Tek Kaynak
📄 Artikel

Huruf-u Mukatta ile Kur’an Dili İlişkisi

Ramazan Demir 25.10.2020 kurantekkaynaktir.net

HURF-U MUKATTA İŞARETLERİ VE İŞLEVLERİ

25 EKİM 2020

Kur'ân-ı Kerim'de 29 yerde geçen Huruf-u Mukattaa Harfleri, sûre başlarında kesik kesik, ikisi üçü birleşik veya tek başına yazılı bulunan harflerdir.

Aşağıda, Huruf-u Mukatta olarak bilinen 14 harfin Modern hurufat ve Osman Mushafı harfleriyle yazımı ve vav harfi gösterilmiştir. (Harf tabloları görsel olduğu için burada yer almamaktadır; sayfanın altındaki orijinal PDF'te görülebilir.)

(و) Vav imgesi Huruf-u Mukatta harfleri arasında sayılmamaktadır. Ancak; "Saffat, Necm, Mürselat, Naziat, Mütaffifin, Buruc, Tarık, Fecr, Ley, Şems, Tin, Duha, Asr, Veyl" sureleri vav ile başlar. Bu vav'lar ulema tarafından istisnasız yemin vav'ı olarak değerlendirilmiştir. Allah'ın yarattığı şeyler üzerine yemin etmesi muvazaalı bir konudur. Dolayısıyla yakından incelendiğinde bu Vav harflerinin de hurufu mukattalar arasında olmasının irab açısından da uygun olduğu görülecektir. Harflerin noktalama ve hareketlenmesi işleminin Allah'ın elçisinin vefatından çok sonra yapıldığı bilinmektedir. Bu durumda Allah, bu işaretlerle hem Kur'an'ı oluşturan kelimelerin şekillerini öğretmiş hem de zikrin korunmasını bu yöntemle dikte etmiş olmalıdır.

Not: Yukarıdaki işaretler font ile oluşturulmuştur.
Türkçe sesleri yansıtan ibareler günümüz Arap alfabesine göredir.
Birinci satır günümüz Arap klavyesi ile ikinci satır ise Osman Mushafı yazısına uygun oluşturulmuş font iledir.

HURUF-U MUKATTAALARIN İŞLEVLERİ

Dün akşam Erkan abi ile yapılan dersin konusuyla alakalı olarak eksik kalmış bir kaç tespit şu şekildedir. Kuran kelimelerinin ses birlikteliklerindeki uyum yeryüzünde başka hiç bir dilde yoktur. Metnin öylesine muhteşem bir fonetiği vardır ki, ister istemez lirik bir okuyuş yapmak zorunda kalınıyor

Şu an elimizdeki mushafların ayet bölünmeleri o ses düzeninin şiire benzemesi için yapılmıştır. Bunun bir sebebi de, yeryüzünün tüm şairlerini bir araya getirseniz, böylesine yüksek seviyedeki anlamları olan bir sözü, böylesine muhteşem bir fonetik ile bir araya getiremezsiniz.

Bunu gören Arap edipleri böylesi bir sözde ve böylesi bir fonetik uyumda şiiri yakalamamak yazık olur diye ayetleri bugün elimizde bulunduğu şekilde bölmüşlerdir. Bu fonetik yapı Araplar açısından böyle bir etkiye sahipken, Arap olmayanlar için şu etkiye sahiptir. Kuranın bir cümlesini başka bir dile aktarmaya kalkıştığınızda, Kuran sizi aktarmaya çalıştığınız dilin en zirvesini kullanmaya mecbur bırakıyor

Nasıl ki Kurandaki tüm kelimeler ve cümleler seçkin bir konuma sahipse sizinde aktarmak istediğiniz dilin en seçkin kelimelerini kullanmanıza mecbur bırakıyor. Eğer sahip olduğunuz dil arı, duru ve orjinal değilse, ne yaparsanız yapın siz, Kuran kelimelerinin o seçkinliğini kendi konuştuğunuz dile aynı seçkinlikle aktaramıyorsunuz.

