Als sie nun von ihren Ränken hörte, sandte sie zu ihnen und bereitete ihnen ein Gastmahl. Sie gab einer jeden von ihnen ein Messer und sagte (zu Yusuf): Komm zu ihnen heraus. Als sie ihn sahen, fanden sie ihn groß(artig), und sie zerschnitten sich ihre Hände und sagten: Allah behüte! Das ist kein Mensch, das ist nur ein ehrenvoller Engel.
Wörter im Vers und ihre arabische Grammatik. Klicke ein Wort, um das Detail zu öffnen.
(Aziz kadın) Onların tuzaklarını duyar duymaz, onları davet etti ve onlar için rahat bir ortam hazırladı ve (geldiklerinde) her birine çok sakin davrandı. Sonra (Yusuf’a) dedi ki; “Açıkla onlara!” Sonunda onu anlayıp, onu çok zorladıklarında ve ardından ittifaklarını bozduklarında: “Allah için nitelemelerimizden beriymiş. Eğer bu değerli bir melekten başkası değilse, bunda bir beşerlik de bulunmamaktadır.” dediler.
(Aziz kadın) Onların tuzaklarını duyar duymaz, onları davet etti, ve onlar için rahat bir ortam hazırladı ve (geldiklerinde) her birine çok sakin davrandı. Sonra (Yusuf’a) dedi ki, “açıkla onlara.” Sonunda onu anlayıp, onu çok zorladıklarında ve ardından ittifaklarını bozduklarında: “Allah için nitelemelerimizden beriymiş. Eğer bu değerli bir melekten başkası değilse, bunda bir beşerlik de bulunmamaktadır” dediler.
(Aziz kadın) Onların tuzaklarını duyar duymaz, onları davet etti, ve onlar için rahat bir ortam hazırladı ve (geldiklerinde) her birine çok sakin davrandı. Sonra (Yusuf’a) dedi ki, “açıkla onlara.” Sonunda onu anlayıp, onu çok zorladıklarında ve ardından ittifaklarını bozduklarında: “Allah için nitelemelerimizden beriymiş. Eğer bu değerli bir melekten başkası değilse, bunda bir beşerlik de bulunmamaktadır” dediler.
“Hâşâ! Allah için, bu bir insan değil, ancak şerefli bir melektir” dediler
Diyanet İşleri Başkanlığı (DİB) mealivom Autor zitierte/bewertete ÜbersetzungHadım Edilen Nebî — Yusuf 2güven 0,95
Kadınların kendisini yermesini işitince onları davet etti; koltuklar hazırladı; geldiklerinde her birine birer bıçak verdi. Yusuf’a: “Yanlarına çık” dedi. Kadınlar Yusuf’u görünce şaşıp ellerini kestiler ve “Allah’ı tenzih ederiz ama, bu insan değil ancak çok güzel bir melektir” dediler
Diyanet İşleri Başkanlığı (DİB) mealivom Autor zitierte/bewertete ÜbersetzungHadım Edilen Nebî — Yusuf 2güven 0,95
Kadın, bunların dedikodularını işitince haber gönderip onları çağırdı. (Ziyafet düzenleyip) onlar için oturup yaslanacakları yer hazırladı. Her birine birer de bıçak verdi ve Yûsuf’a, “Çık karşılarına” dedi. Kadınlar Yûsuf’u görünce, onu pek büyüttüler ve şaşkınlıkla ellerini kestiler. “Hâşâ! Allah için, bu bir insan değil, ancak şerefli bir melektir” dediler
Diyanet İşleri Başkanlığı (DİB) mealivom Autor zitierte/bewertete ÜbersetzungHadım Edilen Nebî — Yusuf 2güven 0,95
Kadınlar Yusuf'u görünce şaşıp ellerini kestiler ve "Allah'ı tenzih ederiz ama, bu insan değil ancak çok güzel bir melektir" dediler. (DİB Meali)
Dedikoduları kadının kulağına gelince davetçiler gönderdi. Onlara portakal hazırladı; her birine bir bıçak verdi. Sonra Yusuf'a: "Haydi yanlarına çık" dedi. Kadınlar Yusuf'u görünce büyülendiler ve ellerini kestiler. Dediler ki "Olmaz böyle şey! Allah için bu insan değil, olsa olsa değerli bir melek olur."
