And she, in whose house he was, sought to seduce him. She closed the doors and said, "Come, you." He said, "[I seek] the refuge of Allāh. Indeed, he is my master, who has made good my residence. Indeed, wrongdoers will not succeed."
Words in the verse and their Arabic grammar. Click a word to open the detail.
O esnada, (Kadın) kapıları sıkıca kilitleyip “haydi anlatsana” diyerek onu (Yusuf’u) kendisi hakkında ısrarla sorguladığında, o (Yusuf), onun (kadının) evindeydi. (Yusuf da) Şüphesiz ki konumumu ihsan eden rabbim, kendisine sığınılan Allah’tır. Bundan dolayı o zalimler (kardeşler) asla başaramayacaklar” demişti.
O esnada, (Kadın) kapıları sıkıca kilitleyip “haydi anlatsana” diyerek onu (Yusuf'u) kendisi hakkında ısrarla sorguladığında, o (Yusuf), onun (kadının) evindeydi. (Yusuf da) Şüphesiz ki konumumu ihsan eden rabbim, kendisine sığınılan Allah'tır. Bundan dolayı o zalimler (kardeşler) asla başaramayacaklar” demişti.
O esnada, (Kadın) kapıları sıkıca kilitleyip "haydi anlatsana" diyerek onu (Yusuf'u) kendisi hakkında ısrarla sorguladığında, o (Yusuf), onun (kadının) evindeydi. (Yusuf da) Şüphesiz ki konumumu ihsan eden rabbim, kendisine sığınılan Allah'tır. Bundan dolayı o zalimler (kardeşler) asla başaramayacaklar" demişti.
O esnada, (Kadın) kapıları sıkıca kilitleyip "haydi anlatsana" diyerek onu (Yusuf'u) kendisi hakkında ısrarla sorguladığında, o (Yusuf), onun (kadının) evindeydi. (Yusuf da) Şüphesiz ki konumumu ihsan eden rabbim, kendisine sığınılan Allah'tır. Bundan dolayı o zalimler (kardeşler) asla başaramayacaklar" demişti.
O esnada, (Kadın) kapıları sıkıca kilitleyip 'haydi anlatsana' diyerek onu (Yusuf'u) kendisi hakkında ısrarla sorguladığında, o (Yusuf), onun (kadının) evindeydi. (Yusuf da) Şüphesiz ki konumumu ihsan eden rabbim, kendisine sığınılan Allah'tır. Bundan dolayı o zalimler (kardeşler) asla başaramayacaklar.
Evinde bulunduğu kadın (gönlünü ona kaptırıp) ondan arzuladığı şeyi elde etmek istedi ve kapıları kilitleyerek, “Haydi gelsene!” dedi. O ise, “Allah’a sığınırım, çünkü o (kocan) benim efendimdir, bana iyi baktı. Şüphesiz zalimler kurtuluşa eremezler” dedi
Evinde bulunduğu kadın (gönlünü ona kaptırıp) ondan arzuladığı şeyi elde etmek istedi ve kapıları kilitleyerek, "Haydi gelsene!" dedi. O ise, "Allah'a sığınırım, çünkü o (kocan) benim efendimdir, bana iyi baktı. Şüphesiz zalimler kurtuluşa eremezler" dedi
Diyanet İşleri Başkanlığı (DİB) mealitranslation quoted/assessed by the authorHadım Edilen Nebî — Yusuf 1güven 0.95
Evinde bulunduğu kadın (gönlünü ona kaptırıp) ondan arzuladığı şeyi elde etmek istedi
Bulunduğu evin kadını, ısrarla ondan yararlanmak istedi. Bütün kapıları kapadı. "Haydi, gel" dedi. Yusuf: "Allah'a sığınırım. O benim Rabbimdir. Benim mesvamı ihsan etti. Çünkü yanlış yapanlar umduklarına kavuşamazlar" dedi.
Abdulbaki Gölpınarlı, Abdullah Parlıyan, Ali Bulaç, TDV, Elmalılı, Hasan Basri Çantay, Hayrat Neşriyat, Kadri Çelik, Süleyman Ateş, Ümit Şimşek mealleritranslation quoted/assessed by the authorHadım Edilen Nebî — Yusuf 1güven 0.90
Evinde bulunduğu kadın ondan murad almak istedi.
Abdulbaki Gölpınarlı, Abdullah Parlıyan, Ali Bulaç, TDV, Elmalılı, Hasan Basri Çantay, Hayrat Neşriyat, Kadri Çelik, Süleyman Ateş, Ümit Şimşek mealleritranslation quoted/assessed by the authorHadım Edilen Nebî — Yusuf 1güven 0.90
Derken, evinde bulunduğu kadın arzusunu onunla tatmin etmek için onu baştan çıkarmak istedi.
kadın onu arzulamıştı, eğer rabbinin burhanını görmeseydi O da onu arzulamıştı
meal ve tefsir müellifleri (geleneksel/yaygın okuma)translation quoted/assessed by the authorHadım Edilen Nebî — Yusuf 2güven 0.85
Bulunduğu evin kadını, ısrarla ondan yararlanmak istedi. Bütün kapıları kapadı. "Haydi, gel" dedi. Yusuf: "Allah'a sığınırım. O benim Rabbimdir. Bana iyi bir makam verdi. Çünkü yanlış yapanlar umduklarına kavuşamazlar" dedi.
Evinde bulunduğu kadın (gönlünü ona kaptırıp) ondan arzuladığı şeyi elde etmek istedi ve kapıları kilitleyerek, “Haydi gelsene!” dedi. O ise, “Allah’a sığınırım, çünkü o (kocan) benim efendimdir, bana iyi baktı. Şüphesiz zalimler kurtuluşa eremezler” dedi
Bölümün açılışında, tahlilden önce verilen ve metinde "(DİB meali)" diye açıkça etiketlenen meal. Bölümün tamamı bu mealin eleştirisidir: müellife göre "(gönlünü ona kaptırıp) ondan arzuladığı şeyi elde etmek istedi" ifadesinin tamamı tek bir kelimeden (râvedethu) üretilmiştir.
Evinde bulunduğu kadın (gönlünü ona kaptırıp) ondan arzuladığı şeyi elde etmek istedi ve kapıları kilitleyerek, “Haydi gelsene!” dedi. O ise, “Allah’a sığınırım, çünkü o (kocan) benim efendimdir, bana iyi baktı. Şüphesiz zalimler kurtuluşa eremezler” dedi (DİB meali)
O esnada… O (Yusuf), onun evindeyken (kadın) kendisi hakkında onu ısrarla sorguladı...
