Die Männer stehen in Verantwortung für die Frauen wegen dessen, womit Allah die einen von ihnen vor den anderen ausgezeichnet hat und weil sie von ihrem Besitz (für sie) ausgeben. Darum sind die rechtschaffenen Frauen (Allah) demütig ergeben und hüten das zu Verbergende, weil Allah (es) hütet. Und diejenigen, deren Widersetzlichkeit ihr befürchtet, - ermahnt sie, meidet sie im Ehebett und schlagt sie. Wenn sie euch aber gehorchen, dann sucht kein Mittel gegen sie. Allah ist Erhaben und Groß.
Wörter im Vers und ihre arabische Grammatik. Klicke ein Wort, um das Detail zu öffnen.
Eğer nüşûzundan emin olduğunuz kadınları evlerde tuttuysanız onları doğru olana yönelten sözler söyleyin, yatma yerlerinde onları yalnız bırakın, haklarını eksiltmeden rehabilite edin. Eğer gönüllü olarak size uyarlarsa artık onların aleyhlerine olacak bir yöntem aramayın. Hiç şüphesiz ki Allah, Aliyyen Kebiran'dır.
Eğer nüşûzundan emin olduğunuz kadınları evlerde tuttuysanız onları doğru olana yönelten sözler söyleyin, yatma yerlerinde onları yalnız bırakın, haklarını eksiltmeden rehabilite edin.
1- Allah'ın onların (kadın ve erkeğin) bazısını bazısında çoğaltmasından dolayı erkekler de dâima kadınlarda meydana gelirler… 2- Allah'ın onların (kadın ve erkeğin) bazısını bazısına göre çoğalabilir hâle getirmesinden dolayı, erkekler de kadınlar üzerinden ortaya çıkarlar ve devamlılıklarını sağlarlar…
Allah’ın onların (kadın ve erkeğin) bazısını bazısına göre çoğalabilir hâle getirmesinden dolayı, erkekler de kadınlarda ortaya çıkarlar ve devamlılıklarını sağlarlar, (her ikisinin de ortaklaşa sahip oldukları) kendi mallarından talep sahibi olmaları buna (kadının çoğalabilir olmasına) göredir. (Çoğalma konusunda) İtidal üzere olanlar (dişil), Allah’ın belirlediği ilkelere göre o gayb’ı oldukları gibi koruyarak (dişil) üzerlerine düşeni yapanlardır.
Allah'ın onların (kadın ve erkeğin) bazısını bazısına göre çoğalabilir hale getirmesinden dolayı, erkekler de kadınlar üzerinden ortaya çıkarlar ve devamlılıklarını sağlarlar, (her ikisinin de ortaklaşa sahip oldukları) kendi mallarından talep sahibi olmaları buna (kadının çoğalabilir olmasına) göredir…
Allah'ın onların (kadın ve erkeğin) bazısını bazısına göre çoğalabilir hale getirmesinden dolayı, erkekler de kadınlar üzerinden ortaya çıkarlar ve devamlılıklarını sağlarlar, (her ikisinin de ortaklaşa sahip oldukları) kendi mallarından talep sahibi olmaları buna (kadının çoğalabilir olmasına) göredir…
Onların bazısını bazısına karşı tercih etti / tercihe şâyan hâle getirdi. / Onların bazısının bazısına göre fazla olmasını sağladı / artacak hâle getirdi / çoğalacak hâle getirdi.
1- Allah'ın onların (kadın ve erkeğin) bazısını bazısında çoğaltmasından dolayı erkekler de dâima kadınlarda meydana gelirler… 2- Allah'ın onların (kadın ve erkeğin) bazısını bazısına göre çoğalabilir hâle getirmesinden dolayı, erkekler de kadınlar üzerinden ortaya çıkarlar ve devamlılıklarını sağlarlar…
Allah'ın onların (kadın ve erkeğin) bazısını bazısına göre çoğalabilir hâle getirmesinden dolayı, erkekler de kadınlar üzerinden ortaya çıkarlar ve devamlılıklarını sağlarlar, (her ikisinin de ortaklaşa sahip oldukları) kendi mallarından talep sahibi olmaları buna (kadının çoğalabilir olmasına) göredir. İtidal üzere olanlar (dişil), Allah'ın belirlediği ilkelere göre o gayb'ı oldukları gibi koruyarak (dişil) üzerlerine düşeni yapanlardır.
Eğer nüşûzundan emin olduğunuz kadınları evlerde tuttuysanız onları doğru olana yönelten sözler söyleyin, yatma yerlerinde onları yalnız bırakın, haklarını eksiltmeden rehabilite edin. Eğer gönüllü olarak size uyarlarsa artık onların aleyhlerine olacak bir yöntem aramayın. Hiç şüphesiz ki Allah, Aliyyen Kebiran'dır.
Allah'ın onların (kadın ve erkeğin) bazısını bazısına göre çoğalabilir hale getirmesinden dolayı, erkekler de kadınlar üzerinden ortaya çıkarlar ve devamlılıklarını sağlarlar, (her ikisinin de ortaklaşa sahip oldukları) kendi mallarından talep sahibi olmaları buna (kadının çoğalabilir olmasına) göredir...
Allah'ın onların (kadın ve erkeğin) bazısını bazısına göre çoğalabilir hale getirmesinden dolayı, erkekler de kadınlar üzerinden ortaya çıkarlar ve devamlılıklarını sağlarlar, (her ikisinin de ortaklaşa sahip oldukları) kendi mallarından talep sahibi olmaları buna (kadının çoğalabilir olmasına) göredir.
Allah'ın onların (kadın ve erkeğin) bazısını bazısına göre çoğalabilir hâle getirmesinden dolayı, erkekler de kadınlarda ortaya çıkarlar ve devamlılıklarını sağlarlar, (her ikisinin de ortaklaşa sahip oldukları) kendi mallarından talep sahibi olmaları buna (kadının çoğalabilir olmasına) göredir. (Çoğalma konusunda) Dürüst olan kadınlar, Allah'ın belirlediği ilkelere göre o gayb'ı oldukları gibi koruyarak üzerlerine düşeni yapanlardır.
Allah'ın onların (kadın ve erkeğin) bazısını bazısına göre çoğalabilir hâle getirmesinden dolayı, erkekler de kadınlar üzerinden ortaya çıkarlar ve devamlılıklarını sağlarlar.
Onlara va'z edin (zorlama, şantaj veya bunu yapmazsan şöyle yaparım demeden), onları evliliğe zorlamayın ve verdiğiniz öğüdün etkisini göstermesi için onları kendi hâllerine bırakarak istenilen kıvama gelmelerini sağlayın (onları sarıp sarmalayıp tutun, onları kıvama getirin).
Eğer nüşûzundan emin olduğunuz kadınları evlerde tuttuysanız, artık onlara vaaz edin, yatma yerlerinde onları yalnız bırakın ve onları (uyarın/uzaklaştırın)...
Dik başlılık ve hırçınlığından yıldığınız, yuvayı yıkacağından kaygılandığınız karılarınıza gelince, onlara ilkin öğüt verin. Öğüt fayda etmezse onları yataklarında yalnız bırakabilirsiniz. Bununla da yola gelmezlerse onlara tokat atabilirsiniz.
Erkekler, hanımlarını koruyup kollamakla görevlidirler. Bu, Allah'ın her birine diğerinde olmayan üstünlükler vermesi ve erkeklerin mallarından (eşleri için) harcamaları sebebiyledir. İyi kadınlar, Allah'a içten boyun eğen ve Allah'ın korumasına karşılık kimse görmezken de kendilerini özenle koruyanlardır. Sizi boşamaya kalkmasından korktuğunuz kadınlarınıza gönül alıcı sözler söyleyin, yatakta onlardan ayrılın ve onları rahat bırakın. Sizi gönülden kabul ederlerse onlara karşı başka bir yol aramayın.
Kocalar, karılarının âmiri/reisi konumundadır. Çünkü Allah erkeklere kadınlardan daha fazla hak ve yetki vermiş bulunmakta, ayrıca erkekler evlenirken eşlerine mehir vermekte, evlendikten sonra da hane halkının geçim masraflarını üstlenmekteler…
Kocalar, karılarının amiri / reisi konumundadır. Çünkü Allah erkeklere kadınlardan daha fazla hak ve yetki vermiş bulunmakta, ayrıca erkekler evlenirken eşlerine mehir vermekte, evlendikten sonra da hane halkının geçim masraflarını üstlenmekteler. İyi kadınlar kocalarına karşı itaatkardırlar. Ayrıca onlar Allah'ın korunmasına yönelik emri uyarınca iffet ve namuslarını korurlar. Dik başlılık ve hırçınlığından yıldığınız yuvayı yıkacağından kaygılandığınız karılarınıza gelince, onlara ilkin öğüt verin. Öğüt fayda etmezse onları yataklarında yalnız bırakabilirsiniz. Bununla da yola gelmezlerse onlara tokat atabilirsiniz. Ama eğer size itaat ederlerse onları cezalandırmak için bahane aramayın. Şüphesiz Allah çok yücedir, büyüktür.
Nüşûzundan korktuğunuz kadınlara nüşûzlarından vazgeçirmek için öğüt verin, eğer nüşûzlarından vazgeçmezlerse yataklarında yalnız bırakın, yok yine nüşûzlarından vazgeçmezlerse bu sefer dayak atın, eğer dayak attıktan sonra nüşûzlarını terk edip size itaat ederlerse artık onların aleyhine bir yol aramayın.
Nüşûzundan korktuğunuz kadınlara önce öğüt verin, nüşûzlarından vazgeçmezlerse sonra yataklarında yalnız bırakın, buna rağmen yine nüşûzlarından vazgeçmezlerse dövün.
Dik başlılık ve hırçınlığından yıldığınız yuvayı yıkacağından kaygılandığınız karılarınıza gelince, onlara ilkin öğüt verin. Öğüt fayda etmezse onları yataklarında yalnız bırakabilirsiniz. Bununla da yola gelmezlerse onlara tokat atabilirsiniz.
Erkekler kadınlar üzerine hâkimdirler. Çünkü Allah onlardan bazısını (erkekleri), bazısından (kadınlardan) üstün kılmıştır. Çünkü onlar mallarından infak ederler. İyi kadınlar itaatli olanlardır. Allah kendilerini nasıl koruduysa onlar da öylece mahremiyeti koruyanlardır. Şerlerinden, serkeşliklerinden korktuğunuz kadınlara gelince, onlara (önce) öğüt verin. (Vazgeçmezlerse) kendilerini yataklarında yalnız bırakın. (Yine kar etmezse) dövün. Size itaat ederlerse aleyhlerinde bir yol aramayın. Çünkü Allah çok yücedir, çok büyüktür.
Kocalar, karılarının âmiri / reisi konumundadır. Çünkü Allah erkeklere kadınlardan daha fazla hak ve yetki vermiş bulunmakta, ayrıca erkekler evlenirken eşlerine mehir vermekte, evlendikten sonra da hane halkının geçim masraflarını üstlenmekteler. İyi kadınlar kocalarına karşı itaatkardırlar. Ayrıca onlar Allah'ın korunmasına yönelik emri uyarınca iffet ve namuslarını korurlar. Dik başlılık ve hırçınlığından yıldığınız yuvayı yıkacağından kaygılandığınız karılarınıza gelince, onlara ilkin öğüt verin. Öğüt fayda etmezse onları yataklarında yalnız bırakabilirsiniz. Bununla da yola gelmezlerse onlara tokat atabilirsiniz. Ama eğer itaat ederlerse onları cezalandırmak için bahane aramayın. Şüphesiz Allah çok yücedir, büyüktür.
Allah'ın insanlardan bir kısmını diğerlerine üstün kılması sebebiyle ve mallarından harcama yaptıkları için erkekler kadınların yöneticisi ve koruyucusudur…
geleneksel tefsirler ve meâller (geçmişte yazılanların neredeyse tamamı, günümüzdekilerin büyük kısmı)vom Autor zitierte/bewertete ÜbersetzungNisâ 34. Âyeti Bağlamında Kutsanmış Dayakgüven 0,93
Erkekler kadınları, Allah’ın kendilerine onlardan daha fazla bağışladığı nimetler ve sahip oldukları servetten yapabilecekleri harcamalarla koruyup gözetirler. Dürüst ve erdemli kadınlar, gerçekten Allah’ın korunmasını buyurduğu mahremiyeti koruyan, sadık ve itaatkâr kadınlardır. Serkeşliklerinden endişe ettiğiniz kadınlara gelince, onlara önce nasihat ediniz, sonra yattıkları yatakta yalnız bırakınız; yine de itaat etmezlerse onları geçici olarak evden uzaklaştırınız. Bundan sonra itaat ederlerse, onları incitmekten kaçınınız. Allah gerçekten yücedir; büyüktür.