Mesela; Hemen hemen herkesin bildiği VE MEN LEM YAHKUM BİME ENZELELLAHU FE ULEİKE HUMUL KAFİRİN

وَمَنْ لَمْ يَحْكُمْ بِمَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُ فَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْكَافِرُونَ

Kuranı metninden okuyanlar, yukarıdaki şu cümleyi orjinal metnin tüm mahreçlerine uyarak okuduklarınıda hakikaten müthiş bir fonetik uyum olduğunu görürler. Hakikaten kelimeler ağızdan kolayca ve akıl almaz bir durulukta çıkmaktadır. Cızırtısız, hışırtısız ve rahatsız edici tek bir ses olmadan

Şimdi aynı sözü Türkçeye aktaralım;

KİM, ALLAHIN İNDİRDİĞİ İLE HÜKMETMEZ İSE İŞTE ONLAR KAFİRLERİN TA KENDİLERİDİR.

Şimdi tükçe olan bu söze bakalım; "ALLAH, HÜKMETMEZ, KAFİRLER" kelimeleri türkçe kelimeler değildir. Bunların yerine türkçe orjinal kelimeler bulmaya çalışalım

"KİM ALLAHIN DÜSÜRGENİNEN UKİM BERMESE, O KİŞİLER GÖRGESİ GELMEGENLERDİR" (bu cümle kazakça bilen eşimin yardımı ile kurulmuştur)

Görüldüğü gibi Yapısı bozulmuş ve tamamen latince ses düzenine göre konuşulan türkçe ile öz türkçenin karışımı olan bu cümle, orjinal metindeki ses uyumunu vermemektedir. Bunun sebebi, yapısı bozulmuş ve tabiri caizse anlam dünyası daraltılmış bir dili kullanmanın getirdiği zorluklardır bunlar

Türkçe ve arapçanın karışımı olan "KİM, ALLAHIN İNDİRDİĞİ İLE HÜKMETMEZ İSE İŞTE ONLAR KAFİRLERİN TA KENDİLERİDİR." bu çeviri de ayetin orjinal metnindeki anlam seviyesinin çok çok altındadır. Çünkü orjinal metinde geçen YAHKUM kelimesi türkçeye yine arapça olarak "hükmetmek" olarak geçmektedir. Oysa bu kelimenin anlamı "herhangi bir meselede ve anlamda, kast edilen anlamı o anlam cinsinden bir bağla istenilen yere bağlamak" şeklindedir. Hüküm kelimesini basit manada "karar" diye çevirsek "karar" kelimesi de arapçadır. İşte bu şekilde, eğer siz hakiki manada Kuranın bir kelimesini başka bir dile aktarmak istiyorsanız, Kuran sizi o dilin en duru halini kullanmaya mecbur bırakıyor. Bunu yapmadığınızda elde ettiğiniz anlam, asla Kurandaki kelimelerin ve cümlelerin asıl anlatmak istediği olmuyor.

Yani ORJİNAL olan Kuranı, Orjinal bir şekilde kendi dilinize aktarmak istiyorsanız, Kullandığınız dilin ORJİNAL olması gerekmektedir

Kuranda geçen NİMET kelimesinin karşısına RIZIK veya RIZIK kelimesinin karşısına NİMET kelimesini koymak, Kuranın anlamını Türkçe'ye çevirmek değildir. Herhangi bir mealdeki cümlelere bu gözle bakalım;

(Bakara 2/2 TEFSİR)

ذٰلِكَ الْكِتَابُ لَا رَيْبَۚۛ ف۪يهِۚۛ هُدًى لِلْمُتَّق۪ينَۙ

İşte o Kitap budur[1*]. Bu konuda şüphe yoktur[2*]. Müttakîler[3*] yanlışlardan sakınanlar için rehberdir[4*].