Bölüm sonunda, tahlilin sonucu olarak "cümlenin Türkçedeki ifadesi aşağıdaki gibi olmalıdır" cümlesiyle açıkça sahiplenilen karşılık. Sondaki üç nokta, ism-i mevsulün açık bıraktığı "o (sorgulama) ki…" boşluğunu temsil eder.
Buraya kadar denilenleri daha önce ele aldığımız ayetlerde söylediklerimizle beraber toparlayacak olursak; ele aldığımız 23. ayetin ilk cümlesi içeriği sonradan bildirilecek bir sorgulamayla başlamaktadır ve cümlenin Türkçedeki ifadesi aşağıdaki gibi olmalıdır.
“O esnada… O (Yusuf), onun evindeyken (kadın) kendisi hakkında onu ısrarla sorguladı...”
O esnada O (Yusuf) onun evindeyken, (kadın) nefsi hakkında ısrarla onu sorguladı.
Bölümün sonunda, tahlilin neticesi olarak verilen müellif karşılığı; "anlamının şu şekilde olması gerekmektedir" ifadesiyle açıkça sahiplenilmiştir. Yalnız 23. âyetin ilk cümlesini kapsar. DİB mealindeki "gönlünü ona kaptırıp ondan arzuladığı şeyi elde etmek istedi" yerine "nefsi hakkında ısrarla onu sorguladı" konulmuştur.
Bu açıklamalardan sonra incelediğimiz kelimenin geçtiği 23. ayetin ilk cümlesinin anlamının şu şekilde olması gerekmektedir.
ِوَرَاوَدَتْهُ الَّتِي هُوَ فِي بَيْتِهَا عَنْ نَفْسِه
O esnada O (Yusuf) onun evindeyken, (kadın) nefsi hakkında ısrarla onu sorguladı.
O esnada, (Kadın) kapıları sıkıca kilitleyip “haydi anlatsana” diyerek onu (Yusuf’u) kendisi hakkında ısrarla sorguladığında, o (Yusuf), onun (kadının) evindeydi. (Yusuf da) Şüphesiz ki konumumu ihsan eden rabbim, kendisine sığınılan Allah’tır. Bundan dolayı o zalimler (kardeşler) asla başaramayacaklar” demişti.
Sahnenin cinsel içeriği tamamen kaldırılmıştır: “râvedethü an nefsih” ayartma değil “kendisi hakkında ısrarla sorgulamak”, “heyte lek” ise “haydi anlatsana”dır. “ez-zâlimûn” da kadına değil kardeşlere hamledilmiştir.
(12/23) O esnada, (Kadın) kapıları sıkıca kilitleyip “haydi anlatsana” diyerek onu (Yusuf’u) kendisi hakkında ısrarla sorguladığında, o (Yusuf), onun (kadının) evindeydi. (Yusuf da) Şüphesiz ki konumumu ihsan eden rabbim, kendisine sığınılan Allah’tır. Bundan dolayı o zalimler (kardeşler) asla başaramayacaklar” demişti.
İsmi mevsûl (elletî) - sıla cümlesi tahlili: âyette beklenen sıla cümlesi bulunmadığı için 12/23 başka bir âyete bağlanmak zorundadır; müellif bunu meâline 'O esnada…' diye yansıtmıştır.
Bu mealde ilk cümleyi “O esnada…” şeklinde belirtmemizin sebebi ayette geçen الَّتِي elleti ismi mevsulünden dolayıdır. Çünkü Arapçadaki ismi mevsullerin ana görevi iki cümle arasında bağ kurmaktır. Yine ismi mevsullerin iki cümle arasında bağ kurdukları kendilerinden sonra gelen ve “sıla cümlesi” denilen cümleden anlaşılmaktadır. İsmi mevsullerin müennes olması durumunda kendilerinden sonra gelen cümlenin de müennes olması gerekmektedir. Ayete bakıldığında الَّتِي elleti ismi mevsulünden sonra, olması gereken sıla cümlesinin olmadığı görülecektir. Bu yüzden 23. ayetin hangi ayete bağlandığı bir soru işareti olarak kalmış ve bizde bunu “O esnada…” şeklinde meale yansıtmıştık.
O esnada, (Kadın) kapıları sıkıca kilitleyip “haydi anlatsana” diyerek onu (Yusuf'u) kendisi hakkında ısrarla sorguladığında, o (Yusuf), onun (kadının) evindeydi. (Yusuf da) Şüphesiz ki konumumu ihsan eden rabbim, kendisine sığınılan Allah'tır. Bundan dolayı o zalimler (kardeşler) asla başaramayacaklar” demişti.
Müellifin cilt 1'de tercih ettiği ve burada hatırlattığı kendi meâli; 'şu meali uygun görmüştük' ifadesiyle açıkça sahiplenilmiştir. Râvedethu 'ısrarla sorguladı', heyte leke 'haydi anlatsana' okunmuştur.
Hatırlanacağı üzere 23. ayeti işlerken özellikle ayette geçen الَّتِي elleti ismi mevsulünden dolayı ayetin öncesi olması gerektiğini söylemiş ve şu meali uygun görmüştük.
Aynı âyetin "ebvâb / ğallekat" yönünden ele alınışı: kapılar gerçek kapılardır (karîne: kilitleme fiili), ama kilitleme sebebi âyette yoktur; cevap kıssanın devamındadır.
Ayette geçen "kapılar" kelimesinin bilinen manada açılıp kapanan kapılar olduğu hemen öncesinde gelen "kilitledi" fiilinden anlaşılmaktadır. Yani bilinen manadaki kapıları kadın kilitlemiş ve Yusuf da bunu görmüştür. Kadının kapıları neden kilitlediği sorusunun cevabı ayetin içinde bulunmamaktadır. Bu sorunun cevabının kıssanın ilerleyen bölümlerde geleceğini göstermektedir.
Âyetin olay örgüsü yönünden ele alınışı: sahne bir zina girişimi değil, ısrarlı bir sorgulamadır; âyette zina girişimine dair en ufak delil yoktur.
Bilinen Yusuf kıssasının aksine ayette kadın ve Yusuf arasında geçen olayların kadının Yusuf ile zina girişimi olduğunu belirtecek en ufak bir delil yoktur. Yaşanan olay tam olarak ısrarlı bir sorgulamadır. Bu sorgulama kadının evinde olmaktadır ve kadının evinde üç veya daha fazla kapı vardır.
Âyetin kadın figürü yönünden ele alınışı: kadın hakkında evli olduğuna dair bile bilgi yoktur; "Azîz'in karısı" demek Allah'ın söylemediğini söylemektir.