Erkekler, kadınların koruyucusudurlar. Bu, Allah’ın her birine diğerinden üstün özellikler vermesi ve erkeklerin mallarından (eşleri için) harcamaları sebebiyledir. İyi kadınlar, Allah’a itaat edenler ve Allah’ın korumasına karşılık yalnızken kendilerini koruyanlardır.Boşanıp gitmesinden korktuğunuz kadınlarınıza öğüt verin, yataklarından ayrılın ve kendilerini rahat bırakın Sizi gönülden kabul ederlerse onlara karşı başka bir yol aramayın (boşanmaya kalkmayın). Allah yücedir, büyüktür.
Allah, insanları birbirinden üstün kıldığı ve mallarından harca(yıp kadınların geçmini sağla)dıkları için erkekler, kadınlar üzerinde yöneticidirler. Bundan dolayı iyi kadınlar ita’atkar olup, Allah’ın kendilerini korumasına karşılık (Allah’ın verdiği başarı ile) gizliyi korurlar (kocalarına asla ihanet etmezler). Hırçınlık, etmelerinden korktuğunuz kadınlara öğüt verin, yataklarda onlara sokulmayın, onları dövün. Eğer size ita’at ederlerse artık onların aleyhine başka bir yol aramayın. Çünkü Allah yücedir, büyüktür.
ERKEKLER kadınların koruyup gözeticisidirler; çünkü Allah erkeklerle kadınları farklı alanlarda üstün yeteneklerle donatmıştır; bir de erkekler servetlerinden harcama yapmaktadırlar. Dürüst ve erdemli kadınlar hem (Allah’a) boyun eğen, hem de Allah’ın koruduğu (iffeti, eşlerinin) yokluğunda da koruyan kadınlardır. Sadâkatsizlik etmelerinden çekindiğiniz kadınlara gelince: onlara önce öğüt verin, sonra yataklarında yalnız bırakın, nihâyet darp edin! Ardından size itaat ederlerse, aşırı giderek onlar aleyhine bir yol benimsemeyin! Allah, gerçekten yücedir, büyüktür.
Erkekler kadınları gözetirler. Zira ALLAH herbirine farklı yetenekler ve özellikler vermiştir. Nitekim erkekler evin geçiminden sorumludur. Erdemli kadınlar, (Tanrı’nın yasasına) boyun eğer ve ALLAH’ın korumasını emrettiği (onur ve iffetlerini) tek başlarına bile olsalar korurlar. İffetlerinden endişe duyduğunuz kadınlara öğüt verin, yataklarınızı ayırın ve nihâyet onları çıkarın. Size itaat ederlerse onlara karşı bir yol aramayın. ALLAH Yücedir, Büyüktür.
Allah’ın insanlardan bir kısmını diğerlerine üstün kılması sebebiyle ve mallarından harcama yaptıkları için erkekler kadınların yöneticisi ve koruyucusudur. Onun için sâliha kadınlar itaatkârdır. Allah’ın kendilerini korumasına karşılık gizliyi (kimse görmese de namuslarını) koruyucudurlar. Baş kaldırmasından endişe ettiğiniz kadınlara öğüt verin, onları yataklarda yalnız bırakın ve (bunlarla yola gelmezlerse) dövün. Eğer size itaat ederlerse artık onların aleyhine başka bir yol aramayın; çünkü Allah yücedir, büyüktür.
Eve girdiğinizde ayağa kalkmayan, çağırdığınızda 'Buyur efendim.' diyerek gelmeyen, emrettiğinizde hiçbir itiraz getirmeden emirlerinizi gönülden yerine getirmeyen, yatağınıza güler yüzle gelmeyen kadınlara nasihat edin. Eğer ... devam ederlerse yatma yerlerinde onları yalnız bırakın. Eğer ... devam ederlerse bu sefer onları dövün. Eğer bu dayaktan sonra ... artık onların aleyhine olacak bir davranışta bulunmayın.
Fahruddîn er-Râzî (Tefsîr-i Kebîr, c.8 s.21) — müellifin Râzî'nin nüşûz tanımına göre kurduğu meâlvom Autor zitierte/bewertete ÜbersetzungNisâ 34. Âyeti Bağlamında Kutsanmış Dayakgüven 0,90
(İffeti, eşlerinin) yokluğunda da koruyan kadınlardı…
Kocalar, karılarının amiri / reisi konumundadır. Çünkü Allah erkeklere kadınlardan daha fazla hak ve yetki vermiş bulunmakta, ayrıca erkekler evlenirken eşlerine mehir vermekte, evlendikten sonra da hane halkının geçim masraflarını üstlenmekteler. İyi kadınlar kocalarına karşı itaatkardırlar. Ayrıca onlar Allah'ın korunmasına yönelik emri uyarınca iffet ve namuslarını korurlar. Dik başlılık ve hırçınlığından yıldığınız yuvayı yıkacağından kaygılandığınız karılarınıza gelince, onlara ilkin öğüt verin. Öğüt fayda etmezse onları yataklarında yalnız bırakabilirsiniz. Bununla da yola gelmezlerse onlara tokat atabilirsiniz. Ama eğer itaat ederlerse onları cezalandırmak için bahane aramayın. Şüphesiz Allah çok yücedir, büyüktür.
Allah'ın insanlardan bir kısmını diğerlerine üstün kılması sebebiyle ve mallarından harcama yaptıkları için erkekler kadınların yöneticisi ve koruyucusudur. Onun için sâliha kadınlar itaatkârdır. Allah'ın kendilerini korumasına karşılık gizliyi (kimse görmese de namuslarını) koruyucudurlar. Baş kaldırmasından endişe ettiğiniz kadınlara öğüt verin, onları yataklarda yalnız bırakın ve (bunlarla yola gelmezlerse) dövün. Eğer size itaat ederlerse artık onların aleyhine başka bir yol aramayın; çünkü Allah yücedir, büyüktür.
Kocalar, karılarının âmiri / reisi konumundadır. Çünkü Allah erkeklere kadınlardan daha fazla hak ve yetki vermiş bulunmakta, ayrıca erkekler evlenirken eşlerine mehir vermekte, evlendikten sonra da hane halkının geçim masraflarını üstlenmekteler. İyi kadınlar kocalarına karşı itaatkardırlar... Bununla da yola gelmezlerse onlara tokat atabilirsiniz. Ama eğer itaat ederlerse onları cezalandırmak için bahane aramayın. Şüphesiz Allah çok yücedir, büyüktür.
Mustafa Öztürk meâlivom Autor zitierte/bewertete ÜbersetzungNisa 34 – Giriş – 1güven 0,85
Nüşûzundan korktuğunuz kadınlara önce öğüt verin, nüşûzlarından vazgeçmezlerse sonra yataklarında yalnız bırakın, buna rağmen yine nüşûzlarından vazgeçmezlerse dövün.
Erkekler kadınlar üzerine hâkimdirler. Çünkü Allah onlardan bazısını (erkekleri), bazısından (kadınlardan) üstün kılmıştır... Şerlerinden, serkeşliklerinden korktuğunuz kadınlara gelince, onlara (önce) öğüt verin. (Vazgeçmezlerse) kendilerini yataklarında yalnız bırakın. (Yine kar etmezse) dövün. Size itaat ederlerse aleyhlerinde bir yol aramayın.
Fahreddin er-Râzî, Tefsîr-i Kebîr c.8 s.17vom Autor zitierte/bewertete ÜbersetzungNisa 34 – Giriş – 1güven 0,80
Erkekler kadınlar üzerine amirdirler.
geleneksel ulema yorumu (müellifin eleştirdiği mana)vom Autor zitierte/bewertete ÜbersetzungEn’am 93. Ayet – ‘Gayrul Hak’güven 0,60
Senden Sie Ihre Frage, Korrektur oder Ihren Vorschlag zu diesem Inhalt. Sie geht direkt an unser Team und wird nicht auf der Seite veröffentlicht.
Eğer nüşûzundan emin olduğunuz kadınları evlerde tuttuysanız onları doğru olana yönelten sözler söyleyin, yatma yerlerinde onları yalnız bırakın, haklarını eksiltmeden rehabilite edin. Eğer gönüllü olarak size uyarlarsa artık onların aleyhlerine olacak bir yöntem aramayın. Hiç şüphesiz ki Allah, Aliyyen Kebiran'dır.
KİTABIN VARDIĞI SONUÇ: Müellifin Nisâ 4/34'ün TAMAMI için verdiği kendi meâli. Bu meâlde (1) 'er-Ricâl kavvâmûne ale'n-Nisâ' ifadesi 'erkekler de kadınlara göre ortaya çıkarlar ve devamlılıklarını sağlarlar' şeklinde, (2) 'fadl' ifadesi 'bazısını bazısına göre çoğalabilir hâle getirmesi' şeklinde, (3) 'vadribûhunne' ise -el yazmalarındaki noktasız yazımın 'vasribûhunne' (ص ر ب kökü) okunması esas alınarak- 'haklarını eksiltmeden rehabilite edin' şeklinde karşılanmıştır. Cümlenin başındaki 'Eğer nüşûzundan emin olduğunuz kadınları evlerde tuttuysanız' kısmı, fasiha fâ'sının delâlet ettiği hazfedilmiş şart edatı ve şart fiilinin Nisâ 15'ten tespitiyle takdir edilmiştir. Müellif meâlde koyu gösterilen kelimelerin âyetin metninde bulunmadığını açıkça belirtir.
Buraya kadar yaptığımız açıklamalar üzerine Nisâ 34. âyetin tamamına verilmesi gereken daha isâbetli mânâ şöyle olmalıdır: ... Allah'ın onların (kadın ve erkeğin) bazısını bazısına göre çoğalabilir hâle getirmesinden dolayı erkekler de kadınlara göre ortaya çıkarlar ve devamlılıklarını sağlarlar, (her ikisinin de ortaklaşa sahip oldukları) kendi mallarından talep sahibi olmaları buna (kadının çoğalabilir olmasına) göredir. (Çoğalma konusunda) Dürüst olan kadınlar Allah'ın belirlediği ilkelere göre o gayb'ı oldukları gibi koruyarak üzerlerine düşeni yapanlardır. Eğer nüşûzundan emin olduğunuz kadınları evlerde tuttuysanız onları doğru olana yönelten sözler söyleyin, yatma yerlerinde onları yalnız bırakın, haklarını eksiltmeden rehabilite edin. Eğer gönüllü olarak size uyarlarsa artık onların aleyhlerine olacak bir yöntem aramayın. Hiç şüphesiz ki Allah, Aliyyen Kebiran'dır.
Müellifin çözüm önerisi: âyet, noktasız-harekesiz el yazmalarında (Kahire Meşhedi ve Topkapı nüshaları) 'واضربوهن' biçiminde yazılıdır. Bu kelime Âsım kıraatindeki 'vadribûhunne' (ض) yerine 'vasribûhunne' (ص) okunabilir. Kök harfleri ص ر ب olan kelime 'çok istenen bir şeyi yapmayıp kendini tutmak, başka bir şeye dönüşsün diye bir şeyin durumunda hiçbir değişiklik yapmadan, ona hiçbir müdâhalede bulunmadan beklemek' anlamındadır (sarabe's-sabiyyu, sarabe'l-lebene fi'd-dar'i, saribeti'l-ard, istarabe'l-lebene, sırbun, sarabetün örnekleri). Buna göre 'vasribûhunne' = 'Baskı uygulamadan, zorlamadan, hak ve hukuklarında herhangi bir eksikliğe gitmeden onları rehabilite edin/doğal hâline döndürün.' Müellif, Âsım kıraatindeki 'vadribûhunne' okuyuşuna göre ise -harf-i cer bulunmadığı ve mef'ûlünü doğrudan aldığı için- 'onları dövün' anlamı verilmesinin şart olduğunu, bu yüzden çıkmazın ancak noktanın sorgulanmasıyla aşılabileceğini savunur.
Biz de yukarıdaki el yazmasında bu ) (واضربوهنşekilde geçen kelimenin Âsım kıraatinde olduğu gibi َّ( وَاضْرِبُوهُنvadribuhunne) şeklinde değil de َّ( وَاصْرِبُوهُنvasribuhunne) şeklinde okunması durumunda müktesebat eliyle oluşturulmuş labirentten çıkma imkânımızın olup olmadığına dikkat edilmesi gerektiğine inanıyoruz.
Dik başlılık ve hırçınlığından yıldığınız, yuvayı yıkacağından kaygılandığınız karılarınıza gelince, onlara ilkin öğüt verin. Öğüt fayda etmezse onları yataklarında yalnız bırakabilirsiniz. Bununla da yola gelmezlerse onlara tokat atabilirsiniz.