(Aziz kadın) Onların tuzaklarını duyar duymaz, onları davet etti ve onlar için rahat bir ortam hazırladı ve (geldiklerinde) her birine çok sakin davrandı. Sonra (Yusuf’a) dedi ki; “Açıkla onlara!” Sonunda onu anlayıp, onu çok zorladıklarında ve ardından ittifaklarını bozduklarında: “Allah için nitelemelerimizden beriymiş. Eğer bu değerli bir melekten başkası değilse, bunda bir beşerlik de bulunmamaktadır.” dediler.
(Aziz kadın) Onların tuzaklarını duyar duymaz, onları davet etti ve onlar için rahat bir ortam hazırladı ve (geldiklerinde) her birine çok sakin davrandı. Sonra (Yusuf’a) dedi ki; “Açıkla onlara!” Sonunda onu anlayıp, onu çok zorladıklarında ve ardından ittifaklarını bozduklarında: “Allah için nitelemelerimizden beriymiş. Eğer bu değerli bir melekten başkası değilse, bunda bir beşerlik de bulunmamaktadır.” dediler.
(Aziz kadın) Onların tuzaklarını duyar duymaz, onları davet etti, ve onlar için rahat bir ortam hazırladı ve (geldiklerinde) her birine çok sakin davrandı. Sonra (Yusuf’a) dedi ki, “açıkla onlara.” Sonunda onu anlayıp, onu çok zorladıklarında ve ardından ittifaklarını bozduklarında: “Allah için nitelemelerimizden beriymiş. Eğer bu değerli bir melekten başkası değilse, bunda bir beşerlik de bulunmamaktadır” dediler.
Ünlü “ellerini kesme” sahnesi kaldırılmıştır: “sikkîn” bıçak değil “sakin davranmak” kökünden, “katta’ne eydiyehünne” ise el kesmek değil “ittifaklarını bozmak” diye çevrilmiştir.
(12/31) (Aziz kadın) Onların tuzaklarını duyar duymaz, onları davet etti, ve onlar için rahat bir ortam hazırladı ve (geldiklerinde) her birine çok sakin davrandı. Sonra (Yusuf’a) dedi ki, “açıkla onlara.” Sonunda onu anlayıp, onu çok zorladıklarında ve ardından ittifaklarını bozduklarında: “Allah için nitelemelerimizden beriymiş. Eğer bu değerli bir melekten başkası değilse, bunda bir beşerlik de bulunmamaktadır” dediler.
(Aziz kadın) Onların tuzaklarını duyar duymaz, onları davet etti, ve onlar için rahat bir ortam hazırladı ve (geldiklerinde) her birine çok sakin davrandı. Sonra (Yusuf’a) dedi ki, “açıkla onlara.” Sonunda onu anlayıp, onu çok zorladıklarında ve ardından ittifaklarını bozduklarında: “Allah için nitelemelerimizden beriymiş. Eğer bu değerli bir melekten başkası değilse, bunda bir beşerlik de bulunmamaktadır” dediler.
Bölüm sonunda, üç bölümlük tahlilin (05-06-07) sonucu olarak müellifin açıkça sahiplendiği tam âyet meâli ("ayete bizim öngördüğümüz meali vereceğiz", "ayetin olması gereken anlamı aşağıdaki gibi olmalıdır"). Yaygın meâlden farkları: bıçak/kesme sahnesi yok, "her birine birer bıçak verdi" yerine "çok sakin davrandı"; "ellerini kestiler" yerine "ittifaklarını bozduklarında"; "hayran kaldılar" yerine "onu çok zorladıklarında"; "yanlarına çık" yerine "açıkla onlara".
Bu açıklamalardan sonra ayetin olması gereken anlamı aşağıdaki gibi olmalıdır.
(Aziz kadın) Onların tuzaklarını duyar duymaz, onları davet etti, ve onlar için rahat bir ortam hazırladı ve (geldiklerinde) her birine çok sakin davrandı. Sonra (Yusuf’a) dedi ki, “açıkla onla-ra.” Sonunda onu anlayıp, onu çok zorladıklarında ve ardından ittifaklarını bozduklarında: “Al-lah için nitelemelerimizden beriymiş. Eğer bu değerli bir melekten başkası değilse, bunda bir beşerlik de bulunmamaktadır” dediler.