Tıpkı 21. ayette olduğu gibi bu ayette de bir kadından bahsedilmekte ama kadın hakkında tanıtıcı hiçbir bilgi verilmemektedir... Çünkü ayette bahsedilen kadının birisinin karısı olduğuna dair hiçbir bilgi bulunmadığı gibi evli olduğuna dair bile herhangi bir bilgi bulunmamaktadır. Hatta olaylardaki kişinin kadın olduğu kullanılan zamir ve fiillerin müennes (dişil) olmasından anlaşılmaktadır.
Müellif, 12/23 ve 12/24'ün birlikte bir zina sahnesi olarak okunmasını ve buna Yûsuf'u soyup kadının bacakları arasına oturtan rivayetlerin delil getirilmesini reddeder. Bölümün açılış tespiti.
Buraya kadar yaptığımız alıntılarda müfessirlerimizin iki ayette (Yusuf 12/23-24) anlatılan olayların, özellikle 24. ayette lekad hemmet bihi ve hemme biha şeklinde geçen cümleden yola çıkarak, Yusuf'un neredeyse zina yapmak üzere olduğu sonucuna vardıklarını aktarmıştık. (Haşa) Yusuf'a elbiselerini soydurup, kadının bacakları arasına oturtan rivayetleri buna delil olarak getirdiklerini göstermiştik.
O esnada, (Kadın) kapıları sıkıca kilitleyip "haydi anlatsana" diyerek onu (Yusuf'u) kendisi hakkında ısrarla sorguladığında, o (Yusuf), onun (kadının) evindeydi. (Yusuf da) Şüphesiz ki konumumu ihsan eden rabbim, kendisine sığınılan Allah'tır. Bundan dolayı o zalimler (kardeşler) asla başaramayacaklar" demişti.
Bölüm sonunda, tahlilin sonucu olarak verilen ve müellifin açıkça sahiplendiği ("daha isabetli olduğunu öngördüğümüz meal") Yusuf 12/23 meâli. Bölüm başındaki DİB meâlinden farkları: zina/davet teması yerine ısrarlı sorgulama, "haydi gelsene" yerine "haydi anlatsana", "Allah'a sığınırım" yerine "kendisine sığınılan Allah'tır", "efendim" yerine "rabbim (Allah)", genel "zalimler" yerine belirli "o zalimler (kardeşler)".
Buraya kadar yaptığımız açıklamalardan sonra 23.ayete daha isabetli olduğunu öngördüğümüz meali vererek bir sonraki ayete geçebiliriz.
O esnada, (Kadın) kapıları sıkıca kilitleyip "haydi anlatsana" diyerek onu (Yusuf'u) kendisi hakkında ısrarla sorguladığında, o (Yusuf), onun (kadının) evindeydi. (Yusuf da) Şüphesiz ki konumumu ihsan eden rabbim, kendisine sığınılan Allah'tır. Bundan dolayı o zalimler (kardeşler) asla başaramayacaklar" demişti.
Aynı âyetin ikinci kez, "Rabbim" kelimesi yönüyle ele alınışı. Müellif, "Rabbim" ile kadının kocasının kastedildiği görüşünü "oldukça banal" bulup irdelemeden reddeder; Yusuf'un Allah'tan başkasına hangi manada olursa olsun "Rabbim" demesinin mümkün olmadığını, bunu düşünmenin bile ona iftira olacağını söyler.
Bu ayette Yusuf'a ait (…) "çünkü konumumu bana bahşeden rabbim odur" cümlesinde kullandığı "Rabbim" kelimesi etrafında bir hayli tartışmalar olmuştur. Birçok meal ve tefsir uleması, Yusuf'un bu kelimeyi kendisini pazardan satın alan ve o an karşısında bulunan kadının kocası için sarf ettiğini söylemişlerdir.
"Ve ğallekati'l-ebvâb" ifadesi ne meallerce ne tefsirlerce önemsenmiş, süs kelime sayılmıştır. Müellife göre bu ifade üç veya daha fazla kapının kadın tarafından açılmasını zorlaştıracak şekilde kilitlendiğini bildirir; mekânın kadının evi olduğunu ve en az üç kapılı olduğunu belirler. Bu ayrıntı kıssanın yanlış yönde gelişmesinin önüne geçer.
Ayette geçen ve genelde ne mealler tarafından ne de tefsirler tarafından önemsenmeyen ve belki de olayın etrafında süs kelimeler olarak görülen (…) "o kapıları kilitledi" ifadesi üzerinde durmak, olayın ilerleyen bölümlerini daha iyi anlamamızı sağlayacaktır.
Evinde bulunduğu kadın (gönlünü ona kaptırıp) ondan arzuladığı şeyi elde etmek istedi ve kapıları kilitleyerek, "Haydi gelsene!" dedi. O ise, "Allah'a sığınırım, çünkü o (kocan) benim efendimdir, bana iyi baktı. Şüphesiz zalimler kurtuluşa eremezler" dedi
Bölüm başında, incelemeden önce verilen ve metinde açıkça "(DİB meali)" diye etiketlenen meal. Müellifin eleştirdiği meal budur.
Evinde bulunduğu kadın (gönlünü ona kaptırıp) ondan arzuladığı şeyi elde etmek istedi ve kapıları kilitleyerek, "Haydi gelsene!" dedi. O ise, "Allah'a sığınırım, çünkü o (kocan) benim efendimdir, bana iyi baktı. Şüphesiz zalimler kurtuluşa eremezler" dedi (DİB meali)
O esnada… O (Yusuf), onun evindeyken kendisi hakkında (kadın) onu ısrarla sorguladı...
Bölüm sonunda, tahlilin sonucu olarak ve "daha isabetli olduğunu öngördüğümüz anlam" ifadesiyle açıkça sahiplenilen karşılık. 33. bölümün sonundaki karşılıkla aynıdır, yalnız "kendisi hakkında" ibaresinin yeri değişmiştir. Bu bölümdeki katkı: "an nefsihî" = "kendisi hakkında", yani Yusuf'un bütün kişiliği hakkında.
Bu açıklamalar ışığında ele aldığımız cümleye daha isabetli olduğunu öngördüğümüz anlamı vererek ayetin devam cümlelerini anlamaya çalışalım.
“O esnada… O (Yusuf), onun evindeyken kendisi hakkında (kadın) onu ısrarla sorguladı...”
Müellifin cinsel tema okumasına karşı iki gerekçesi: (1) metinde (öncesinde ve sonrasında) böyle bir delil yoktur; (2) kadının istemeyen bir erkekle zorla zina yapması fizikî olarak mümkün değildir — zorlamakla, kapıları kapamakla, gömlek yırtmakla değil ancak erkeğin şehvetinin kabartılmasıyla olabilir. Müellif geleneğin bu okumasını "Kur'an'a, akla, fiziğe, anatomiye, tıbba ve vicdana ters" bulur.