Müellif, tarihselci söylemine bu âyeti âlet ettiğini söylediği Mustafa Öztürk'ün meâline dokuz maddelik itiraz sıralar: cümle müptedâ-haber çatısındadır, 'ellâtî' müptedâdır, özne '-a' eki eklenerek nesneye çevrilemez; âyette ve öncesinde/sonrasında 'karılar' kelimesi yoktur, 'karılarınıza'nın Arapça karşılığı 'ezvâcekum'dur ve âyette hiç yoktur; müptedâ-haber yapısına aykırı olarak haber emir fiildir ve başında 'fâ' edatı vardır; üç emir arasındaki edat sıra-tertip bildirmeyen 've' edatıdır; meâle âyette olmayan cümleler eklenmiştir; 'vadribûhunne' 'tokat atabilirsiniz' şeklinde çevrilemez, kelime tokat-tekme-yumruk-kafa-kırbaç kullanılarak yapılan her vurma şeklini kapsar.
Dik başlılık ve hırçınlığından yıldığınız, yuvayı yıkacağından kaygılandığınız karılarınıza gelince, onlara ilkin öğüt verin. Öğüt fayda etmezse onları yataklarında yalnız bırakabilirsiniz. Bununla da yola gelmezlerse onlara tokat atabilirsiniz.
Erkekler, hanımlarını koruyup kollamakla görevlidirler. Bu, Allah'ın her birine diğerinde olmayan üstünlükler vermesi ve erkeklerin mallarından (eşleri için) harcamaları sebebiyledir. İyi kadınlar, Allah'a içten boyun eğen ve Allah'ın korumasına karşılık kimse görmezken de kendilerini özenle koruyanlardır. Sizi boşamaya kalkmasından korktuğunuz kadınlarınıza gönül alıcı sözler söyleyin, yatakta onlardan ayrılın ve onları rahat bırakın. Sizi gönülden kabul ederlerse onlara karşı başka bir yol aramayın.
Müellif bu meâli eleştirmek için aktarır: meâl yazarları kadını dayaktan kurtarmış ama bunu cümlenin gramer yapısını ve birçok kelimeyi tahrif ederek yapmıştır. İtirazları: (1) verilen mânâ yine bir tertip/sıralama varsayar, üç fiilin aynı anda yapılması hâlinde cümle anlamsız kalır; (2) 'nüşûz'un 'boşanıp gitmek' anlamı yoktur; olsa bile 'nüşûzehunne' isim tamlamasıdır, içinde 'siz' zamiri yoktur, 'sizi boşamasından' denemez; (3) 'er-Ricâl'/'en-Nisâ' türün tamamıdır, 'karılar-kocalar'a indirgenemez; (4) boşanmak, engellenmesi gereken bir durum olmadığı için 'faizûhunne' ile bağdaşmaz; (5) yatakların ayrılması boşanmaktan vazgeçiren değil hızlandıran bir adımdır. Ayrıca müellif dipnotta meâl yazarlarının âyetin son cümlesini (innallâhe kâne aliyyen kebîran) galiba sehven unuttuklarını belirtir.
Erkekler, hanımlarını koruyup kollamakla görevlidirler... Sizi boşamaya kalkmasından korktuğunuz kadınlarınıza gönül alıcı sözler söyleyin, yatakta onlardan ayrılın ve onları rahat bırakın. Sizi gönülden kabul ederlerse onlara karşı başka bir yol aramayın. (Süleymaniye Vakfı meâli)
Eğer nüşûzundan emin olduğunuz kadınları evlerde tuttuysanız onları doğru olana yönelten sözler söyleyin, yatma yerlerinde onları yalnız bırakın, haklarını eksiltmeden rehabilite edin.
Müellifin, âyetin yalnız 'vellâtî tehâfûne nüşûzehunne fe-izûhunne vehcurûhunne fi'l-medâci'i vadribûhunne' cümlesi için verdiği karşılık. 'Vasribûhunne' okuyuşundan çıkan 'Baskı uygulamadan, zorlamadan, hak ve hukuklarında herhangi bir eksikliğe gitmeden onları rehabilite edin/doğal hâline döndürün' anlamına dayanır; müellif bu anlamın gramere müdâhale ve kelime ekleme gerektirmediğini, siyak-sibakla uyumlu olduğunu söyler.
Buna göre âyetin bu cümlesinin anlamı şu şekilde olmaktadır... “Eğer nüşûzundan emin olduğunuz kadınları evlerde tuttuysanız onları doğru olana yönelten sözler söyleyin, yatma yerlerinde onları yalnız bırakın, haklarını eksiltmeden rehabilite edin.
Müellifin zamir mercii delili: "hum" sadece er-Ricâl'e dönerse mânâ "bazı erkeklerin diğer erkeklere" üstünlüğü olur; hem en-Nisâ'ya hem er-Ricâl'e dönerse kadın-erkekten oluşan bir topluluğun yine kadın-erkekten oluşan bir topluluğa üstünlüğü olur. Her iki durumda da "erkeğin kadına üstünlüğü" sonucu çıkmaz. Bu yüzden âyetin erkeğin üstünlüğünden bahsettiğine yönelik bir anlam çıkarılması mümkün değildir.
Tekrar edelim ki Nisâ 34. âyetteki َ اَلرِّجَالُ قَوَّامُونَ عَلَى النِّسَٓاءِ بِمَا فَضَّل ( اللّٰهُ بَعْضَهُمْ عَلٰى بَعْضٍErricâlu kavvâmûne ala annisâ-i bimâ faddala(A)llâhu ba’dehum ala ba’din) cümlesi içinde geçen بَعْضَهُمْ عَلٰى ( بَعْضٍba’dehum ala ba’din) ifadesindeki ْ( هُمhum) zamirinin sadece âyetin en başındaki ( اَلرِّجَالer-rical) kelimesine dönmesi hâlinde cümleye “Allah’ın bazı erkekleri diğer bazı erkeklere üstün kılmasından dolayı” şeklinde bir mânâ verilmesi zorunludur. … Ama hiçbir şekilde “erkeğin kadına üstünlüğü” şeklinde bir sonucun çıkması söz konusu değildir.
Kocalar, karılarının âmiri/reisi konumundadır. Çünkü Allah erkeklere kadınlardan daha fazla hak ve yetki vermiş bulunmakta, ayrıca erkekler evlenirken eşlerine mehir vermekte, evlendikten sonra da hane halkının geçim masraflarını üstlenmekteler…
Müellife göre bu meâl ile âyetin metni arasında bağ kurmak neredeyse imkânsızdır; meâlde 'Allah' dışında hiçbir kelimenin âyette karşılığı yoktur, âyetteki "mâ" edatının izini bulmak bile imkânsızdır. Öztürk'ün rivayetleri baz alarak "rivayetlerin kendisini âyet yaptığını" söyler. Ayrıca "faddale"ye yüklenen anlamın Türkçedeki "üstün/değerli/fazla" değil "üst rütbeye ve makama terfi ettirdi" karşılığı olduğunu, kelimenin böyle bir mânâsının asla bulunmadığını belirtir.
Kocalar, karılarının âmiri/reisi konumundadır. Çünkü Allah erkeklere kadınlardan daha fazla hak ve yetki vermiş bulunmakta,
ayrıca erkekler evlenirken eşlerine mehir vermekte, evlendikten
sonra da hane halkının geçim masraflarını üstlenmekteler…
(Mustafa Öztürk meâli).
1- Allah'ın onların (kadın ve erkeğin) bazısını bazısında çoğaltmasından dolayı erkekler de dâima kadınlarda meydana gelirler… 2- Allah'ın onların (kadın ve erkeğin) bazısını bazısına göre çoğalabilir hâle getirmesinden dolayı, erkekler de kadınlar üzerinden ortaya çıkarlar ve devamlılıklarını sağlarlar…
Müellifin bu bölümde ulaştığı, âyetin ilk cümlesi ile "bimâ faddala(A)llâhu ba'dehum alâ ba'din" kısmını birlikte kapsayan iki alternatif meâli. İkinci meâldeki "ortaya çıkarlar ve devam ederler" mânâsının kavvâmûne kelimesinin sözlük mânâları içinde bulunduğunu dipnotta belirtir; hangisinin daha isabetli olduğunun âyetin devamıyla netleşeceğini söyler.
1- Allah’ın onların (kadın ve erkeğin) bazısını bazısında
çoğaltmasından dolayı erkekler de dâima kadınlarda
meydana gelirler…
2- Allah’ın onların (kadın ve erkeğin) bazısını bazısına
göre çoğalabilir hâle getirmesinden dolayı, erkekler de
kadınlar üzerinden ortaya çıkarlar ve devamlılıklarını
sağlarlar5…
Kocalar, karılarının amiri / reisi konumundadır. Çünkü Allah erkeklere kadınlardan daha fazla hak ve yetki vermiş bulunmakta, ayrıca erkekler evlenirken eşlerine mehir vermekte, evlendikten sonra da hane halkının geçim masraflarını üstlenmekteler. İyi kadınlar kocalarına karşı itaatkardırlar. Ayrıca onlar Allah'ın korunmasına yönelik emri uyarınca iffet ve namuslarını korurlar. Dik başlılık ve hırçınlığından yıldığınız yuvayı yıkacağından kaygılandığınız karılarınıza gelince, onlara ilkin öğüt verin. Öğüt fayda etmezse onları yataklarında yalnız bırakabilirsiniz. Bununla da yola gelmezlerse onlara tokat atabilirsiniz. Ama eğer size itaat ederlerse onları cezalandırmak için bahane aramayın. Şüphesiz Allah çok yücedir, büyüktür.
Müellif bu meâli eleştirmek için aktarır: (1) er-Ricâl'in "koca", en-Nisâ'nın "karı" anlamı yoktur; Kur'an'da karı imraet, koca ba'l kelimesiyle ifade edilir. (2) Baştaki harf-i târif her iki kelimeyi cins ismi yapar, "kocalar-karılar" ise bir durumun adıdır ve evlenmemiş/boşanmış/eşi ölmüş kişileri kapsam dışında bırakır. (3) Kavvâmûne'ye "amir/reis" denmesi, hem sözlük anlamlarında bulunmayan bir mânâdır hem de harf-i cer'i yok saymak, fiil hükmündeki haberi isim cümlesine çevirmektir. (4) Âyette karşılığı olmayan "daha fazla, hak ve yetki, evlenirken eşlerine mehir vermekte, hane halkının geçim masrafları" gibi ifadeler eklenmiştir. Müellife göre âyetin ilk cümlesinde "koca, karı, amir/reis, konum" kelimelerinin hiçbiri yoktur.
Âyette geçen ُ( اَلرِّجَالer-rical) kelimesine “kocalar”, ِ( النِّسَٓاءennisâ) kelimesine de “karılar” anlamı veren M. Öztürk meâlinde şu dipnotu düşmüştür: Bu âyetteki ‘er-rical’ ve ‘en-nisâ’ kelimeleri genel anlamda kadın-erkek arasındaki ilişkiye değil karı-koca ilişkisine işaret etmektedir.
Müellif bu karşılığı reddeder: bu kadınlar nüşûz yapmış kadınlardır, rahatsız durumu oluşturan zaten onlardır; 'onları rahat bırakın' demek 'bırakın nüşûzlarına devam etsinler' anlamına gelir. Bu anlamı vermelerinin sebebi 'vellâtî tehâfûne nüşûz' cümlesine 'sizi boşamaya kalkmasından korktuğunuz kadınlarınıza' mânâsı vermiş olmalarıdır ki böyle bir çıkarımın ele alınacak tarafı yoktur.
Müellifin cümlenin bütününe dair kendi okuması: fe-izûhunne vehcurûhunne fi'l-medâci'i vadribûhunne cümlesinin meâllerde geçtiği gibi aşamalı bir karşılığı yoktur; üç emir aynı anda yapılır, hepsine anlamını veren baştaki vaaz emridir ve şiddet-baskı-tehdit-şantajı dışlayan bir emrin yanında darabehunne'nin dövmek anlamına gelmesi mümkün değildir.
İkincisi; bu cümle “karı-koca” ilişkilerinden bahsetmemektedir çünkü âyetin başında geçen en-Nisâ ve er-Rical kelimelerinin “karılar-kocalar” şeklinde anlamları yoktur. Üçüncüsü; cümledeki üç emir, “biri kâr etmezse diğerine geçin” şeklinde değil, “üçünü birlikte yapın” şeklindedir. Dördüncüsü; cümledeki üç emirden biri yapılmazsa veya yanlış yapılsa diğerleri de anlamını yitirecek emirlerdir.