Bu 6 kelimelik ayetin mealine bakalım; KİTAP, ŞÜPHE, MUTTAKİ, REHBER kelimeleri türkçe kelimeler değildir

Diyelim ki bu kelimeler Türkçe değildir ama Türkçeleştirilmiştir, yani Türkçe'ye kazandırılmıştır. Bu sefer de karşımıza Türkçe'deki KİTAP kelimesi ile Arapçadaki KİTAP kelimesine yüklenilen anlamların uyuşmazlığı çıkacaktır

Türkçedeki KİTAP kelimesinde asıl olan şey YAZI değil, Eşyadır…Türkçede iki sayfalık bir yazıya kitap denmez, kapakları yapılmamış yani ciltlenmemiş bir şeye kitap denmez…Türkçedeki Kitap kelimesi anlamını matbaadan, ciltten alır…Oysa arapçadaki Kitap kelimesi anlamını tamamen yazıdan alır

Dahası, Türkçede bir kitabın içindeki yazıda yazım hataları olsa dahi, o kitap kitap özelliğini kaybetmez. Anlatım hatası varsa, gramer bozukları varsa bile kaybetmez…

OYSA Kurandaki Kitap kelimesinde, eğer karşınızdaki yazılı belge bir milyon sayfa olsa dahi ve içinde Tek bir tane bile yazım hatası, gramer hatası, anlatım bozukluğu veya çelişki varsa O BİR MİLYON SAYFAYA KİTAP DENMEZ

Çünkü, Kuran'da geçen kitap kelimesi sadece yazı için kullanılan bir kavram değildir…Yazının kuralları, birbiri ile olan bağı, kast ettiği anlamla kurulan kurallı ilişki ve daha bir çok özelliği bünyesinde barındıran bir kavramdır

Mesela, şöyle bir ayet vardır;

ENAM 12…

قُلْ لِلّٰهِۜ كَتَبَ عَلٰى نَفْسِهِ الرَّحْمَةَ

Bu cümle meallerde O MERHAMET ETMEYİ KENDİNE FARZ KILDI veya ALLAH MERHAMET ETMEYİ GEREKLİ KILDI veya "Rahmet etmeyi kendi üzerine almıştır" veya "o rahmeti kendi üzerine yazdı" veya "rahmeti ilke edindi" vs vs şeklinde geçmektedir

Ayette geçen KETEBE fiiline ister "farz kıldı" ister "gerekli kıldı" ister "ilke belirledi" veya isterse daha başka anlamlar verilsin. Bu anlamlardan hiçbiri KETEBE fiilinin tam karşılığı değildir. Çünkü, KETEBE fiili varsa, orada zaten kural vardır, zaten ilke vardır, zaten gereklilik vardır. Bunlar olmadan bu fiilin kullanılması zaten doğru değildir. Bu manalar bir de şöyle bir durumu ortaya çıkarır..Yani Allah en başta öyle değildi, sonradan öyle olmaya karar verdi. Haşa Sanki Yüce Allah rahmetli değildi, böyle bir ilkesi de yoktu, sonradan onu ilke olarak benimsedi gibi bir anlam çıkar. İşte tüm bu anlam kargaşası aslında okuduğumuz metni anlam olarak aktarmaya çalıştığımız KENDİ DİLİMİZDEN kaynaklanmaktadır. DİL dediğimiz şey aslında o dili konuşanların ANLAM DÜNYASIDIR. Bu dünyanın genişliği, büyüklüğü, yüksek seviyesi o dildeki kelime sayısının çokluğunundan değil, o dilin arı, duru ve ilkelerinin değişmezliğinden kaynaklanır

Kullanılan kelime sayısının 120.000 civarında olduğu günümüz Türkçesinin kelimeleri köken olarak %50 oranında Arapçadır. Günümüz türkçesini oluşturan anlam dünyası 29 sesin farklı şekillerde kombine edilmesi ile oluşmuş değildir. Mesela…ŞÜKÜR kelimesini oluşturan ses kombinasyonları TÜRKÇEYE ait değildir.