İşte tüm bunlar bu cümlede herhangi bir cinsel temanın olmadığını, olayın sanıldığından çok farklı olduğunu göstermektedir. Cümlenin içinden ve hatta sonrasında gelen kelimelerden bu kadının Yusuf’a karşı cinsel bir arzu duyduğu, Yusuf’un da bu arzuya karşılık verdiği anlamını çıkaracak en ufak bir delil yoktur. Hepsinden öte bir kadının bir erkekle, erkek istemediği halde zina yapabilmesi fiziki olarak mümkün değildir.
Müellifin "an nefsihî" tahlilinin sonucu: âyetteki nefs, Yusuf'un ahlakı, kişiliği, inancı, anlayışı ve düşünce yapısı — kısacası her şeyi — demektir. Dolayısıyla kadının ısrarla sorguladığı şey Yusuf'un kendisi/kişiliğidir, cinsel bir talep değildir.
Meallerin ِنَفْسِه ْعَن بَيْتِهَا فِي َهُو الَّتِي ُوَرَاوَدَتْه cümlesini çoğunlukla “evinde bulunduğu kadın onun nefsinden murad almak istedi” çevirisindeki “nefsinden murat almak” ifadesinin ne anlama geldiği belli değildir. Ne anlama geldiği belli olmayan bu çeviri hep “kadın onunla zina yapmak istedi” anlamı kast edilerek çevrilmiştir. Bu şekilde çeviri hep “nefs” kelimesine yüklenen olumsuz anlamların sonucudur. Oysa ayette nefs kelimesi Yusuf’un ahlakı, kişiliği, inancı, anlayışı, düşünce yapısı kısacası her şeyini kast etmektedir.
Müellifin "şehvet duydu" karşılığına iki sarf/siyak itirazı: (1) fiilin bâbı işteşlik gerektirdiği için bu mana Yusuf'u da fiile ortak eder; (2) âyetin devamındaki "kapıları kilitledi" ifadesi fiilde zorlama işareti olduğu için karşılıklı arzu manası verilemez.
ayette geçen ُوَرَاوَدَتْه kelimesine “kadın ona şehvet duydu” manası verdiğimizde fiilin geldiği bab gereği Yusuf’un da aynı fiile ortak olması yani işdeş olması gerekmektedir ki (haşa) bu Yusuf da kadının şehvetine ortak oldu, karşılık verdi anlamına gelmektedir. Kaldı ki ayetin devamında gelen “kapıları kilitledi” şeklindeki ifadeden fiilde bir zorlama işareti olduğu için asla bu anlamın verilemeyeceğini de belirtmiştik.
İkinci nahvî delil: "beytihâ"daki muttasıl هَا zamiri marifedir ve "daha önce bahsi geçmiş o kadının evi" demektir. Oysa âyetin öncesinde tanınan bilinen bir isim, hatta kadının kadın olduğunu belirten bir kelime bile yoktur. Müellif bunu, olayın bir öncesi bulunduğunun ve bunun sonradan anlatılacağının delili sayar.
Bu ayetlerde anlatılan olayların öncesi olduğunun bir başka delili ise بَيْتِهَا beytiha kelimesine birleşmiş olan هَا ha zamiridir. (…) İşte bu durum ayette anlatılan olayın bir öncesinin olduğunu ve bunun sonradan bize anlatılacağını göstermektedir (Zamirlerin bu kullanımıyla ilgili 25. ayette daha detaylı bilgi verilecektir).
Âyetin ilk cümlesinin nahvî problemi: الَّتِي ism-i mevsulünden sonra sıla cümlesi ve âid zamir yoktur; müennes ism-i mevsulden sonra müzekker هُوَ gelmiştir. Bu yüzden ism-i mevsul boşa çıkmakta, neyi neye bağladığı bilinemediği için sonraki cümle de anlaşılamamaktadır. İbn Âşûr da bu cümleyi Kur'an'ın anlam vermekte zorlanılan bir cümlesi olarak nitelemiştir.
Yukarıdaki ayetin Arapça metnine bakıldığında cümle içinde (الَّتِي) elleti ism-i mevsul’un (ilgi zamirinin) olduğu görülecektir. İşte cümledeki sorun bu ismi mevsulden sonra gelen cümlededir. (…) Bu cümlede daha önce bilgi verdiğimiz ism-i mevsullerin kurallarından hiçbiri bulunmamaktadır.
Yusuf 12/23'teki râvedethu, Kamer 54/37'deki gibi "sorguya çekmek, bilgi edinmek için ısrarcı olmak" anlamındadır; çünkü "kapıları kilitledi" ibaresi zorlamayı gösterir ve zorlama bulunan yerde kelime ayartma anlamına gelemez.
Bu kelimenin incelediğimiz Yusuf 23. ayetindeki kullanımı da bu anlama gelmektedir. Çünkü hemen ilk cümlenin devamında “kapıları kilitledi” şeklinde gelen ibareden bir zorlamanın olduğu anlaşılmaktadır.
Evinde bulunduğu kadın (gönlünü ona kaptırıp) ondan arzuladığı şeyi elde etmek istedi
Âyetin yalnız ilk cümlesinin DİB meali; "(DİB meali)" etiketiyle verilmiştir. Müellif neredeyse tüm meallerin bu çeviriye yakın olduğunu, oysa bütün bu anlamın tek bir kelimeden (râvedethu) çıkarıldığını belirtir.
Evinde bulunduğu kadın (gönlünü ona kaptırıp) ondan arzuladığı şeyi elde etmek istedi (DİB meali); Anlamaya çalıştığımız ayetin ilk cümlesi neredeyse tüm mealler tarafından bu meale yakın şekilde çevrilmiştir.
23 ve 24. âyetlerde kadına dair hiçbir tanıtıcı özellik yoktur; Yusuf ise yalnız "hüve" zamiriyle belirtilmiştir. Bu yüzden kadının Aziz'in karısı olduğunu söylemek âyetin verisine dayanmaz.
Yüce Allah bu iki ayette hiçbir tanıtıcı özellik vermeden bir kadının ve sadece “o” (hüve) zamiri ile belirttiği Yusuf arasında geçen bir olaydan haber vermektedir.
Bulunduğu evin kadını, ısrarla ondan yararlanmak istedi. Bütün kapıları kapadı. "Haydi, gel" dedi. Yusuf: "Allah'a sığınırım. O benim Rabbimdir. Benim mesvamı ihsan etti. Çünkü yanlış yapanlar umduklarına kavuşamazlar" dedi.