Müellifin vehcurûhunne fi'l-medâci' ifadesi için tercih ettiği karşılıktır. Ona göre bu emir yalnız evlilere eşleriyle cinsî münasebette bulunmama emri değildir; nüşûzu tespit edilmiş bekâr, dul ve evli bütün kadınları kapsar ve kocası olmayanların bu olay yüzünden evlendirilmemesi anlamına da gelir. Amacı cezalandırmak değil, kadının hamile olup olmadığının (iddet müddetiyle) açığa çıkmasıdır.
Bu açıklamalar ışığında ifadeye daha isabetli olduğuna kanaat getirdiğimiz şu mânâ verilmelidir. “Yatma yerlerinde onları yalnız bırakın.”
Nüşûzundan korktuğunuz kadınlara nüşûzlarından vazgeçirmek için öğüt verin, eğer nüşûzlarından vazgeçmezlerse yataklarında yalnız bırakın, yok yine nüşûzlarından vazgeçmezlerse bu sefer dayak atın, eğer dayak attıktan sonra nüşûzlarını terk edip size itaat ederlerse artık onların aleyhine bir yol aramayın.
Müellif bu geleneksel okumayı reddeder: sadece ikna amaçlı tatlı söz olan "fe'izûhunne" ile başlayan bir cümlenin devamında "dayak atın" denmesi mümkün değildir; "vaaz" ile "dayak" kelimeleri aynı cümlede kullanılamaz. Ayrıca âyetin devamındaki emirlerin muhatabı müeyyide uygulanan kadınlar değil, müeyyideyi uygulayanlardır ve bu emirler ek bir ceza değil ev hapsinin NASIL uygulanacağının açıklamasıdır.
Elbette ki ulemâ buna da kılıf bulmuş ve hiç olmayacak şekilde âyetteki cümleyi "Nüşûzundan korktuğunuz kadınlara nüşûzlarından vazgeçirmek için öğüt verin, eğer nüşûzlarından vazgeçmezlerse yataklarında yalnız bırakın, yok yine nüşûzlarından vazgeçmezlerse bu sefer dayak atın, eğer dayak attıktan sonra nüşûzlarını terk edip size itaat ederlerse artık onların aleyhine bir yol aramayın." şekline çevirerek aşamalı bir kötü muamele çizgisi çıkarmışlardır.
Eğer nüşûzundan emin olduğunuz kadınları evlerde tuttuysanız, artık onlara vaaz edin…
Müellifin kendi tercih ettiği karşılık. Cümle, şart edatı (in) ve şart fiili (temsikû) hazfedilmiş bir şart-cevap cümlesi kabul edilerek, hazfedilen kısım Nisâ 15'teki "feemsikûhunne fî-lbuyûti" cümlesinden tamamlanmıştır. "Vellâtî" ism-i mevsûlü müptedâ/özne olduğu için ona "kadınlara" diye nesne mânâsı verilemez.
İşte bu cümle yapısına göre cümlenin anlamı şu şekilde olmalıdır: … "Eğer nüşûzundan emin olduğunuz kadınları evlerde tuttuysanız, artık onlara vaaz edin…"
Müellifin bölüm sonucu: âyetteki yaptırımlar her kadın için değil bu tür (nüşûzu dört şahitle sabit olan) kadınlar içindir ve süreç kocanın korkusuyla değil dört şahitle işletilir.
Alınacak bu önlemlerin de kocanın endişesi ve korkusu üzerinden değil dört şahit üzerinden işleme sokulması gerektiğinden bahsetmektedir. Çünkü hiçbir hukuk korkular üzerine bina edilemez.
Müellife göre âyet, iman etsin etmesin her kadının potansiyel iyi olduğu esası üzerine kurulu bir hukuku ifade eder; buna aykırı davrananlar için alınan önlemler ise asıl hukuk değil, istisnaya karşı önlemdir.
İşte Nisâ 34. âyet, -imân etsin ya da etmesin- her kadının potansiyel iyi olduğu temeli üzerine kurulmuş hukuku ifade etmektedir. İmân etmiş ya da etmemiş olduğunu hiç dikkate almadan her kadının karnındaki bebeği olması gerektiği gibi koruduğunu temel alarak ona ve karnındakine temel hukuk belirlemiştir.
Müellif bu okumayı reddeder: Râzî'nin izahında kadının tespit edilmiş bir nüşûzu yoktur, sadece hareketlerinden nüşûz yapacağından korkulmaktadır; böylece koca bir fıkıh korkular üzerine bina edilmiştir.
Meselâ Râzî, ism-i mevsûlle birlikte gelen (vellâtî teḣâfûne nuşûzehunne) cümlesine "serkeşliğinden korktuğunuz kadınlar" anlamını verdikten sonra "korku" ile alâkalı olarak şu açıklamaları bile getirebilmiştir: Bil ki "havf" (korkma), istikbalde kötü bir şeyin olacağını zannedildiği zaman kalpte meydana gelen bir hâlden ibarettir.
Nüşûzundan korktuğunuz kadınlara önce öğüt verin, nüşûzlarından vazgeçmezlerse sonra yataklarında yalnız bırakın, buna rağmen yine nüşûzlarından vazgeçmezlerse dövün.
Müellif bu geleneksel meâli reddeder: verilen ‘nüşûz’ karşılıklarının hiçbiri tanımı ve çerçevesi olan anlamlar değildir; tanımsız bir emir kadının her davranışının nüşûz sayılmasına yol açar. Ayrıca cümlenin başındaki ism-i mevsûl yok sayıldığı için âyet öncesine bağlanamamıştır.
Meâl yazarlarının verdiği anlama göre “Nüşûzundan korktuğunuz kadınlara önce öğüt verin, nüşûzlarından vazgeçmezlerse sonra yataklarında yalnız bırakın, buna rağmen yine nüşûzlarından vazgeçmezlerse dövün.” anlamı verilen cümlede vazgeçirmek için kadına dayak bile atılması gereken “nüşûz” nedir?
Kocalarının yokluğunda iffet ve namuslarını korurlar…
Müellif bu karşılığı reddeder: âyetin tamamında, öncesinde ve sonrasında 'koca' anlamı verilebilecek bir kelime yoktur; 'kocalarının yokluğu' ve 'iffet-namus' anlamları âyetin içine sokuşturulmuştur, Kur'an temelli değildir.
Meâl ve tefsir ulemâsı âyette geçen ِ( حَافِظَاتٌ لِلْغَيْبhafizatun li’l gayb) ifadesine şu mânâları vermiştir: - Kocalarının yokluğunda iffet ve namuslarını korurlar… (M. Öztürk meâli)
Müellif 'hâfizâtün li'l-gayb' ifadesinin çevirisiz-doğrudan karşılığının 'o gaybı korurlar' olduğunu, âyetteki bu çok özel kullanımın kadınların bildiği ve koruduğu bir gaybten, yani hamilelik durumundan bahsettiğini söyler.
Kelimeyi hiç çevirmeden, direkt anlam verecek olursak ifade ِ“ … حَافِظَاتٌ لِلْغَيْبo gaybı korurlar” gibi bir anlama gelmektedir.
İtidalli kadınlar, Allah’ın ilkelerine göre o gayb’ı oldukları gibi koruyarak üzerlerine düşeni yaparlar
Âyetin 'fe's-sâlihâtu kânitâtun hâfizâtün li'l-gaybi bimâ hafizallah' kısmına müellifin verdiği karşılık. Müellif bu anlamı, 'hâfizât'ı hâl cümlesi kabul etmesi ve cümleyi imân şartına bağlamayıp yeryüzündeki tüm kadınları kapsayacak şekilde okuması gerekçesiyle tercih eder.
Bütün çalışmalarımızda izlediğimiz yöntemi farklılaştırarak önce tercih ettiğimiz anlamı verip daha sonra gerekçelerini yazalım: “İtidalli kadınlar, Allah’ın ilkelerine göre o gayb’ı oldukları gibi koruyarak üzerlerine düşeni yaparlar”
Allah’ın onların (kadın ve erkeğin) bazısını bazısına göre çoğalabilir hâle getirmesinden dolayı, erkekler de kadınlarda ortaya çıkarlar ve devamlılıklarını sağlarlar, (her ikisinin de ortaklaşa sahip oldukları) kendi mallarından talep sahibi olmaları buna (kadının çoğalabilir olmasına) göredir. (Çoğalma konusunda) İtidal üzere olanlar (dişil), Allah’ın belirlediği ilkelere göre o gayb’ı oldukları gibi koruyarak (dişil) üzerlerine düşeni yapanlardır.
Bölümün sonunda verilen, müellifin gerekçelerini sıraladıktan sonra kanaat getirdiği nihaî meâl. Âyetin bu kısmı müellife göre erkeklerin kadınlar üzerinden çoğaldığını, malî talebin bu çoğalmaya göre olduğunu ve kadınların Allah'ın ilkelerine göre 'o gayb'ı (hamileliği) olduğu gibi koruduklarını bildirir.
Nisâ 4/34 (…) Allah’ın onların (kadın ve erkeğin) bazısını bazısına göre çoğalabilir hâle getirmesinden dolayı, erkekler de kadınlarda ortaya çıkarlar ve devamlılıklarını sağlarlar, (her ikisinin de ortaklaşa sahip oldukları) kendi mallarından talep sahibi olmaları buna (kadının çoğalabilir olmasına) göredir. (Çoğalma konusunda) İtidal üzere olanlar (dişil), Allah’ın belirlediği ilkelere göre o gayb’ı oldukları gibi koruyarak (dişil) üzerlerine düşeni yapanlardır.
Müellifin ELEŞTİRDİĞİ nakil. Müellife göre Kur'an'ın hiçbir yerinde kocaya itaat ederek sâliha olunacağını bildiren bir haber yoktur; müfessirler işi kadının sâliha olmasının en temel şartını kocaya itaat saymaya kadar götürmüştür.
Bil ki kadın, ancak kocasına itaat ettiği zaman “sâliha” olabilir. Çünkü Cenab-ı Hak “Sâlih (iyi) kadınlar, itaatli olanlardır” buyurmuştur ki cem-i kelimenin başındaki elif-lam, istiğrak ifade eder. Bu da her sâliha kadının, kocasına itaat etmesi gerektiğini gösterir. (Râzî / Tefsir-i Kebir c.8.s.19)
“İyi kadınlar, itaatli olan ve Allah'ın korumasıyla kendileri de gizli olanı koruyanlardır”
Müellifin ELEŞTİRDİĞİ geleneksel tefsir: Kurtubî, sâliha kadını kocaya itaat ve kocanın yokluğunda hakkını koruma üzerinden tanımlar ve Ebû Hüreyre ile Hz. Ömer rivayetlerini delil getirir. Müellife göre bu tanım "kocanın beğenisi" üzerine kurulmuştur ve kocası olmayan kadını sâliha olmaktan çıkarır.
Yüce Allah'ın: “İyi kadınlar, itaatli olan ve Allah'ın korumasıyla kendileri de gizli olanı koruyanlardır” buyruğunda iyi kadınların durumu haber verilmektedir. Bundan maksat ise kocaya itaati ve malında kocasının hazır olmaması hâlinde, kadının kendi nefsinde kocanın hakkını yerine getirmeyi emretmektir.
Dürüst ve erdemli kadınlar hem (Allah'a) boyun eğen, hem de Allah'ın koruduğu (iffeti, eşlerinin) yokluğunda da koruyan kadınlardır.
Müellif bu meâli açıkça hedef alır: "Âyetten bu şekilde meâl elde etmek mümkün değildir"; ayrıca sorar: Allah'a boyun eğmeyen kadınlar eşlerinin yokluğunda iffetlerini korumamakta mıdırlar?
Dürüst ve erdemli kadınlar hem (Allah'a) boyun eğen, hem de Allah'ın koruduğu (iffeti, eşlerinin) yokluğunda da koruyan kadınlardır. (Mustafa İslamoğlu meâli)
...iyi kadınlar kocalarına karşı itaatkardırlar...
Müellif bu meâli eleştirir: âyette "kocalarına" diye bir kelime yoktur; meâl yazarı bu kelimeyi kendisi ekledikten sonra kendi verdiği mânâ üzerinden âyeti "tarihsel" ilan etmiştir.
Nitekim bu bölümde inceleyeceğimiz (fe's-Sâlihatu kânitâtun) ifadesine de hiç alâkası olmamasına ve âyette de geçmemesine rağmen “...iyi kadınlar kocalarına karşı itaatkardırlar...” (M. Öztürk meâli) mânâsı vermekte hiçbir beis görmemişlerdir.