Kadınların kendisini yermesini işitince onları davet etti; koltuklar hazırladı; geldiklerinde her birine birer bıçak verdi. Yusuf’a: “Yanlarına çık” dedi. Kadınlar Yusuf’u görünce şaşıp ellerini kestiler ve “Allah’ı tenzih ederiz ama, bu insan değil ancak çok güzel bir melektir” dediler
Bölüm başında, tahlilden önce verilen ve açıkça "(DİB meali)" diye etiketlenen tam meâl. Müellifin eleştirdiği meâldir, sahiplendiği karşılık değildir.
Kadınların kendisini yermesini işitince onları davet etti; koltuklar hazırladı; geldiklerinde her birine birer bıçak verdi. Yusuf’a: “Yanlarına çık” dedi. Kadınlar Yusuf’u görünce şaşıp ellerini kestiler ve “Allah’ı tenzih ederiz ama, bu insan değil ancak çok güzel bir melektir” dediler (DİB meali).
Bölümün sonucu: 12/31'in başındaki mekr, tuzağın içeriğinin belirlenmesiyle anlam kazanır. Kadınların hedefi Azîz kadının tanıklığını geçersiz kılmak ve Yûsuf'un tutuklanmasını veya sorgulanmasını sağlamaktır. Kadınların söylemi mekr diye nitelendiğine göre bilinçli bir söylemdir.
Onların hedefledikleri Yusuf hakkında Aziz kadının yaptığı tanıklığın geçersiz olması ve Yusuf’un kraliyet ehline bir kötülük tasarlama suçlamasıyla tutuklanması veya işkence edilmesidir.
Müellifin bir adım daha ileri götürdüğü ve “daha uygun” diyerek açıkça tercih ettiği karşılık: semiat burada işitmek değil anlamaktır, çünkü duymak duyulandan kastedilen manayı kavramaktır.
cümleciğine “ne zaman ki onların tuzaklarını anladı” manası vermek daha uygun düşecektir.
ne zamanki (yönetici kadın) onların tuzaklarını işitti
Kelime tahlilinin sonucu olarak müellifin zorunlu gördüğü karşılık: bimekrihinne “dedikoduları” değil “tuzakları” demektir.
Şu hâlde 31. ayetin başında geçen cümleye َّبِمَكْرِهِن ْسَمِعَت فَلَمَّا felemma semiat bi mekrihinne “ne zamanki (yönetici kadın) onların tuzaklarını işitti” manası verme zorunluluğu vardır.
Geleneksel anlatımın özeti ve müellifin itirazı: Yûsuf'un güzelliği bir bakışta el kestirecek kadarsa onu gören diğer Mısırlı kadınların da benzer şeyler yaşaması gerekirdi; oysa kıssa boyunca Yûsuf'un beden veya yüz güzelliğine dair tek bir ima bile yoktur.
31. ayet; Azizin karısı kadınların bu dedikodusunu işitmiş ve onları yemeğe davet etmiştir. Her birinin eline bir bıçak vermiş ve Yusuf’a “haydi kadınların önüne çık” demiştir. Bu arada ellerindeki bıçaklarla portakal kesmeyle meşgul olan kadınlar, Yusuf’un güzelliğini görmüş ve farkına varmadan ellerini kestikleri halde herhangi bir acı hissetmemiş, üzerine “olamaz! bu bir beşer değil, olsa olsa kerim bir melektir” demişlerdir.
Âyetin kelime tahlili yönü: mekr kökünün lügat manaları arasında da Kur'an kullanımları arasında da “dedikodu” yoktur. Mekr, hile ile kendi kastını başkasından gizlemektir ve biri övülmüş biri yerilmiş iki çeşidi vardır.
Aslında kelimenin lügat manaları içinde “dedikodu” anlamı yoktur.
Kur’an kullanımların hiçbirinde kelimenin “dedikodu” anlamında kullanıldığı tek bir ayet de yoktur. Kur’an’da dedikodu anlamında başka bir kelime kullanılmıştır.
Kadın, bunların dedikodularını işitince haber gönderip onları çağırdı. (Ziyafet düzenleyip) onlar için oturup yaslanacakları yer hazırladı. Her birine birer de bıçak verdi ve Yûsuf’a, “Çık karşılarına” dedi. Kadınlar Yûsuf’u görünce, onu pek büyüttüler ve şaşkınlıkla ellerini kestiler. “Hâşâ! Allah için, bu bir insan değil, ancak şerefli bir melektir” dediler
Bölüm başında, tahlilden önce verilen ve açıkça (DİB meali) diye etiketlenen meâl. Müellifin eleştiri konusu, bimekrihinne'ye “dedikodu” manası verilmesidir.