Mesvâ kelimesinin Yusuf sûresinde olumlu anlamda ikinci kez geçtiği âyet; metinde "(DİB meali)" diye etiketli. Müellif bu bölümde âyetin tamamını değil yalnız "innehû rabbî ahsene mesvâye" cümlesini ele alacağını, âyeti ilerleyen bölümlerde inceleyeceğini belirtir.
Bulunduğu evin kadını, ısrarla ondan yararlanmak istedi. Bütün kapıları kapadı. "Haydi, gel" dedi. Yusuf: "Allah'a sığınırım. O benim Rabbimdir. Benim mesvamı ihsan etti. Çünkü yanlış yapanlar umduklarına kavuşamazlar" dedi (DİB meali).
O (Yusuf), onun evindeyken (kadın) kendisi hakkında onu ısrarla sorguladı, o (sorgulama) ki…
Müellifin "cümleyi tam olarak Türkçeye çevirecek olursak" diyerek açıkça sahiplendiği karşılık. Buradaki fark, ism-i mevsulün de çeviriye yansıtılmasıdır: cümle "o (sorgulama) ki…" ile açık bırakılır, çünkü sorgulamanın içeriği kıssanın başka bir yerinde bildirilecektir.
Cümleyi tam olarak Türkçeye çevirecek olursak ِنَفْسِه ْعَن بَيْتِهَا فِي َهُو الَّتِي ُوَرَاوَدَتْه “O (Yusuf), onun evindeyken (kadın) kendisi hakkında onu ısrarla sorguladı, o (sorgulama) ki… “ şeklinde olmak durumundadır. Yani cümlenin sonunda “o (sorgulama ki…” şeklinde belirttiğimiz noktalama işaretleri, bu cümlenin kıssanın başka bir yeriyle bağı kurulmadan anlaşılamayacağını göstermektedir.
O esnada O (Yusuf) onun evindeyken, (kadın) nefsi hakkında ısrarla onu sorguladı.
Bölümün açılışında verilen karşılık. Konum bölüm başı olmakla birlikte müellif hemen ardından "Bu şekilde anlam verdiğimiz bu cümlede" diyerek meâli açıkça sahiplenmektedir; ayrıca bu, önceki bölümde (Soruşturma) yapılan tahlilin sonucu olarak taşınan karşılıktır — eleştirilen bir meâl değildir.
O esnada O (Yusuf) onun evindeyken, (kadın) nefsi hakkında ısrarla onu sorguladı.
Bu şekilde anlam verdiğimiz bu cümlede üzerinde durulması gereken çok önemli bir hususun daha anlaşılması gerekmektedir.
Kelimeye meal ve tefsirlerin verdiği "şehvet/arzu duymak" manası, bulunduğu bâbın işteşlik özelliğiyle birleşince zorunlu olarak karşılıklı meyil anlamına varır. Tefsirler de zaten bunu söylemiştir; müellif bu sonucun kabul edilemezliğinden hareketle mananın yanlış olduğunu savunur.
ortaya çıkan anlam kadın ve “Yusuf karşılıklı olarak birbirlerinden murat almak istedi” ya da “kadın Yusuf’u ayartmaya çalıştı, Yusuf da bu ayartmaya olumlu karşılık verdi” şekline gelecektir.
Aslında tefsirlerimiz ve meallerimiz zaten olayın tam da bu şekilde geliştiğini yani kadının Yusuf’a, Yusuf’un da kadına meyli olduğunu söylemişlerdir.
Geleneksel kıssa özetinin ikinci maddesi (12/23): kapıların kilitlenmesi ve zinaya davet. Müellif bu kurguyu reddeder ve kitabın önceki bölümlerinde kelime tahliliyle çürütmüştür.
Fakat kocasının evlat edinmeyi düşündüğü çocuğa büyüdüğünde âşık olan, aşık olmayla kalmayıp onunla zina etmek için can atan, evin kapılarını kilitleyip zinaya davet eden, Allah’ın burhanını görmese Yusuf’un da ona meylettiği kadın yine Aziz’in karısıdır (Yusuf 23, 24).
Müellifin delili: 12/32'de kadının kullandığı 'feste'seme' kelimesi, 12/23'e verilen 'Yûsuf da onu arzuladı' manasını imkânsız kılar; olayda cinsî bir saldırı yoktur.
Ele aldığımız … fes’te’seme kelimesi aynı zamanda 23. ayete meal ve tefsir müelliflerinin yukarıdaki gibi verdikleri mananın mümkün olamayacağını göstermektedir.
Müellifin kendi yeniden inşası ve kronolojik yer değişimi: 23. âyet olayı 25-29'dan sonra yaşanmıştır. Kapıların kilitlenmesi zina için değil, rahatsız edilmeden konuşabilmek içindir; kadının emri Yûsuf'un geçmişini anlatmasıdır.
23. Ayet: Aziz (yönetici) kadın yaşanan bu olay üzerine danışmanı olan Yusuf’u evine götürmüş, kimsenin kendilerini rahatsız etmemesi için kapıları kilitleyerek her şeyi anlatmasını emretmiştir. Yusuf Mısır’a gelmeden önceki hayatıyla ilgili başından geçen her şeyi kadına anlatmış ve kardeşlerinin asla amacına ulaşamayacaklarını söylemiştir.
Geleneksel anlatımın özeti; müellifin reddettiği kurgu.
23. ayet; Yusuf’a göz koyan Aziz’in karısı, onunla zina yapmak için evin kapılarını sıkı sıkıya kapatır ve Yusuf’a haydi gel diyerek zinaya hazır olduğunu bildirir.
Müellife göre 12/23'te Yûsuf'un kurduğu üç cümle, kardeşleriyle yaşadıklarının özetidir; kadın bunları ilk kez duyduğu için üzülmüştür.
23. ayette Yusuf'un kurduğu 3 cümle onun kardeşleri ile arasında yaşadığı olayların özeti mahiyetindedir. Yani Yusuf hayatının Mısır'a gelmeden önceki bölümünü anlatmıştır. Yusuf'un kurduğu cümleler üzerine kadının buna çok üzülmesi o olayları ilk defa duyduğunu göstermektedir.
Zamir merciî tahlili: beytihâ'daki hâ zamirinin marife merciî 12/23'te ve öncesinde yoktur; mercî 12/30'da (Aziz kadın) belirir. Böylece 12/23'te Yûsuf'u sorgulayan kadının kimliği tespit edilir.
Hatırlanacağı üzere 23. ayeti işlerken sorgulayan kadın hakkında بَيْتِهَا beytiha kelimesinde هَا ha zamirinin kullanıldığını ve bu zamirin marife bir ismi göstermesi gerektiğini ama ayette ve ayetten önce herhangi marife bir ismin geçmediğini, dolayısıyla 23. ayette geçen kadının kimliği ile ilgili açıklamamın sonradan gelmesi gerektiğini de belirtmiştik. İşte 30. Ayetten, 23. ayette Yusuf'u sorguya çeken kadının Aziz kadın olduğunu öğrenmekteyiz.