“itidalli kadınlar, Allah'ın ilkelerine göre o gayb'ı oldukları gibi koruyarak üzerlerine düşeni yaparlar”
Müellifin fe's-Sâlihâtu kânitâtun ifadesi için önerdiği karşılık: sâliha = itidalli (olması gereken hâl üzere olan), kānitât = üstüne düşeni bile isteye yapan. Müellif ayrıca kānitâtun'un devamdaki cümlenin i'râbına göre fiil gibi amel etmesinin de mümkün olduğunu belirtir.
Bu durumda (fe's sâlihatu kanitatun) ifadesinin anlamı; ..... فَالصَّ الِحَاتُ قَانِتَاتٌ ..... “itidalli kadınlar, Allah'ın ilkelerine göre o gayb'ı oldukları gibi koruyarak üzerlerine düşeni yaparlar” şeklinde olmalıdır.
Allah'ın onların (kadın ve erkeğin) bazısını bazısına göre çoğalabilir hale getirmesinden dolayı, erkekler de kadınlar üzerinden ortaya çıkarlar ve devamlılıklarını sağlarlar, (her ikisinin de ortaklaşa sahip oldukları) kendi mallarından talep sahibi olmaları buna (kadının çoğalabilir olmasına) göredir…
Müellifin âyetin ilk cümlesi için verdiği kendi karşılığı; bu meâlde "akıllı ve güçlü erkek" ile "akılsız ve güçsüz kadın" tanımları yoktur, dolayısıyla âyetin devamına da bu zemin üzerinden mânâ verilmeyecektir. Müellif bölümün sonunda aynı meâli tekrar aktarır.
Nisâ 4/34 … Allah'ın onların (kadın ve erkeğin) bazısını bazısına göre çoğalabilir hale getirmesinden dolayı, erkekler de kadınlar üzerinden ortaya çıkarlar ve devamlılıklarını sağlarlar, (her ikisinin de ortaklaşa sahip oldukları) kendi mallarından talep sahibi olmaları buna (kadının çoğalabilir olmasına) göredir…
Çünkü erkekler mallarından kadınlar için infak ederler.
Müellife göre cümle sadece "mallarından infak ederler" şeklindedir; kimin kim için ve neden dolayı infak ettiği belirtilmemiştir. Bu meâl rivayet şablonlarının âyete giydirilmesidir. Ayrıca bu okuma malın tek sahibini erkek sayarak kadını maddi yoksunluğa mahkûm eder.
Meâl yazarlarının cümleye “Çünkü erkekler mallarından kadınlar için infak ederler.” şeklinde anlam vermeleri rivayetler üzerinden oluşan şablonların âyete giydirilme çabasından başka bir şey değildir.
Allah'ın, bazısını bazısına üstün kılması ve onların kendi mallarından harcaması nedeniyle erkekler, kadınlar üzerinde 'sorumlu gözeticidir.
Müellif bu meâli iki yönden eleştirir. Gramer açısından: vâv zaten sonraki cümleyi öncesine atfettiğine göre 'bimâ'nın tekrar edilmesine gerek kalmazdı; tekrarlanması ikinci 'bimâ'nın farklı amaçla kullanıldığını gösterir. Anlam açısından: yazar peşînen erkeklerin gözetici olduğunu kabul ettiği için sonraki cümleleri gerekçe cümlesi saymış; oysa "bazısını bazısına" erkeklere giderse anlam "erkeklerin bazısını diğer bazı erkeklere üstün kılması" olmak zorundadır. Ayrıca bu mânâ 'er-ricâl'i tür ismi olmaktan çıkarıp "evli ve malı mülkü olan erkekler" gibi dar bir anlama çeker ve Kur'an'ın inşa ettiği mümin kimliğini yerle bir eder.
Allah'ın, bazısını bazısına üstün kılması ve onların kendi mallarından harcaması nedeniyle erkekler, kadınlar üzerinde 'sorumlu gözeticidir. (Ali Bulaç Meâli) Böyle bir meâl hem cümlenin gramer yapısı açısından hem de mânâsı açısından sorun yaratmaktadır.
...ayrıca erkekler evlenirken eşlerine mehir vermekte, evlendikten sonra da hane halkının geçim masraflarını üstlenmekteler.
Müellif bu meâli eleştirmek için aktarır: meâlin içinde âyetin orijinal metninde geçen hiçbir kelimenin karşılığı yoktur, Arapça metin ile Türkçe metin arasında en ufak bir bağ yoktur; fikirleri de yeni değil, benzeri Cahiliye karanlıklarında bulunabilecek kadar sıradandır.
Bu cümle M. Öztürk meâlinde şu şekilde geçmektedir: (vebimâ enfekû min emvâlihim) ...ayrıca erkekler evlenirken eşlerine mehir vermekte, evlendikten sonra da hane halkının geçim masraflarını üstlenmekteler. (M. Öztürk meâli)
Allah'ın onların (kadın ve erkeğin) bazısını bazısına göre çoğalabilir hale getirmesinden dolayı, erkekler de kadınlar üzerinden ortaya çıkarlar ve devamlılıklarını sağlarlar, (her ikisinin de ortaklaşa sahip oldukları) kendi mallarından talep sahibi olmaları buna (kadının çoğalabilir olmasına) göredir…
Müellifin bu bölüm sonunda vardığı kendi meâli. 'vebimâ enfekû min emvâlihim' cümlesini "erkekler mallarından harcarlar" değil "(ortak) mallardan talep sahibi olmaları buna göredir" biçiminde okur; başındaki 'bi' harf-i cer'inin cümleye kattığı anlam "buna göre, bu esasa göre, böyle olmasından dolayı"dır. Âyet erkeğin üstünlüğünden veya kadına yöneticiliğinden değil, Nisâ Sûresi'nin başından beri anlatılan miras ve mal bölüşümü esasının temelinden bahsetmektedir.
Buraya kadar anlattıklarımıza göre âyetin ilk cümlesinin daha isabetli olduğuna kanaat getirdiğimiz mânâsı şu şekilde olmalıdır: Nisâ 4/34 … Allah'ın onların (kadın ve erkeğin) bazısını bazısına göre çoğalabilir hale getirmesinden dolayı, erkekler de kadınlar üzerinden ortaya çıkarlar ve devamlılıklarını sağlarlar, (her ikisinin de ortaklaşa sahip oldukları) kendi mallarından talep sahibi olmaları buna göredir…
Dik başlılık ve hırçınlığından yıldığınız yuvayı yıkacağından kaygılandığınız karılarınıza gelince, onlara ilkin öğüt verin. Öğüt fayda etmezse onları yataklarında yalnız bırakabilirsiniz. Bununla da yola gelmezlerse onlara tokat atabilirsiniz.
Müellif bu meâli, akıl-kaba güç dengesini âyetin devamı üzerinden sınamak için aktarır. "Vadribûhunne"nin meâl ve tefsirlerin ezici çoğunluğunda "onları dövün" diye geçtiğini kaydeder. Ardından ilk iki aşamada (öğüt, yatakta yalnız bırakma) erkeğin doğru davrandığının ve akıl üstünlüğünün ölçülmesinin imkânsız olduğunu, ancak dayak aşamasında güç üstünlüğünün kesin biçimde ölçülebildiğini söyler; aklıyla ikna edemeyip yedek plan olarak kaba güce başvurmanın akıllı olmanın değil akılsız olmanın ölçüsü olduğunu belirtir.
Dik başlılık ve hırçınlığından yıldığınız yuvayı yıkacağından kaygılandığınız karılarınıza gelince, onlara ilkin öğüt
verin. Öğüt fayda etmezse onları yataklarında yalnız bırakabilirsiniz. Bununla da yola gelmezlerse onlara tokat
atabilirsiniz. (Mustafa Öztürk meâli)
Onların bazısını bazısına karşı tercih etti / tercihe şâyan hâle getirdi. / Onların bazısının bazısına göre fazla olmasını sağladı / artacak hâle getirdi / çoğalacak hâle getirdi.
Müellif, kelimenin sözlük mânâlarını ve tef'il bâbında olmasını göz önüne alarak, üstünlüğün/fazlalığın hangi konuda olduğunun belirtilmediği yerlerde "faddale"nin mânâsının ya "tercih etti/tercihe şâyan hâle getirdi" ya da "fazla olmasını sağladı/çoğalacak hâle getirdi" olması gerektiğini söyler.
1. ٍ … بِمَا فَضَّلَ اللّٰهُ بَعْضَهُمْ عَلٰى بَعْضOnların bazısını bazısına karşı
tercih etti / tercihe şâyan hâle getirdi.
2. ٍ … بِمَا فَضَّلَ اللّٰهُ بَعْضَهُمْ عَلٰى بَعْضOnların bazısının bazısına göre
fazla olmasını sağladı / artacak hâle getirdi / çoğalacak hâle
getirdi.
Erkekler kadınlar üzerine hâkimdirler. Çünkü Allah onlardan bazısını (erkekleri), bazısından (kadınlardan) üstün kılmıştır. Çünkü onlar mallarından infak ederler. İyi kadınlar itaatli olanlardır. Allah kendilerini nasıl koruduysa onlar da öylece mahremiyeti koruyanlardır. Şerlerinden, serkeşliklerinden korktuğunuz kadınlara gelince, onlara (önce) öğüt verin. (Vazgeçmezlerse) kendilerini yataklarında yalnız bırakın. (Yine kar etmezse) dövün. Size itaat ederlerse aleyhlerinde bir yol aramayın. Çünkü Allah çok yücedir, çok büyüktür.
Müellife göre Râzî bu açıklamasıyla "hâkim" anlamının kelimenin anlamlarından olmadığını, o mânâya yorum yaparak ulaştığını itiraf etmiş olur. Ayrıca Râzî'nin miras üstünlüğü ile mehir-geçim yükümlülüğünün dengelendiği iddiası, kadın nüşûz ettiğinde dövülmesi öngörülürken hangi anlamda eşitlik/denge olduğunu açıklamamaktadır.
Râzî âyette geçen َ( قَوَّامُونkavvamune) kelimesine meâlinde “hâkim” mânâsını vermiştir ama açıklamalarında kelimenin mânâsı ile ilgili şunları da söylemiştir: Kavvam; “işi bi-hakkın yapan kimse demektir. Kadının işlerini hakkıyla yerine getirip, onu korumaya itina gösteren kimse için de هَذَا قَيِّمُ الْمَرْاَةِ وَ قَوَّامُهَاdenir.
Müellifin Nisâ 34'ün ilk cümlesi için önerdiği karşılık. Alternatif olarak "Eril kişiler /erkekler de hep kadınlar üzerinden meydana gelirler." meâlini de verir ve "her ikisi de aynı kapıya çıkar" der. "Dâima" kelimesinin gerekçesi kavvâmûne'nin mübâlağa ile ism-i fâil olmasıdır. Cümlenin i'râbı: er-Ricâl müptedâ, kavvâmûne haber (fiil hükmünde), alâ harf-i cer, en-Nisâ mef'ûlü bih gayrî sarih.
Bütün bu açıklamalardan sonra âyetin ilk cümlesi için daha isabetli olduğuna kanaat getirdiğimiz meâlin şu şekilde olması gerekmektedir: (er-ricalu kavvamuna ale’n Nisâ) “Eril kişiler de dâima kadınlarda oluşurlar.” ُ ...اَلرِّجَالEril kişiler / erkekler َ ...قَوَّامُونOlmak, gerçekleştirmek, ortaya çıkmak ve devam etmek” … عَلَىde, da. ... النِّسَٓاءDişi tür / kadınlar.
Kocalar, karılarının âmiri / reisi konumundadır. Çünkü Allah erkeklere kadınlardan daha fazla hak ve yetki vermiş bulunmakta, ayrıca erkekler evlenirken eşlerine mehir vermekte, evlendikten sonra da hane halkının geçim masraflarını üstlenmekteler. İyi kadınlar kocalarına karşı itaatkardırlar. Ayrıca onlar Allah'ın korunmasına yönelik emri uyarınca iffet ve namuslarını korurlar. Dik başlılık ve hırçınlığından yıldığınız yuvayı yıkacağından kaygılandığınız karılarınıza gelince, onlara ilkin öğüt verin. Öğüt fayda etmezse onları yataklarında yalnız bırakabilirsiniz. Bununla da yola gelmezlerse onlara tokat atabilirsiniz. Ama eğer itaat ederlerse onları cezalandırmak için bahane aramayın. Şüphesiz Allah çok yücedir, büyüktür.
Müellif bu meâli, çalışmanın merkezine koyduğu tarihselci söylemin temsilcisi olarak aktarır: M. Öztürk 'vadribuhunne'ye "onlara (kadınlara) tokat atabilirsiniz" mânâsı verdikten sonra bu ifade bağlamında tarihselci söylemi geliştirmiştir. Müellif bu meâli benimsemez; kitap boyunca tenkit konusu yapacağını bildirir.