Kıssanın bir başka yönünü anlatan bu ayetlerde, ilk önce 31. ayetin başında gelen ve genelde َّبِمَكْرِهِن ْسَمِعَت فَلَمَّا felemma semiat bimekrihinne “kadın onların dedikodularını işitince” şeklinde çevrilen cümle içinde geçen َّبِمَكْرِهِن bimekrihinne kelimesi üzerinde duracağız.
Kadınlar Yusuf'u görünce şaşıp ellerini kestiler ve "Allah'ı tenzih ederiz ama, bu insan değil ancak çok güzel bir melektir" dediler. (DİB Meali)
Müellif, âyetteki 'katta'na eydiyehunne' fiilinin tüm meallerce 'ellerini kestiler (yaraladılar)' şeklinde anlamlandırıldığını eleştirir. Kur'an'daki قطع kelimesinin her kullanımında maddi veya mecazi anlamda 'kesip koparmak' olduğunu, 'yaralamak' anlamının olmadığını gösterir. Mecazi anlam için karinelerin varlığından hareketle âyetin 'ellerini çektiler' (uğraşmayı bıraktılar) anlamına gelmesi gerektiğini savunur.
فَلَمَّا سَمِعَتْ بِمَكْرِهِنَّ أَرْسَلَتْ إِلَيْهِنَّ وَأَعْتَدَتْ لَهُنَّ مُتَّكَأً وَآتَتْ كُلَّ وَاحِدَةٍ مِنْهُنَّ سِكِّينًا وَقَالَتِ اخْرُجْ عَلَيْهِنَّ ۖ فَلَمَّا رَأَيْنَهُ أَكْبَرْنَهُ وَقَطَّعْنَ أَيْدِيَهُنَّ وَقُلْنَ حَاشَ لِلَّهِ مَا هَٰذَا بَشَرًا إِنْ هَٰذَا إِلَّا مَلَكٌ كَرِيمٌ
Kadınlar Yusuf'u görünce şaşıp ellerini kestiler ve "Allah'ı tenzih ederiz ama, bu insan değil ancak çok güzel bir melektir" dediler. (DİB Meali)
Bölüm sonunda, tahlilin sonucu olarak müellifin açıkça sahiplendiği karşılık ("olması daha doğru olacaktır"). Tam âyet meâli değil, "ve kâlet'ihruc aleyhinne" ibaresinin müellife ait çevirisidir. Müellif bunun ardından "Kadın Yusuf'tan neyi göstermesini istemiştir?" sorusunu bir sonraki bölüme bırakır.
Yukarıdaki açıklamalardan sonra ayette geçen ibarenin anlamının, kelimenin göstermek, sahnelemek, gösteri yapmak anlamlarından yola çıkarak … “dedi ki, onlara göster” şeklinde olması daha doğru olacaktır.
Geleneksel kıssa özetinin 12/31 maddesi (el kesme sahnesi). Müellif 'kattaʿne eydiyehunne' ibaresini 31. âyeti işlerken ele aldığını hatırlatır ve kendi meâlinde bunu 'ittifaklarını bozmuşlardı' diye karşılar.
onları yemeğe çağırıp onun dillere destan güzelliğini kadınlara sergiletip, Yusuf’un güzelliğine hayran kalarak şehirli kadınların ellerini kesmelerine (Yusuf 31) sebep olan da yine Aziz’in karısıdır.
Müellifin tahlil sonucu olarak sahiplendiği ibare karşılığı: "mâ hâzâ beşeran" = "bunda bir beşerlik yok", yani şehevî arzularını yerine getirecek, üreyecek bir özelliği yok; ya da "bunda herhangi bir cinsî temas imkânı yok".
Aynı durum Yusuf suresindeki … ma haza beşeran ibaresi için de söz konusudur. Kadınların, iradesiz varlıklar için kullanılan işaret zamirini kullanmaları, Yusuf’un her insanda olan özelliklere sahip olmadığını söylemişlerdir.
Müellifin eleştirdiği yaygın karşılık. Ona göre bu anlam kıssanın isrâiliyat kurgusundan doğmuştur ve "çık" anlamındaki kelimeyi fiilen "gir" hâline getirir.