Müellif 12/23'teki olayın kimliği tanıtılmayan bir kadının evinde geçtiğini, orada üç veya daha fazla kapı bulunup kilitlendiğini hatırlatır ve bunu 12/25'in ayrı bir olay olduğunun delili sayar. Ayrıca 23-24. âyetlerdeki kadın için "kadın" kelimesinin bile kullanılmadığını, cinsiyetin yalnız müennes fiil ve zamirlerden anlaşıldığını söyler.
Önceki ayetlerdeki olaylar anlatılmadan önce Yüce Allah bize, sadece mekânı tanıtmakla kalmamış, aynı zamanda mekânda üç veya daha fazla kapı olduğunu ve bu kapıların kadın tarafından kilitlendiğini bildirmişti.
Müellife göre 12/23'teki Yûsuf'un cevabı, kendisi hakkındaki her şeyi -hadımlığı dâhil- anlatmasıdır; bu, 12/24'teki "kadının çok üzülmesi" karşılığının zeminidir.
Yusuf kadının kendisini sorgulamasına kendisi hakkında bilinmesi gereken her şeyi hatta hadım olduğunu bile anlatarak karşılık vermiştir.
Aynı âyetin nahiv yönünden ele alınışı: "elletî" ism-i mevsûlünün sıla cümlesiz ve âid zamirsiz gelişi, olayın bir öncesi olduğuna ve kadının tanıtımının sonraya bırakıldığına delildir.
Zaten ayette müfred, müennes olarak gelen ism-i mevsulünün, kendisinden sonra gelmesi gereken sıla cümlesinin olmaması ve aid zamirinin bulunmaması, anlatılan olayın kıssanın başka bir yeriyle bir bağının olduğunu yani bu olayın öncesi olduğunu göstermektedir. İsm-i mevsulün bu durumda olması aynı zamanda bahse konu olan kadının tanıtımının da daha sonradan yapılacağını göstermektedir.
O esnada, (Kadın) kapıları sıkıca kilitleyip "haydi anlatsana" diyerek onu (Yusuf'u) kendisi hakkında ısrarla sorguladığında, o (Yusuf), onun (kadının) evindeydi. (Yusuf da) Şüphesiz ki konumumu ihsan eden rabbim, kendisine sığınılan Allah'tır. Bundan dolayı o zalimler (kardeşler) asla başaramayacaklar" demişti.
Bölüm sonunda Arapçasıyla verilen müellif meâli. "Râvedethu an nefsihî" = kendisi hakkında ısrarla sorgulama, "heyte lek" = haydi anlatsana, "ez-zâlimûn" = kardeşler; hepsi müellifin geleneksel okumadan ayrıldığı tercihlerdir.
O esnada, (Kadın) kapıları sıkıca kilitleyip "haydi anlatsana" diyerek onu (Yusuf'u) kendisi hakkında ısrarla sorguladığında, o (Yusuf), onun (kadının) evindeydi. (Yusuf da) Şüphesiz ki konumumu ihsan eden rabbim, kendisine sığınılan Allah'tır. Bundan dolayı o zalimler (kardeşler) asla başaramayacaklar" demişti.
Bir önceki âyetteki (Yusuf 12/23) "kapıları kilitledi" ifadesi, kadının niyet aşamasını geçtiğinin delili olarak kullanılıyor; bu da 12/24'teki "hemmet"e "arzu duydu" anlamı verilemeyeceğini gösterir.
Tüm bunlardan sonra Yusuf suresindeki ayete dönecek olursak. Kadın her türlü hazırlığı yapmış, kapıları kilitlemiştir. Bu durumda kadın niyet halinde değil, isteğini gerçekleştirme halindedir.
"İnnehû lâ yuflihu'z-zâlimûn" için müellifin karşılığı. ال takısı zalimlerin bilinen kişiler olmasını gerektirir; kıssada zalim diye nitelenebilecek tek grup kardeşlerdir. DİB'in "zalimler kurtuluşa eremezler" genellemesi yerine belirli bir gruba işaret edilir.
"O zalimler (kardeşler) asla başaramayacaklar." Bu cümlede geçen (…) ezalimune kelimesinin başında harf-i tarif yani ال takısı olması, bahse konu olan zalimlerin bilinir olmasını gerekli kılmaktadır.
Müellifin "kâle meâzallah" için tercih ettiği karşılık: isim olduğu için "sığınırım" değil "Allah tek sığınaktır". Sözün muhatabı karşısındaki kadın değil, Yusuf'un daha önce yaşadıklarıdır.
Bu durumda Yusuf kadının "haydi anlat" demesine karşılık "Allah tek sığınaktır" demiş olmaktadır. Aslında Yusuf'un kadının "haydi anlatsana" dedikten sonra kurduğu cümlelere baktığımızda daha önce yaşadıklarının bir özetini yapmış olduğunu görürüz.
Müellifin eleştirdiği yaygın çeviri. İsim olan "meâz" fiil gibi çevrilmiştir; müellife göre bu, Allah'ın isim olarak vahyettiği kelimeyi fiile çevirmektir.
Kale maazallah; "Allah'a sığınırım" dedi. (Yusuf 23)
Müellifin "heyte leke" için açıkça sahiplendiği karşılık ("olması daha isabetli olmaktadır"). Gerekçesi: "râvedethu" ısrarla soruşturmak anlamındadır ve işteş vezindedir; ibareden sonra konuşanın Yusuf olması bu anlamı doğrular.
Ayetin başında geçen (…) veravedethu kelimesinin anlamının "ısrarla soruşturmak" anlamına gelmesi ve Yusuf'un da aynı fiile işdeş olmasından dolayı (…) heyteleke ifadesinin anlamının, bir şeye teşvik etme anlamından yola çıkarak "haydi anlatsana" şeklinde olması daha isabetli olmaktadır. Bu ibareden sonra Yusuf'un konuşmuş olması ve konuşurken kullandığı kelimelerin onun yaşadıkları ile alakalı olması bu anlamın daha doğru olduğunu göstermektedir.
Yûsuf'un, evinde kaldığı kadın, onun nefsinden gönlünü tatmin etmek istedi.
Müellifin "Sadece bir meal ayetteki ibareyi çevirmemiş, 'onun nefsinden' şeklinde kullanmıştır" dediği meâl budur — on iki meâl içinde "nefs" kelimesini muhafaza eden tek çeviri.