Bununla da yola gelmezlerse onlara tokat atabilirsiniz. Ama eğer itaat ederlerse onları cezalandırmak için bahane aramayın. Şüphesiz Allah çok yücedir, büyüktür. (Mustafa Öztürk meâli)
Müellif bu karşılığı reddeder: bu mânâyı verebilmek için fiil ile mef'ûl arasında bir 'an' harf-i cer'i bulunması gerekir, âyette o 'an' harf-i cer'i yoktur.
Allah'ın insanlardan bir kısmını diğerlerine üstün kılması sebebiyle ve mallarından harcama yaptıkları için erkekler kadınların yöneticisi ve koruyucusudur…
Müellif bu meâli, âyetteki iki "mâ" edatını da mastariye mâ'sı sayan meâllerin örneği olarak verir: yazarlar fiil olan "faddale"ye "üstün kılması", fiil olan "enfekû"ya "harcama yaptıkları" şeklinde mastar mânâsı vermişlerdir.
Allah’ın insanlardan bir kısmını diğerlerine üstün kılması sebebiyle ve mallarından harcama yaptıkları için erkekler kadınların yöneticisi ve koruyucusudur… (Diyanet Vakfı Meâli)
Müellif, Nisâ 34'ün nüzul sebebi olarak gösterilen bu rivayeti ayrıntılı biçimde eleştirir: rivayet kabul edilirse Allah resûlünün o güne kadar kadın dövme olayıyla karşılaşmamış veya umursamamış olması, "kısas yap" demesinden önce dövülen kadınların kocalarını dövmüş olması, "Allah'ın istediği daha hayırlıdır" demesiyle erkekleri dövmekten alıkoymamış olması gerekir. Şikâyet bir adli vakadır ve gerekçesi araştırılmalıdır; olayı sormadan "kısas yap", ardından "erkekler kadınların hâkimidir" diyerek dayağı sineye çekmesini söylemek sıradan bir hâkime bile yakışmaz. Müellife göre rivayetler üzerinden kelimelere anlam vermenin ilkesizliğinden beteri bu rivayetlerin nüzul sebebi sayılmasıdır.
Râzî bu âyetin nüzul sebebi hakkında şunları söylemektedir: İbn Abbas (r.a) bu âyetin Muhammed ibn Seleme’nin kızı ile ensarın ileri gelenlerinden biri olan kocası Sa’d b. Rebi hakkında nazil olduğunu söylemiştir. Zira Sa’d ona bir tokat atmış, o da kocasının yatağını hemen terk ederek (…) şikâyet etmiştir.
Müellif bu karşılığı reddeder: âyette 've nihâyet…' şeklinde anlam verebilecek kelime yoktur; bu meâl de kadının hiçbir hak verilmeden sokağa atılmasını söyleyen ulemânın görüşüyle aynıdır.
Müellif bu karşılığı reddeder: âyette 'onları geçici olarak evden…' şeklinde anlam verebilecek kelimeler yoktur; bu meâl, kadının kendisine hiçbir hak verilmeden sokağa atılmasını söyleyen ulemânın görüşüdür.
Onları geçici olarak evden uzaklaştırınız. (B. Bayraklı)
Gizliyi (kimse görmese de namuslarını) koruyucudurlar…
Müellif parantez içi '(kimse görmese de namuslarını)' eklemesinin âyette bulunmadığını, bu tür eklemelerin âyete sokuşturulmuş, Kur'an temelli olmayan anlamlar olduğunu söyler.
- Gizliyi (kimse görmese de namuslarını) koruyucudurlar… (TDV meâli)
Müellif, âyetteki iki "mâ" edatının müfessirlerin dediği gibi ism-i mevsul sayılması hâlinde mânânın "Allah'ın, onların bazısını bazısına üstün yaptığı şey/ler sebebiyle ve mallarından infak ettikleri şey/ler sebebiyle" olacağını, böylece ortaya ne olduğu bilinmeyen "şey/ler" çıktığını gösterir. Bu boşluğu müfessirlerin "erkeklerin daha akıllı ve güçlü olması" ile doldurduğunu, bu okumada fizikî güç ve akıl üstünlüğünün Allah'tan, infak üstünlüğünün ise erkeğin kendinden geldiğini kaydeder. Müellifin kendi tercihi birinci "mâ"nın mastariye mâ'sı olmasıdır.
Görüldüğü gibi cümlede iki defa geçen ( ماma) edatının ‘ism-i mevsul’ olarak alınması durumunda ortaya ne olduğu bilinmeyen “şey/ler” çıkmaktadır. Müfessirlerimiz âyetteki cümleden ne olduğu anlaşılmayan bu “şey/lerin” erkeklerin kadınlara nazaran daha akıllı ve daha güçlü olmaları olduğunu söylemiştir.
Müellifin tenkidi: 'kadınları dövün' anlamı ne âyetin kendisinden, ne âyetin Kur'an'daki bağlamlarından, ne de Kur'an'ın önerdiği yaşam biçiminden çıkarılmıştır; tarih boyunca toplumların yapageldiği uygulamaların dayattığı bir anlamdır. Buna rağmen bu tek ifade, müminlerin Kur'an'a inancının yönünü belirleyecek hâle getirilmiş, Kur'an'ın tarihsel bir metin olup olmadığı tartışmasının nesnesi olmuştur. Müellif çalışmasında yalnız bu ifadeyi değil âyetin tamamını ve bağlantılarını ele alacağını, ayrıca geçmiş müfessirlerin en itibarlılarından Fahreddin er-Râzî'nin bu âyetle ilgili söylediklerini inceleyeceğini belirtir. Bölümde âyetin Arapça metni verilmiştir ancak PDF çıkarımı sebebiyle harf/kelime dizilişi bozuktur; teşhis Türkçe metinde açıkça yazılan "Nisâ Sûresi 34. âyet" / "Nisâ 4/34" ibarelerine dayanmaktadır.
Geçmişte yazılmış tefsirlerin neredeyse tamamında ve günümüzde yazılmış olanların büyük bir kısmında “kadınları dövün” anlamı verilmiş olan ( وَاضْرِبُوهُنvadribuhunne) ifadesi günümüzde kadınların dövülüp dövülmeyeceği tartışmasının ötesine geçerek Kur’an’ın tarihsel bir metin olup olmadığı tartışmalarının nesnesi olmuştur.
Müellife göre âyetteki fe's-sâlihât kaydına hiçbir ayırt edici tanım getirilmemiştir; sâlih olmanın cinsiyetle alâkası yoktur ve azınlık üzerinden tüm topluma kısıtlama getirilmesi doğru değildir.
İşte bu yüzden Nisâ 34. âyette geçen (fe's sâlihat) kavramı, öznesi sadece kadınlar olduğu hâlde hiçbir şekilde özel bir anlatıma bağlanmamış, kendisine hiçbir ayırt edici tanımlama getirilmemiştir. Bundan da öte Kur'an'ın hiçbir yerinde kadına ayrı erkeğe ayrı sâlih/sâliha tanımı yapılmamış, erkeği sâlih yapan şeyler neyse kadını da sâliha yapan şeylerin aynı şeyler olduğu belirtilmiştir.
Müellifin bu bölümde savunduğu karşılık: havf kelimesinin sözlüklerdeki "kuvvetle tahmin etmek, kesin kanaat getirmek, kesine yakın olarak bilmek" anlamı esas alınmalıdır; âyet korkuyu/endişeyi değil kesin kanaati şart koşar.
Kelimeye bu anlam üzerinden mânâ verdiğimizde cümle şu anlama gelecektir: … vellâtî tehâfûne nüşûzehünne: Nüşûzlarına kesin kanaat getirdiğiniz kadınlar.
Erkekler kadınları, Allah’ın kendilerine onlardan daha fazla bağışladığı nimetler ve sahip oldukları servetten yapabilecekleri harcamalarla koruyup gözetirler. Dürüst ve erdemli kadınlar, gerçekten Allah’ın korunmasını buyurduğu mahremiyeti koruyan, sadık ve itaatkâr kadınlardır. Serkeşliklerinden endişe ettiğiniz kadınlara gelince, onlara önce nasihat ediniz, sonra yattıkları yatakta yalnız bırakınız; yine de itaat etmezlerse onları geçici olarak evden uzaklaştırınız. Bundan sonra itaat ederlerse, onları incitmekten kaçınınız. Allah gerçekten yücedir; büyüktür.
Müellife göre bu meâl de önce-sonra-yine de itaat etmezlerse şeklinde âyette bulunmayan bir tertip kurar ve darabehunne'ye geçici olarak evden uzaklaştırınız mânâsı verir; bunların hiçbiri âyetin kelimelerinin karşılığı değildir.
Serkeşliklerinden endişe ettiğiniz kadınlara gelince, onlara önce nasihat ediniz, sonra yattıkları yatakta yalnız bırakınız; yine de itaat etmezlerse onları geçici olarak evden uzaklaştırınız. Bundan sonra itaat ederlerse, onları incitmekten kaçınınız. Allah gerçekten yücedir; büyüktür. (Bayraktar Bayraklı meâli)
Erkekler, kadınların koruyucusudurlar. Bu, Allah’ın her birine diğerinden üstün özellikler vermesi ve erkeklerin mallarından (eşleri için) harcamaları sebebiyledir. İyi kadınlar, Allah’a itaat edenler ve Allah’ın korumasına karşılık yalnızken kendilerini koruyanlardır.Boşanıp gitmesinden korktuğunuz kadınlarınıza öğüt verin, yataklarından ayrılın ve kendilerini rahat bırakın Sizi gönülden kabul ederlerse onlara karşı başka bir yol aramayın (boşanmaya kalkmayın). Allah yücedir, büyüktür.
Müellife göre darabehunne kelimesine rahat bırakın gibi bir mânâ verilmesi de imkânsızdır; ayrıca sadece kanitâtun şeklinde gelen kelimeye lillâh eklenmesi ve genel ifadelerin kocalara/karılara daraltılması bu meâllerin ortak tasarruflarındandır.
Boşanıp gitmesinden korktuğunuz kadınlarınıza öğüt verin, yataklarından ayrılın ve kendilerini rahat bırakın Sizi gönülden kabul ederlerse onlara karşı başka bir yol aramayın (boşanmaya kalkmayın). Allah yücedir, büyüktür. (Süleymaniye Vakfı meâli)
Allah, insanları birbirinden üstün kıldığı ve mallarından harca(yıp kadınların geçmini sağla)dıkları için erkekler, kadınlar üzerinde yöneticidirler. Bundan dolayı iyi kadınlar ita’atkar olup, Allah’ın kendilerini korumasına karşılık (Allah’ın verdiği başarı ile) gizliyi korurlar (kocalarına asla ihanet etmezler). Hırçınlık, etmelerinden korktuğunuz kadınlara öğüt verin, yataklarda onlara sokulmayın, onları dövün. Eğer size ita’at ederlerse artık onların aleyhine başka bir yol aramayın. Çünkü Allah yücedir, büyüktür.
Müellife göre nüşûz kelimesine hırçınlık/serkeşlik mânâsı vermek, tehâfûne ifadesine korktuğunuz anlamı vermek ve enfakû gibi lâzım bir fiile müteaddî anlam yüklemek âyetin kelimelerine sadâkatsizliktir.
Hırçınlık, etmelerinden korktuğunuz kadınlara öğüt verin, yataklarda onlara sokulmayın, onları dövün. Eğer size ita’at ederlerse artık onların aleyhine başka bir yol aramayın. Çünkü Allah yücedir, büyüktür. (Süleyman Ateş meâli)
ERKEKLER kadınların koruyup gözeticisidirler; çünkü Allah erkeklerle kadınları farklı alanlarda üstün yeteneklerle donatmıştır; bir de erkekler servetlerinden harcama yapmaktadırlar. Dürüst ve erdemli kadınlar hem (Allah’a) boyun eğen, hem de Allah’ın koruduğu (iffeti, eşlerinin) yokluğunda da koruyan kadınlardır. Sadâkatsizlik etmelerinden çekindiğiniz kadınlara gelince: onlara önce öğüt verin, sonra yataklarında yalnız bırakın, nihâyet darp edin! Ardından size itaat ederlerse, aşırı giderek onlar aleyhine bir yol benimsemeyin! Allah, gerçekten yücedir, büyüktür.
Müellife göre bu meâlde de önce-sonra-nihâyet şeklinde âyette olmayan bir tertip kurulmuş, özne olan ellâtî ifadesi kadınlara gelince denilerek nesneye çevrilmiş ve darabehunne'ye darp edin mânâsı verilmiştir.