Ve kalet’ihruc aleyhinne ibaresi tüm meallerde “karşılarına çık veya yanlarına çık” şeklinde çevrilmiştir. İbareye bu anlamın verilmesi de kıssanın israiliyat kurgusundan dolayıdır.
Bölüm sonunda, tahlilin sonucu olarak müellifin sahiplendiği karşılık. Tam âyet meâli değil, "ve katta'na eydiyehunne" ibaresinin müellife ait çevirisidir. Aynı karşılık bölümün ortasında da "ibaresinin manası 'ellerini çektiler' şeklinde olmak durumundadır" cümlesiyle veriliyor.
İşte bu durum ayette geçen … ve katta’na eydiyehunne ibaresini mecaz olarak ve “ellerini çektiler, onunla uğraşmayı bıraktılar” şeklinde anlamamızı zorunlu kılmaktadır.
Müellife göre kata'a kökü maddî anlamda alınırsa âyetin anlamı "ellerini kesip kopardılar" olmak zorundadır; meâllerin kastettiği "yaraladılar" anlamı kelimede yoktur.
Kelimenin bu anlamlarına göre Yusuf suresindeki … ve katta’na eydiyehunne ibaresine maddi anlamda bir şeyi kesmek anlamı verilecekse bu anlam “ellerini kesip kopardılar” şeklinde olmalıdır.
Kadınlar Yusuf’u görünce şaşıp ellerini kestiler ve “Allah’ı tenzih ederiz haşa, bu insan değil ancak çok güzel bir melektir” dediler
Müellif, geleneğin bu çeviriden Yusuf'un "kadınlara ellerini kestirip farkına vardırmayacak kadar güzel olduğu" sonucunu çıkardığını, oysa âyetin öncesinde ve sonrasında böyle bir imanın bulunmadığını söyler. Dipnot 16 bu meâlin DİB meâli olduğunu gösteriyor.
Aslında bu ayette de yoktur ama gelenek, ayette geçen … cümlesini “Kadınlar Yusuf’u görünce şaşıp ellerini kestiler ve “Allah’ı tenzih ederiz haşa, bu insan değil ancak çok güzel bir melektir” dediler”16 şeklinde çevirmiş ve buradan Yusuf’un kadınlara ellerini kestirip farkına vardırmayacak kadar güzel olduğu sonucunu çıkarmışlardır.
Aynı âyetin ikinci yönden ele alınışı: yaygın okuma kabul edilirse şehrin bütün kadınlarının ellerini kesmiş olması gerekir. Müellif bunu saçmaya götüren bir sonuç olarak sunar.
Hemen bir sonraki ayette bu kadınlar (meal ve tefsirlere göre) Yusuf’un güzelliğini görüp ellerini kesmişlerdir. Bu durumda şehirdeki tüm kadınlar ellerini kesmiş olmaktadır.
Müellif 12/31'i, 12/30'daki “şehirdeki kadınlar” okumasının imkânsızlığına delil olarak kullanıyor: bütün şehrin kadınlarının bir eve sığması gerekirdi.
Bir sonraki ayette bu kadınlar Aziz kadın tarafından yemeğe davet edilecektir. Şehirdeki tüm kadınların bu yemeğe icabet etmiş olması ve kadının evinin de şehirdeki tüm kadınları içine alacak kadar büyük olması gerekmektedir.
Müellife göre "hâşâ" kelimesi Yusuf sûresinde "alıkonulmuş, utangaç, uzak duran, nitelemelerden beri olan" anlamlarında geçmektedir; kelime Kur'an'da yalnızca bu sûrede iki kez kullanılmıştır.
Haşa kelimesi … h+v+ş kökünden türemiş bir kelimedir ve bu kelime Kur’an’da sadece Yusuf suresinde iki defa kullanılmıştır.
bu bir beşer değildir. Bu çok şerefli melekten başkası olamaz
Râzî'nin Tefsîr-i Kebîr'inden (c.13 s.222) aktarılan iki izah: (1) kadınlar Yusuf'un güzelliğini anlatmak için onu meleğe benzetmişlerdir; (2) kadınlar Yusuf'ta şehvet eseri ve beşerî sıfat görmedikleri için böyle demişlerdir. Müellif her iki izaha da itiraz eder.
Ayetteki … “bu bir beşer değildir. Bu çok şerefli melekten başkası olamaz” ifadesine gelince, bu hususta şu iki izah yapılmıştır. Birinci İzah: meşhur olan bu izaha göre bundan maksat Yusuf’un son derece güzel olduğunu kabul etmektir.
