk
Karşılaştırma için aktarılan geleneksel meâl. Müellifler bu meâli benimsemez; eleştirmek üzere nakleder. Kaynak notu: karşılaştırmalı meâller www.kuranmeali.com sitesinden alınmıştır.
İlk olarak en çok bilinen müelliflerimizin meallerinden örnekleri görelim.
Sonrasında denizin mukimi olan karyenin halini sor onlara! Hani Sebt’te aşırılık ediyorlardı. Onların sebt günler’inde aşağılarak aldatanları, şariler (kural koyucular) olarak geliyorlardı, Sebt yapmadıkları günlerde gelmiyorlardı. O kurallarla düzgün olanı bozdukları için onları, yıpratıcı bir imtihandan geçiriyorduk.
Ayrı ele alış: müelliflere göre bu âyet, Sebt'in ilk defa nasıl ve ne zaman ortaya çıktığını haber veren âyettir. Verdikleri mana tüm tefsir ve meallerdekinden farklıdır; bu yüzden manaya nasıl ulaşıldığı ayrıntısıyla ortaya konacaktır.
Bu ayet, Sebt’in ilk defa nasıl ve ne zaman ortaya çıktığını haber vermektedir. Ayete yukarıda verilen mananın, tüm tefsir ve meallerde verilen biri diğerinin kopyası manalardan çok farklı olduğu görülmektedir.
Sonrasında denizin mukimi olan karyenin halini sor onlara! Hani Sebt’te aşırılık ediyorlardı. Onların sebt günler’inde aşağılayıp aldatanları, şariler (kural koyucular) olarak geliyorlardı, Sebt yapmadıkları günlerde gelmiyorlardı. O kurallarla düzgün olanı bozdukları için onları, yıpratıcı bir imtihandan geçiriyorduk.
Müelliflerin kendi tercih ettikleri mana (ilerideki "yukarıda tercih ettiğimiz mana" ifadesiyle açıkça sahiplenilmiştir). Sebt kelimesi bu âyette 3 kez geçer. Âyet, geçtiği pasajın öncesiyle ve diğer sûrelerdeki Sebt âyetleriyle sıkı bağ içindedir.
Bu pasajda Sebt (Şabat) kelimesi sadece 7/163 ayette 3 kez geçer. Sebt kelimelerinin geçtiği bu ayetin bulunduğu tüm pasajın aktarılmasının sebebi, ayetin öncesiyle ve sonrasıyla olan sıkı bağının görülebilmesi içindir.
Onlara deniz kıyısındaki kenti sor; hani Sebt hakkında aşırılık ediyorlardı. Onların Sebt’inde balıklar sürülerle geliyor, diğer günlerde gelmiyorlardı. Yoldan çıktıkları için böylece onları, yıpratıcı bir imtihandan geçiriyorduk.
Bölümün merkezî âyeti. Müellifler âyetin lafzında avlanma, ağ atma, balık yakalama bulunmadığını; "Sebt hakkında aşırılık ediyorlardı" ifadesinden sonra bu aşırılığın ne olduğunu açıklayan tek kelime, hatta ihlâl edenlere atfedilebilecek tek bir fiil bile olmadığını vurguluyorlar. Kelimenin "cumartesi" diye değil "Sebt" diye bırakılması dikkat çekicidir.
Onlara deniz kıyısındaki kenti sor; hani Sebt hakkında aşırılık ediyorlardı. Onların Sebt’inde balıklar sürülerle geliyor, diğer günlerde gelmiyorlardı. Yoldan çıktıkları için böylece onları, yıpratıcı bir imtihandan geçiriyorduk.
Sonrasında denizin mukimi olan karyenin halini sor onlara! Hani Sebt'te aşırılık ediyorlardı. Onların sebt günler'inde aşağılayarak aldatanları, şariler (kural koyucular) olarak geliyorlardı, Sebt yapmadıkları günlerde gelmiyorlardı. O kurallarla düzgün olanı bozdukları için onları, yıpratıcı bir imtihandan geçiriyorduk.
Müelliflerin kendi dipnotlu çevirisi: "denizin mukimi" = Mısır medeniyetini oluşturanların denizdeki son hâli; "karye" = büyük uygarlık kurucuları; sebti icat edenler Mısır'daki İsrâiloğullarıdır; "hîtân" balıklar değil "aptallaştırarak, aşağılayarak aldatanlar"; "şurraan" kural koyucular; fâsık olabilmek için elde düzgün bir şeyin bulunup bozulması gerekir.
Yahudiler Allah'ın emretmediği Şabatlar uydurmakla kalmadılar, her şabat için uyulması zorunlu olan kurallarını da belirlediler. A'raf 7/163 ayeti tam da bunu anlatmaktadır.
Onlara, deniz kıyısında bulunan kent(halkın)’ın durumunu sor. Hani onlar Cumartesine saygısızlık edip haddi aşıyorlardı. Çünkü Cumartesi (tatil) yaptıkları gün, balıkları onlara akın akın gelirdi. Cumartesi (tatil) yapmadıkları gün balıkları gelmezlerdi. Biz onları yoldan ediyorduk.
Karşılaştırma için aktarılan geleneksel meâl; müellifler bunu eleştirmektedir. (Metnin son cümlesi PDF çıkarımında eksik görünmektedir.)
İlk olarak en çok bilinen müelliflerimizin meallerinden örnekleri görelim.
Onlara deniz kenarındaki topluluktan sor. Hani Cumartesi çalışma yasağını çiğniyorlardı. Cumartesiye uydukları gün balıkları onlara akın akın geliyordu; ancak Cumartesiyi uygulamadıkları gün onlara balık gelmiyordu. Yoldan çıktıkları için onları böyle sınıyorduk.
Karşılaştırma için aktarılan geleneksel meâl; müellifler bunu eleştirmektedir. (Metinde bu meâlin ortasına dipnot cümlesi karışmıştır.)
İlk olarak en çok bilinen müelliflerimizin meallerinden örnekleri görelim.
Beş Sebt âyetinden biri olarak anılır; bölümde müstakil olarak ele alınmaz.
Yahudilerin bu özel uygulamasını konu alan beş Kur'an ayetinde (2/65; 4/47-154; 7/163; 16/124) Yüce Allah Şabat kavramına karşılık olarak Sebt kelimesini uygun görmüştür.
Everything explained in the articles and videos published on this site is what the authors — primarily Ramazan Demir — understood from the Qur'an; it is never the Qur'an itself.