Sadâkatsizlik etmelerinden çekindiğiniz kadınlara gelince: onlara önce öğüt verin, sonra yataklarında yalnız bırakın, nihâyet darp edin! Ardından size itaat ederlerse, aşırı giderek onlar aleyhine bir yol benimsemeyin! Allah, gerçekten yücedir, büyüktür. (Mustafa İslamoğlu meâli)
Erkekler kadınları gözetirler. Zira ALLAH herbirine farklı yetenekler ve özellikler vermiştir. Nitekim erkekler evin geçiminden sorumludur. Erdemli kadınlar, (Tanrı’nın yasasına) boyun eğer ve ALLAH’ın korumasını emrettiği (onur ve iffetlerini) tek başlarına bile olsalar korurlar. İffetlerinden endişe duyduğunuz kadınlara öğüt verin, yataklarınızı ayırın ve nihâyet onları çıkarın. Size itaat ederlerse onlara karşı bir yol aramayın. ALLAH Yücedir, Büyüktür.
Müellife göre darabehunne kelimesine salıverin, çıkarın, evden uzaklaştırın gibi mânâlar verilmesi de dövün mânâsı verilmesi kadar imkânsızdır; ayrıca faddala'ya farklı yetenek mânâsı verip erkeklere tahsis etmek âyette bulunmayan bir tasarruftur.
İffetlerinden endişe duyduğunuz kadınlara öğüt verin, yataklarınızı ayırın ve nihâyet onları çıkarın. Size itaat ederlerse onlara karşı bir yol aramayın. ALLAH Yücedir, Büyüktür. (Edip Yüksel meâli)
Allah’ın insanlardan bir kısmını diğerlerine üstün kılması sebebiyle ve mallarından harcama yaptıkları için erkekler kadınların yöneticisi ve koruyucusudur. Onun için sâliha kadınlar itaatkârdır. Allah’ın kendilerini korumasına karşılık gizliyi (kimse görmese de namuslarını) koruyucudurlar. Baş kaldırmasından endişe ettiğiniz kadınlara öğüt verin, onları yataklarda yalnız bırakın ve (bunlarla yola gelmezlerse) dövün. Eğer size itaat ederlerse artık onların aleyhine başka bir yol aramayın; çünkü Allah yücedir, büyüktür.
Müellif bu meâli, âyetin altına yazılabilmesi için yapılan on sekiz tasarrufu sıraladığı eleştiri listesinin muhatabı olarak aktarır: er-Ricâl ve en-Nisâ'nın koca-karıya daraltılması, faddala'ya üstünlük mânâsı verilmesi, vâv'ın fâ'ya çevrilmesi, âyette bulunmayan sıralama ifadelerinin eklenmesi ve darabehunne'ye dövün mânâsı verilmesi.
Baş kaldırmasından endişe ettiğiniz kadınlara öğüt verin, onları yataklarda yalnız bırakın ve (bunlarla yola gelmezlerse) dövün. Eğer size itaat ederlerse artık onların aleyhine başka bir yol aramayın; çünkü Allah yücedir, büyüktür. (Diyanet Vakfı meâli)
Onlara ilkin öğüt verin. Öğüt fayda etmezse onları yataklarında yalnız bırakabilirsiniz. Bununla da yola gelmezlerse onlara tokat atabilirsiniz…
Müellife göre bu meâldeki Türkçe kelimeler âyetteki kelimelerin hemen hiçbirinin karşılığı değildir; ayrıca ilkin, fayda etmezse, bununla da yola gelmezlerse gibi ilâveler âyette olmadığı hâlde parantez kullanılmadan eklenmiştir ve tertip bildirmeyen vâv edatı sebebiyle emirleri sıraya dizmenin imkânı yoktur.
Onlara ilkin öğüt verin. Öğüt fayda etmezse onları yataklarında yalnız bırakabilirsiniz. Bununla da yola gelmezlerse onlara tokat atabilirsiniz… (M. Öztürk meâli)
onlara (önce) öğüt verin. (Vazgeçmezlerse) kendilerini yataklarında yalnız bırakın. (Yine kâr etmezse) dövün
Müellif bu uzun alıntıyı eleştirmek için aktarır. Râzî'nin “Zira ifadenin zahiri her ne kadar üçünün de birlikte yapılacağını gösterse bile âyetten anlaşılan bunlar arasında bir sıraya riayet etmeyi göstermektedir” cümlesini, ulemânın âyetlere yaklaşımını ele veren ibretlik bir cümle olarak niteler; âyetin gramer yapısı tertip göstermediği hâlde tertip iddiasında ısrar edilmesini izah etmenin bir yolu olmadığını söyler.
Nitekim Râzî, tefsirinde bu emirlerin şöyle bir sıralama ile yapılması gerektiğini ifade etmiştir: İtaatsiz Kadına Yapılacak Muamele Sonra Cenab-ı Hak, “onlara (önce) öğüt verin. (Vazgeçmezlerse) kendilerini yataklarında yalnız bırakın. (Yine kâr etmezse) dövün” buyurmuştur.
Eve girdiğinizde ayağa kalkmayan, çağırdığınızda 'Buyur efendim.' diyerek gelmeyen, emrettiğinizde hiçbir itiraz getirmeden emirlerinizi gönülden yerine getirmeyen, yatağınıza güler yüzle gelmeyen kadınlara nasihat edin. Eğer ... devam ederlerse yatma yerlerinde onları yalnız bırakın. Eğer ... devam ederlerse bu sefer onları dövün. Eğer bu dayaktan sonra ... artık onların aleyhine olacak bir davranışta bulunmayın.
Müellif, Râzî'nin nüşûz tanımını âyete uyguladığında ortaya çıkan anlamı gösterip reddeder: "Peki ya hâlâ aynı şeylere devam ediyorlarsa... Sonu gelmez dayak seanslarına mı başvuracağız?" Böyle bir yaklaşımı "seviyesiz ve çözümsüz" bulur ve Allah'ın âyetlerine yakıştırılamayacağını söyler.
Râzî'nin bu tanımına göre âyet şunu demiş olmaktadır: "Eve girdiğinizde ayağa kalkmayan, çağırdığınızda 'Buyur efendim.' diyerek gelmeyen, emrettiğinizde hiçbir itiraz getirmeden emirlerinizi gönülden yerine getirmeyen, yatağınıza güler yüzle gelmeyen kadınlara nasihat edin.
Müellifin kendi okuması: âyetin devam cümlesi ‘vellâtî’ ism-i mevsûlüyle başlar, yapı [vellâtî (teḣâfûne nuşûzehunne)] şeklindedir; parantez içi sıla cümlesi kadınları tanıtan sıfat cümlesidir. Âyetin öncesindeki en-Nisâ ve fe’s-sâlihât kelimelerindeki kadınların bu fiili yaptığına dair emâre olmadığından, bahse konu kadınlar daha önceki âyetlerde (Nisâ 15’ten itibaren) tanıtılan, normalin dışına çıkmış kadınlardır. Âyetin devamındaki üç emir fiil de bu kadınların lehine açılan yoldur. Bu bölümde ‘havf’ fiilinin izahı sonraki bölüme bırakılmıştır.
“Nüşûzlarından havf ettiğiniz kadınlar” cümlesine göre bu âyetin öncesinde arayacağımız kadınların en büyük ve tanıtıcı özellikleri “nüşûz” sahibi olmalarıdır.
Müellifin 'hâfizâtün li'l-gayb'a verilen meâlleri karşılaştırdığı listede yer alır; müellif bu meâllerin hiçbirini onaylamadığını, kendi tercihinin 'o gaybı (hamileliği) korurlar' olduğunu belirtir.
Onun için sâliha kadınlar itaatkârdır. Allah'ın kendilerini korumasına karşılık gizliyi (kimse görmese de namuslarını) koruyucudurlar.
Müellif bu meâli eleştiri konusu yapar; "itaatkâr" karşılığının kime itaat olduğu tarifsizdir ve arkasında kocaya itaati emreden tefsirler vardır.
Onun için sâliha kadınlar itaatkârdır. Allah'ın kendilerini korumasına karşılık gizliyi (kimse görmese de namuslarını) koruyucudurlar. (Diyanet Vakfı meâli)
Erdemli kadınlar, (Tanrı'nın yasasına) boyun eğer ve ALLAH'ın korumasını emrettiği (onur ve iffetlerini) tek başlarına bile olsalar korurlar.
Müellif bu meâli eleştirmek üzere aktarır: cümlede 'billâhi' mef'ûlü olmadığı hâlde "(Tanrı'nın yasasına) boyun eğer" denilmiştir.
Erdemli kadınlar, (Tanrı'nın yasasına) boyun eğer ve ALLAH'ın korumasını emrettiği (onur ve iffetlerini) tek başlarına bile olsalar korurlar. (Edip Yüksel meâli)
Müellifin âyete dair sarf-nahiv tespiti: es-Sâlihât Kur'an'da yalnız burada müptedâ/özne olarak gelir; Âsım b. Behdele kıraatinde fe's-Sâlihâtu kânitâtun hâfizâtun, İbn Mes'ûd kıraatinde fe's-Savâlihu kavânitun havâfizu okunur ve müellif -öznesi kadınlarsa- İbn Mes'ûd okuyuşunu daha uygun bulur.
Bu demektir ki Kur'an'ın tamamında kelimenin bir cümlenin müptedâsı (öznesi) olarak geldiği tek yer Nisâ 34. âyettir. Bu kelimeyle ilgili bilinmesi gereken bir başka durum ise elimizdeki Âsım b. Behdele kıraati ve diğer kıraatlerin İbn Mes'ûd kıraati ile arasında farklılıklar bulunmaktadır.
1- Allah'ın onların (kadın ve erkeğin) bazısını bazısında çoğaltmasından dolayı erkekler de dâima kadınlarda meydana gelirler… 2- Allah'ın onların (kadın ve erkeğin) bazısını bazısına göre çoğalabilir hâle getirmesinden dolayı, erkekler de kadınlar üzerinden ortaya çıkarlar ve devamlılıklarını sağlarlar…
Müellifin önceki bölümlerde önerdiği iki alternatif meâl. Hangisinin daha isâbetli olduğunu belirleyecek olan, bu bölümde işlenen son cümledir ('vebimâ enfekû min emvâlihim'); müellif sonunda ikinci okuyuşu tercih eder.
Geçen iki bölümde âyetin ilk cümlesini belli bir yere kadar işlemiş ve iki farklı meâl vererek bu iki meâlden hangisinin daha isâbetli olduğunu belirleyecek olanın cümlenin son kısmı olduğunu belirtmiştik:
Kocalar, karılarının amiri / reisi konumundadır. Çünkü Allah erkeklere kadınlardan daha fazla hak ve yetki vermiş bulunmakta, ayrıca erkekler evlenirken eşlerine mehir vermekte, evlendikten sonra da hane halkının geçim masraflarını üstlenmekteler. İyi kadınlar kocalarına karşı itaatkardırlar. Ayrıca onlar Allah'ın korunmasına yönelik emri uyarınca iffet ve namuslarını korurlar. Dik başlılık ve hırçınlığından yıldığınız yuvayı yıkacağından kaygılandığınız karılarınıza gelince, onlara ilkin öğüt verin. Öğüt fayda etmezse onları yataklarında yalnız bırakabilirsiniz. Bununla da yola gelmezlerse onlara tokat atabilirsiniz. Ama eğer itaat ederlerse onları cezalandırmak için bahane aramayın. Şüphesiz Allah çok yücedir, büyüktür.
Müellif bu meâli eleştirmek için aktarır; meâldeki ifadelerin âyetin kelimeleriyle karşılığının olmadığını, 'Allah' hâriç hiçbir kelimenin metinde bulunmadığını savunur.
Müellif Kurtubî'nin (el-Câmi' li-ahkâmi'l-Kur'ân, c.5, s.174) fe-izûhunne açıklamasını aktarır ve bunu reddeder: eğer ulemâ vâv edatının tertip bildirmediğine sadık kalsaydı, tefsir adı altında âyetin altına bu satırları yazma imkânı kalmazdı.
“Öğüt verin” buyruğundan kasıt, Allah’ın kitabı ile onlara öğüt verin, demektir. Yani onlara, “Allah’ın kendileri için vacip kılmış olduğu güzel arkadaşlık, koca ile güzel geçimi hatırlatın, kocasının kendisi üzerindeki üstünlüğünü itiraf etmesi gerektiğini hatırlatın.
Nüşûzundan korktuğunuz kadınlar, onlara (dişil) öğüt verin…
Müellifin, mevcut meâllerin anlamlarını koruyup yalnızca ism-i mevsûlü özne kabul ederek kurduğu deneme cümlesi. Amacı, hazf kabul edilmediğinde meâllerin anlamının "başı başka devamı bambaşka", Türkçe olarak bile bozuk bir cümleye dönüştüğünü göstermektir. Bu, müellifin savunduğu meâl DEĞİLDİR.