Müellife göre fiziksel çıkma anlamı tercih edilecek olsa bile "alâ" harf-i ceri sebebiyle anlam olumlu bir "yanlarına çıkma" değil, olumsuz bir "onlara karşı çıkma" olurdu.
Kaldı ki kelimeye “çık” anlamında fiziki bir çıkma anlamı verilecekse, önüne gelen “ala” harfi cer’inden dolayı anlamın olumsuz olarak “onlara karşı çık” şeklinde olması gerekmektedir.
Dedikoduları kadının kulağına gelince davetçiler gönderdi. Onlara portakal hazırladı; her birine bir bıçak verdi. Sonra Yusuf'a: "Haydi yanlarına çık" dedi. Kadınlar Yusuf'u görünce büyülendiler ve ellerini kestiler. Dediler ki "Olmaz böyle şey! Allah için bu insan değil, olsa olsa değerli bir melek olur."
Müellif bu meali eleştirir; 'çık karşılarına', 'ellerini kestiler', 'melek' çevirilerinin yerine 'karşı çık', 'ondan ellerini eteklerini çektiler', 'yetkili/görevli' okumalarını önerir.
Müellif, 12/53'teki “kötülük”ün Aziz kadının değil diğer kadınların kurduğu tuzak olduğunu, bunun 12/31'de açıkça belirtildiğini söyleyerek âyeti delil olarak numarasıyla anar; burada meâli verilmez.
Ayrıca Aziz kadın herhangi bir tuzak kurmamıştır. Tuzağı kuran diğer kadınlardır. Onların yaptıklarının tuzak olduğu 31. ayette açıkça belirtilmektedir.
Kadınların davet edildiği sahne ve 'hâşe lillâh' itirafı; müellife göre aşk isnadı burada çürütülmüştür ama Yûsuf'un geçmişine dair açıklık ihtiyacı sürmektedir. Bölümde âyet numarası verilmemiştir.
Yusuf ve kendisi hakkında aşk yaşadıklarına dair hüküm veren kadınları evine davet eden Aziz kadın, aşk söylentilerinin asılsız olduğunu onlara göstermiştir. Nihayetinde kadınlar “Allah için söylediklerimizden beridir” diyerek bunu itiraf etmişlerdir.
Ellerini çektiler, güç kullanmayı kestiler, baskı uygulamayı bıraktılar.
Müellif KATAA kökünün isnada göre anlam değiştirdiğini örneklerken, geleneksel 'ellerini kesip kopardılar' yerine isnad gereği 'ellerini çektiler / baskıyı bıraktılar' okumasını önerir.
Kitabın ana tezinin bu bölümdeki dayanağı: müellife göre kadınların davet edildiği sahnede Yûsuf onlara hadım olduğunu göstermiş, kadınlar da nitelemelerinden vazgeçmiştir. Bölümde âyet numarası verilmemiştir; içerik 12/31'e işaret etmektedir.
Aziz kadın bundan dolayı kadınları evine davet etmiş ve Yusuf’dan onlara hadımlığını onlara göstermesini istemiş, sonuçta kadınlar Yusuf ile kadın arasında herhangi bir aşk ilişkisi olmadığına ikna olmuşlar ve “haşa lillah” Allah için o (nitelemelerimizden) beridir” demişlerdir.
Onlar onu görünce kendisini büyük bir varlık olarak tanıdılar ve (hayranlıktan) ellerini kestiler.
El kesme olayının klasik tefsirdeki anlatımı; müellif bu anlatımın (portakal soyarken ellerini kesmek, güzellikten büyülenmek) İsrâiliyyât kaynaklı olduğunu ve kıssayı zinayı meşrulaştıran bir çerçeveye soktuğunu söyler. Metinde bu cümle için âyet numarası verilmemiştir; 12/31 olduğu bağlamdan çıkarılmıştır.
Onlar onu görünce kendisini büyük bir varlık olarak tanıdılar ve (hayranlıktan) elle
rini kestiler. İşte o esnada, kınanmaya kendilerinin daha müstehak olduğunu anladılar.
Alles, was in den auf dieser Website veröffentlichten Artikeln und Videos dargelegt wird, ist das, was die Autoren – allen voran Ramazan Demir – aus dem Koran verstanden haben; es ist niemals der Koran selbst.