Yûsuf’un, evinde kaldığı kadın, onun nefsinden gönlünü tatmin etmek istedi.669
Bir önceki bölümden tekrarlanan on iki meâl listesinin ilki; burada odak "an nefsihî" ibaresinin nasıl çevrildiğidir. Bu meâlde ibare "ondan" ile karşılanmıştır. Müellife göre "nefsinden murat almak" ifadesinin ne anlama geldiği belli değildir ve râvede kelimesinin "murat almak" gibi bir manası yoktur.
•. Evinde bulunduğu kadın ondan murad almak istedi.658
Müellifin cümlenin ilk iki kelimesi için yaptığı birebir okuma. Normalde "o kimse ki…" dendikten sonra sorgulayan kadının tanıtılmaya başlanması gerekirdi; fakat âyette kadının kimliğini açığa çıkaracak tek bir kelime gelmemiştir.
İşte anlamaya çalıştığımız cümlenin başındaki ُوَرَاوَدَتْه ravadethu “(kadın) onu sorguladı” kelimesinden sonra gelen الَّتِي elleti ilgi zamiri normal olarak sorgulamayı yapan bu kadının tanıtılması içindir ve önceki fiil ile ilgi zamiri birlikte okunduğunda الَّتِي ُوَرَاوَدَتْه “(kadın) onu sorguladı, o kimse ki…” şeklindedir.
Müellifin eleştirmek/karşılaştırmak için sıraladığı on iki meâlden biri. Bu karşılık on ayrı meâlin ortak ifadesi olarak tek dipnotta toplanmıştır. Müellifin itirazı: bu çeviri âyetteki الَّتِي ilgi zamirini hiç yansıtmamakta ve cümleyi cinsel bir temaya oturtmaktadır.
Evinde bulunduğu kadın ondan murad almak istedi.646
Müellifin "ve râvedethu" ibaresi için gösterdiği dil imkânı: cinsel içerik yükleyen karşılıklar zorunlu değildir, aynı ibare "onu (herhangi) bir şeye ikna etmeye çalıştı" anlamına da gelir. meal_metni âyetin tamamının değil, bu tek ibarenin karşılığıdır.
Cümlenin “onu ayartmaya çalıştı” şeklinde kullanımı mümkündür. Fakat bu kullanımın bile cinsel içerik taşıması için, ifadenin öncesinde ya da sonrasında destekleyici kelimeler olması, kast edilen şeyin cinsel içerik taşıdığını belirtir yardımcı kelimelerin bulunması gerekmektedir. Çünkü aynı ibare “onu (herhangi) bir şeye ikna etmeye çalıştı” anlamına da gelmektedir.
Evinde bulunduğu kadın (gönlünü ona kaptırıp) ondan arzuladığı şeyi elde etmek istedi.
Müellifin sıraladığı on iki meâlden biri; dipnot sırasına göre DİB meâli. Parantez içi "(gönlünü ona kaptırıp)" eklemesi, müellifin eleştirdiği cinsel temayı meâle taşıyan ilavelerdendir.
Evinde bulunduğu kadın (gönlünü ona kaptırıp) ondan arzuladığı şeyi elde etmek istedi.653
"Mesvâye" sonundaki ي zamiri "benim" anlamındadır ve bitiştiği ismin sahibini belirtir; dolayısıyla mesvâ Yusuf'a aittir. 21 ve 23. âyet birlikte okunduğunda kelimenin "ikamet/barınma yeri" olamayacağı, 23. âyette Yusuf'un özgürleştirilmiş olduğunu beyan ettiği sonucuna varılır.
23. ayet; َمَثْوَاي َأَحْ سَن Benim mesvamı ihsan etmişti. (…) 21. ayette Yusuf'un Mısır'a ilk defa geldiği belirtilmişti. Onun Mısır'da kendisine ait bir mesvasının (barınacak, ikamet edilecek yer) olması mümkün değildir. (…) 23. ayette ise Yusuf bu duruma kavuşmuş olduğunu yani özgürleştirilmiş olduğunu beyan etmektedir.
Müellife göre 12/23'te Yûsuf, kendisini sorgulayan Aziz kadına Mısır'a köle olarak gelmeden önceki hayatını anlatmıştır; hakkındaki şüphe de bu dönemle ilgilidir.
Zaten kendisini sorgulayan Aziz kadına hep Mısır’a köle olarak gelmezden önceki durumundan bahsetmiştir. (23-24 ayetler)
kadın onu arzulamıştı, eğer rabbinin burhanını görmeseydi O da onu arzulamıştı
Müellifin eleştirmek için hatırlattığı geleneksel 12/23 meâli ve ona bağlanan İsrâiliyyât ayrıntıları; müellif bunları 'hâşâ' kaydıyla reddeder.
Müfessirlerimizin daha önce işlediğimiz 23. ayette geçen … cümlesine“kadın onu arzulamıştı, eğer rabbinin burhanını görmeseydi O da onu arzulamıştı” şeklinde bir anlam verdiklerini ve buradan yola çıkarak (haşa) Yusuf’un; şalvarının kuşağını ve uçkurunu çözdüğünü, kadının bacakları arasına bir kocanın eşinin bacakları arasına oturur gibi oturduğunu, tam zina yapmak üzere iken gördüğü burhanla zinadan alıkonulduğunu söylediklerini aktarmıştık.
Kitabın ana tezinin bu bölümdeki dayanağı: 12/23'teki 'o zalimler asla başaramayacaklar' cümlesi, Yûsuf'un hadım edildiğini ve kardeşlerinin amacının resûllük soyunu kesmek olduğunu gösterir.
Bir zamanlar köle olmak demek aslında hadım edilmiş olmak demektir. Çünkü köleliğin en bariz alameti hadım edilmiş olmaktır. Yusuf kendisini sorgulayan Aziz kadına hadım olduğunu dahi anlatmıştır. Çünkü anlatırken kardeşleri hakkında Bundan dolayı; “o zalim (kardeş)'ler asla başaramayacaklar” şeklinde bir söylemde bulunmuştur. Kardeşlerinin onu hadım etmesi Resullüğün ona verilmesini engellemek içindi...
Müellif, ulemanın 12/23-24 okumasını (kadının zinaya daveti) özetleyip reddeder; kıssanın zina çerçevesinde kurulmasının açmazlar doğurduğunu söyler.
Yusuf’u satın alan ülkenin vezirinin karısı Yusuf’a göz koymuş ve onunla zina yapmak istemektedir. Bir gün evin tüm kapılarını kilitlemiş ve Yusuf’u haydi gel diyerek zinaya davet etmiştir. Aslında kadına karşı bir meyli olan Yusuf o anda Rabbin bir burhanını görerek, son anda kadınla zina yapmaktan vazgeçmiştir. (23-24 ayetler).