Meâllerdeki anlamları doğru varsayarak cümleye mânâ verilmesi durumunda yani "kadınlar" kelimesinin sonuna "-a" sesi eklemeden mânâ verilmesi durumunda şöyle olmaktadır: "Nüşûzundan korktuğunuz kadınlar, onlara (dişil) öğüt verin…" Türkçe hâlinden bile bozuk bir cümle olduğu anlaşılan bu cümlenin isim cümlesi olduğunu da göz önüne aldığımızda durum daha da karmaşık bir hâl almaktadır.
Allah'ın onların (kadın ve erkeğin) bazısını bazısına göre çoğalabilir hâle getirmesinden dolayı, erkekler de kadınlar üzerinden ortaya çıkarlar ve devamlılıklarını sağlarlar, (her ikisinin de ortaklaşa sahip oldukları) kendi mallarından talep sahibi olmaları buna (kadının çoğalabilir olmasına) göredir. İtidal üzere olanlar (dişil), Allah'ın belirlediği ilkelere göre o gayb'ı oldukları gibi koruyarak (dişil) üzerlerine düşeni yapanlardır.
Âyetin "er-ricâlu kavvâmûne ale'n-nisâ… fe's-sâlihâtu kânitâtun hâfizâtun li'l-gayb" kısmına müellifin kendi verdiği karşılık. Müellife göre bu kısım insanlar arasındaki hukukun temelini belirler; âyet önce tüm insanlığa hitap eden umûmî bir dil kullanır, sonra "siz" diyerek tercihini bu hukuktan yana yapmış dar çerçeveli muhataba geçer.
Âyetin bu kısmı insanlar arasındaki hukukun temelini belirlemiştir. İnsanlık için konulmuş işte bu hukuk temeline güvenmek ya da güvenmemek insanların kendi tercihleridir. Tercihlerini tüm insanlık için konulmuş bu hukuka göre yapanlar mümin, yapmayanlar ise mümin değildir.
Kadınlar ve erkekler kendi mallarından infak ederler.
Müellifin, vâv'ın salt atıf edatı olması varsayımı altında ortaya çıkan ara okuması. Bu durumda 'enfekû' fiilinin fâili hem kadınlar hem erkekler olur. Müellif ayrıca cümlede infakın ne için veya kim için yapıldığının belirtilmediğini tekrarlar. Devamında vâv'ın salt atıf olamayacağını, çünkü öyle olsa 'bimâ'nın tekrarına gerek kalmayacağını söyler.
Çünkü eğer bu bağlaç sadece atıf edatıysa cümlenin i'râbı kendisinden önceki cümlenin i'râbına tâbidir demektir ve bu durumda (enfekû) fiilinin öznesi hem 'en-Nisâ' hem de 'er-racul' olmak durumunda kalacaktır. Böyle olması durumunda cümlenin anlamı “Kadınlar ve erkekler kendi mallarından infak ederler.” olacaktır.
Eğer nüşûzundan emin olduğunuz kadınları evlerde tuttuysanız onları doğru olana yönelten sözler söyleyin, yatma yerlerinde onları yalnız bırakın, haklarını eksiltmeden rehabilite edin. Eğer gönüllü olarak size uyarlarsa artık onların aleyhlerine olacak bir yöntem aramayın. Hiç şüphesiz ki Allah, Aliyyen Kebiran'dır.
Müellifin vasribuhunne (ص) okuyuşuna ve hazfedilmiş şart cümlesi çıkarımına dayanan özgün/gelenek-dışı meâli. 'vadribuhunne'ye dövün yerine 'haklarını eksiltmeden rehabilite edin' anlamı veriyor.
و اضربوهن فان اطعنكم فلا تبغوا عليهن سبيلا ان الله كان عليا كبيرا
Allah'ın insanlardan bir kısmını diğerlerine üstün kılması sebebiyle ve mallarından harcama yaptıkları için erkekler kadınların yöneticisi ve koruyucusudur. Onun için sâliha kadınlar itaatkârdır. Allah'ın kendilerini korumasına karşılık gizliyi (kimse görmese de namuslarını) koruyucudurlar. Baş kaldırmasından endişe ettiğiniz kadınlara öğüt verin, onları yataklarda yalnız bırakın ve (bunlarla yola gelmezlerse) dövün. Eğer size itaat ederlerse artık onların aleyhine başka bir yol aramayın; çünkü Allah yücedir, büyüktür.
Müellifin eleştirdiği geleneksel meâl örneği; sıralama ve 'dövün' anlamını içerir.
Baş kaldırmasından endişe ettiğiniz kadınlara öğüt verin, onları yataklarda yalnız bırakın ve (bunlarla yola gelmezlerse) dövün.
Allah'ın onların (kadın ve erkeğin) bazısını bazısına göre çoğalabilir hale getirmesinden dolayı, erkekler de kadınlar üzerinden ortaya çıkarlar ve devamlılıklarını sağlarlar, (her ikisinin de ortaklaşa sahip oldukları) kendi mallarından talep sahibi olmaları buna (kadının çoğalabilir olmasına) göredir...
Müellifin özgün/gelenek-dışı meali. 'Kavvâmûne ale'n-nisâ'yı 'âmir/reis' değil 'çoğalma' (fadl=çoğalabilir kılma) temelinde okur. 'fe's-Sâlihâtu kânitât' kısmını 'düzgün kadınlar üzerine düşeni mütevâzîlikle yerine getirenlerdir' diye anlar.
Allah'ın onların (kadın ve erkeğin) bazısını bazısına göre çoğalabilir hale getirmesinden dolayı, erkekler de kadınlar üzerinden ortaya çıkarlar ve devamlılıklarını sağlarlar, (her ikisinin de ortaklaşa sahip oldukları) kendi mallarından talep sahibi olmaları buna (kadının çoğalabilir olmasına) göredir.
Müellifin gelenek-dışı özgün okuması; 'kavvâmûn'u yöneticilik değil 'çoğalabilir kadınlar üzerinden ortaya çıkıp devamlılık sağlama', 'enfekû'yu 'talep/nafaka sahibi olma' diye çevirir.
Kocalar, karılarının âmiri / reisi konumundadır. Çünkü Allah erkeklere kadınlardan daha fazla hak ve yetki vermiş bulunmakta, ayrıca erkekler evlenirken eşlerine mehir vermekte, evlendikten sonra da hane halkının geçim masraflarını üstlenmekteler. İyi kadınlar kocalarına karşı itaatkardırlar... Bununla da yola gelmezlerse onlara tokat atabilirsiniz. Ama eğer itaat ederlerse onları cezalandırmak için bahane aramayın. Şüphesiz Allah çok yücedir, büyüktür.
Tarihselci okumanın merkezindeki meâl; vadribûhunne'ye 'tokat atabilirsiniz' anlamı verilmiş.
Müellifin 'vehcurûhunne fi'l-medâci' ibaresine verdiği özgün kısmî meâl; geleneğin aksine sıralama içermeyen, tüm (bekâr/dul/evli) kadınları kapsayan ve kadının lehine yorumlanan bir okuma.
وَاهْجُرُوهُنَّ فِي الْمَضَاجِعِ — Yatma yerlerinde onları yalnız bırakın.
Nüşûzundan korktuğunuz kadınlara önce öğüt verin, nüşûzlarından vazgeçmezlerse sonra yataklarında yalnız bırakın, buna rağmen yine nüşûzlarından vazgeçmezlerse dövün.
Müellif bu yaygın meâli eleştirir; 'vellâtî' ism-i mevsûlünün âyeti Nisâ 15-19'a bağladığını, 'nüşûz'un 'normalin dışına çıkmak' olduğunu savunur ve geleneksel okumayı reddeder.
Allah'ın onların (kadın ve erkeğin) bazısını bazısına göre çoğalabilir hâle getirmesinden dolayı, erkekler de kadınlarda ortaya çıkarlar ve devamlılıklarını sağlarlar, (her ikisinin de ortaklaşa sahip oldukları) kendi mallarından talep sahibi olmaları buna (kadının çoğalabilir olmasına) göredir. (Çoğalma konusunda) Dürüst olan kadınlar, Allah'ın belirlediği ilkelere göre o gayb'ı oldukları gibi koruyarak üzerlerine düşeni yapanlardır.
Müellifin gelenek-dışı özgün okuması: kavvâmûne 'erkekler kadınlar üzerinden ortaya çıkar/çoğalır', hâfizâtun li'l-gayb 'o gaybı (hamileliği) koruyarak'.
Erkekler kadınlar üzerine hâkimdirler. Çünkü Allah onlardan bazısını (erkekleri), bazısından (kadınlardan) üstün kılmıştır... Şerlerinden, serkeşliklerinden korktuğunuz kadınlara gelince, onlara (önce) öğüt verin. (Vazgeçmezlerse) kendilerini yataklarında yalnız bırakın. (Yine kar etmezse) dövün. Size itaat ederlerse aleyhlerinde bir yol aramayın.
Râzî'nin kavvâmûn'a verdiği 'hâkim' anlamı; müellife göre kelimenin sözlük anlamı değildir.
Allah'ın onların (kadın ve erkeğin) bazısını bazısına göre çoğalabilir hâle getirmesinden dolayı, erkekler de kadınlar üzerinden ortaya çıkarlar ve devamlılıklarını sağlarlar.
Müellifin, 'er-ricâlu kavvâmûne ale'n-nisâ bimâ faddala(A)llâhu ba'dehum alâ ba'din' kısmı için verdiği özgün/gelenek-dışı alternatif meâl. M. Öztürk meâli ('Kocalar karılarının âmiri/reisi konumundadır...') eleştirilmek üzere ayrıca aktarılır.
Onlara va'z edin (zorlama, şantaj veya bunu yapmazsan şöyle yaparım demeden), onları evliliğe zorlamayın ve verdiğiniz öğüdün etkisini göstermesi için onları kendi hâllerine bırakarak istenilen kıvama gelmelerini sağlayın (onları sarıp sarmalayıp tutun, onları kıvama getirin).
Müellif ayetteki üçüncü fiili geleneksel وَاضْرِبُوهُنَّ (vurun) yerine وَاصْرِبُوهُنَّ (sad ile: müdahale etmeden kıvama gelmesi için ortam hazırlamak) olarak okur. Aradaki vav'ın tertip bildirmediğini söyleyerek üç emrin aynı anda yapılacak tek bir iş olduğunu savunur. İkinci fiili (وَاهْجُرُوهُنَّ فِي الْمَضَاجِعِ) 'evliliğe zorlamama' olarak anlar.
Allah'ın bazısını bazısına göre çoğalabilir kılmasından dolayı (kadın ve erkek) buna göre (ortak) mallarından talep sahibi olurlar.
Müellifin Nisâ 34'ün ana cümlesine getirdiği özgün okuma: geleneksel 'erkekler kadınlar üzerine kavvâmdır, çünkü Allah bazısını bazısına üstün kılmıştır' anlayışından farklı olarak 'çoğalabilir kılma' ve ortak mallardan talep ekseninde meal verir.
Allah'ın bazısını bazısına göre çoğalabilir kılmasından dolayı (kadın ve erkek) buna göre (ortak) mallarından talep sahibi olurlar.
Çoğalma işini düzgün bir şekilde yapan kadınlar, Allah'ın koruduğu gaybı koruyarak boyun bükenlerdir.
Müellifin önceki çalışmalarına atıfla hatırlattığı kendi okuması: 'sâlihât' "salih/dindar kadınlar" değil, önceki cümlede geçen çoğalma işini düzgün yapan kadınlardır ve kavram tüm kadınları kapsar. Hûd 11/46'daki 'sâlih' de bu anlamdadır.
Eğer nüşûzundan emin olduğunuz kadınları evlerde tuttuysanız, artık onlara vaaz edin, yatma yerlerinde onları yalnız bırakın ve onları (uyarın/uzaklaştırın)...
Müellifin gizli şart edatı/fiili (إن تمسكوا) Nisâ 15'ten tamamlayarak ulaştığı gelenek-dışı özgün okuması; emirlerin muhâtabı ev hapsini uygulayanlardır, hüküm kadını dövme değildir.
Müellif bu manayı 'sırf ulema öyle söyledi diye' ayette olmayan bir anlama ulaşma örneği olarak eleştirir; ayet numarası makalede verilmemiştir, ibare Nisâ 4/34'ten alınmıştır.
Alles, was in den auf dieser Website veröffentlichten Artikeln und Videos dargelegt wird, ist das, was die Autoren – allen voran Ramazan Demir – aus dem Koran verstanden haben; es ist niemals der Koran selbst.