Müellifin, geleneksel senaryoyu canlandırmak için özetlediği 12/23 okuması. Müellifin kendi görüşü değil; bölümün amacı bu senaryonun tuhaflığını göstermektir.
Yusuf onun evinde olduğu sırada tüm kapıları kilitlemiş ve “haydi gel” diyerek Yusuf’u zinaya davet etmiştir.
Müellif, aynı kökün Yûsuf 12/23'te başka bir bâbda geçtiğini ve orada detaylıca incelendiğini hatırlatır; kelimenin manası "gerçekleşmemiş istek, tasarlanan şey"dir. Sûre numarası verilmemiş ama bağlam Yûsuf sûresidir ("23. Ayette").
Bu cümle içinde geçen kelimelerin birçoğu üzerinde birkaç ayet önce durmuştuk. 23. Ayette, fakat başka bir bab'ta geçen "erade" fiili üzerinde de detaylıca durmuştuk. Bu kelime "gerçekleşmemiş istek, tasarlanan şey" anlamına gelmektedir.
"İnnehû rabbî ahsene mesvây" için müellifin verdiği karşılık. Aynı cümle ilerideki paragrafta "çünkü konumumu bana bahşeden rabbim odur" şeklinde de tekrarlanır. Müellife göre "mesvâ", babasının Yusuf'a bildirdiği konumdur ve "Rabbim" ile kastedilen Allah'tır, kadının kocası değil.
Âyetin "meâzallâhi innehû rabbî ahsene mesvây" kısmının müellif karşılığı; bölümün başında alıntılanan DİB mealindeki "çünkü o (kocan) benim efendimdir, bana iyi baktı" çevirisinin karşısına konulmuştur. Kısmî (tek ibarelik) bir karşılıktır ve açık sahiplenme cümlesi yoktur; sahiplik, mealin müellifin tezini taşımasından ve eleştirdiği DİB metniyle çatışmasından çıkarıldı.
Ama ayetin hemen devamına baktığımızda Yusuf, “Konumumu en güzel kılan rabbim tek sığınaktır” demekte ve asla böyle bir meylinin olmadığını göstermektedir.
Bulunduğu evin kadını, ısrarla ondan yararlanmak istedi. Bütün kapıları kapadı. "Haydi, gel" dedi. Yusuf: "Allah'a sığınırım. O benim Rabbimdir. Bana iyi bir makam verdi. Çünkü yanlış yapanlar umduklarına kavuşamazlar" dedi.
Müellif, bu ayetteki 'râvede' fiiline 30. ayetten farklı mana verilmesini tutarsız bulur ve tartışmanın merkezine koyar.
O esnada, (Kadın) kapıları sıkıca kilitleyip 'haydi anlatsana' diyerek onu (Yusuf'u) kendisi hakkında ısrarla sorguladığında, o (Yusuf), onun (kadının) evindeydi. (Yusuf da) Şüphesiz ki konumumu ihsan eden rabbim, kendisine sığınılan Allah'tır. Bundan dolayı o zalimler (kardeşler) asla başaramayacaklar.
Müellif kadın-Yusuf ilişkisini geleneksel 'arzulama/baştan çıkarma' değil 'sorgulama/anlattırma' çerçevesinde yorumlamakta; 'zalimler'i kardeşler olarak açıklamaktadır.
(12/23) O esnada, (Kadın) kapıları sıkıca kilitleyip "haydi anlatsana" diyerek onu (Yusuf'u) kendisi hakkında ısrarla sorguladığında, o (Yusuf), onun (kadının) evindeydi. (Yusuf da) Şüphesiz ki konumumu ihsan eden rabbim, kendisine sığınılan Allah'tır. Bundan dolayı o zalimler (kardeşler) asla başaramayacaklar" demişti.
Müellif, 12/23'ün sonundaki ibareyi "o zalimler başaramayacak" diye karşılar ve bunu Yusuf'un kardeşlerinin diktelerinin başarıya ulaşmayacağını bildiğine delil sayar. Yaygın meâl bu ibareyi "zalimler iflah olmaz" diye verir; buradaki karşılık müellifin kendi okumasıdır (muhatap = kardeşler).
Yusuf bu durumu Aziz kadına başından geçenleri anlatırken “o zalimler başaramayacak” (12/23) şeklinde ifade etmiştir.
Müellif, 23-24. âyetleri incelerken Yûsuf'un başından geçenlerin tamamını Aziz kadına anlattığını söylediğini hatırlatır; buradaki "sustu, konuşmadı" ifadesiyle görünüşteki çelişkiyi kabul eder ve kıssanın ilerleyen bölümlerinde kadının doğruyu söylemediğinin açığa çıkacağını belirtir. (Cümle sayfa düzeni yüzünden gövde ile dipnot arasında bölünmüştür.)
Burada bir hatırlatma yapmakta fayda vardır. Biz 23 ve 24. ayeti incelerken, Yu
12/23'ün son cümlesi için müellifin karşılığı; numara metinde '(Yusuf 23)' olarak yazılıdır. Ayırt edici yanı, zâlimlerin parantez içinde 'kardeşler' diye tayin edilmesi ve cümlenin Yûsuf'un sorgudaki savunmasına bağlanmasıdır. Bölüm ortasında, açık sahiplenme cümlesi olmadan anılmıştır; tezini taşıdığı için muellif sayıldı, güven 0.75'te tutuldu.
Nitekim Yusuf Aziz kadın tarafından sorgulanırken bunu gündeme getirmiş ve; … “Çünkü o zalimler (kardeşler) asla başaramayacak!” (Yusuf 23) demişti.
Müellifin 12/23 okuması: kapıların kilitlenmesi bir ayartma değil, ikinci bir sorgulamadır; Yûsuf bu sorguda kardeşlerinin kendisini hadım etmesi dâhil her şeyi anlatmıştır. Bölümde âyet numarası verilmemiştir.
Evine götürmüş, kapıları kilitleyerek anlatılmamış ne varsa anlatmasını istemişti. Yusuf, kardeşlerinin kendisini hadım etmesi de dahil her şeyi kadına anlatmış ve kadında bunları içi parçalanarak dinlemişti.
12/23'ün ikinci ele alınışı: Yûsuf'un 'maâzallah' sözü, müellife göre onun hem hedefte hem yöntemde Allah'a teslim olduğunun delilidir. Âyet numarası verilmemiştir.
O daha gulam çağında “Maazallah” Allah tek sığınaktır” demiş biridir.
Everything explained in the articles and videos published on this site is what the authors — primarily Ramazan Demir — understood from the Qur'an; it is never the Qur'an itself.