İşte bakın eğer siz Kuranı kendi konuştuğunuz dile aktarmak isterseniz, Kuran sizi kendi dilinizi arı duru hale getirmeye mecbur bırakıyor. Tabi eğer anlamı eksiltmemek gibi bir derdiniz varsa. Anlamın eksilmesi kişiyi ilgilendirmiyorsa (meallerde olduğu gibi), söz söylemek gereksizdir. Fakat öte yandan konuştuğumuz dili ARI; DURU hale getirmek istersek elimizde bunu neye göre yapacağımıza dair bir KISTAS veya BİR ÇERÇEVE veya BİR MİZAN olması gerekmektedir.

İŞTE HURUFU MUKATTA BU MİZAN, BU KISTAS BU ÇERÇEVEDİR.

NEDEN?

Yüce Allah dilleri AYET olarak tanımlamış ve bu ayetin beyan halinde ÖĞRETİLEN bir şey olduğunu bildirmiştir…(Rum 22 ve Rahman 4)

O halde ayet olan lisanların kendi türünden ayet olan ve değişmeyen bir başka ayetle ANLAŞILABİLİR olması da zorunlu hale gelmektedir…Ayet niçin vardır? ayet insanın o ayetlerin arkasından veya işaret ettiği yönden gidilmesi için vardır. Hiçbir şeyi işaret etmeyen bir şey ayet olamaz. Varlık içindeki yaratılmış ayetleri incelediğimizde ilk önce tasnif yapmak zorundayız

CANSIZ VARLIK AYETLERİ — CANLI VARLIK AYETLERİ

Kuran gönderilen ayetlerdir ve artık varlık sahnesinde "kelime, cümle, pasaj, bölüm, sure ve kitap" olarak var olmuştur. O halde Kuranı da varlık olarak CANSIZ AYETLER kategorisinde görmemizin "anlama çabası açısından" sorun teşkil etmemesi gerekmektedir. Şu halde cansız varlık ayetlerinin oluşum yapısına baktığımızda, istisnasız tamamının yapısı "atomların farklı sayı ve şekillerle bir araya gelmesi üzerinedir". Yani, demir ile altını birbirinden ayıran şey atom sayıları ve bu atomların diziliş biçimleridir

Şimdi, aynı şekilde ALTIN ve DEMİR kelimelerine bakalım

Nasıl ki madenin kendi yapısını oluşturan temel yapısı aynı ama içerikleri farklı ise ALTIN ve DEMİR kelimelerini oluşturan seslerin temel yapısı aynı ama içerikleri farklıdır. A+L+T+I+N seslerini birer atom olarak ele alalım….yapı olarak bu beş sesin yapısı, ortaya çıkış biçimi hep aynıdır. En nihayetinde hepsi de "ciğer, ses telleri, dil, ağız, diş, dudak" kullanılarak ortaya çıkarılmaktadır. Yani temel yapı hepsinde aynıdır. Temel yapısı aynı olmasına ve hatta bu sesleri ortaya çıkaran organlarda aynı olmasına rağmen, seslerini çıktığı çizgide her birinin diğeriyle oluşturduğu birliktelik farklı farklı KOMBİNASYONLARDADIR. Tıpkı madenler gibi, tıpkı elementler gibi, hepsinin ham maddesi "atom"dur. Kelimelerin tamamının ham maddesi "ses" tir. Elementlerin atomları farklı dizilim kombinasyonlarına sahiptir, kelimelerin de hepsinin dizilim kombinasyonu farklı farklıdır

YANİ olaya fiziksel görünüm açısından baktığımızda KELİMELER İLE ELEMENTLER AYET OLMA AÇISINDAN TAMAMEN AYNI ÖZELLİKLERE SAHİPTİR

Nasıl ki hiçbir atom tek başına varlık içinde bir anlam ifade etmiyorsa ve her bir atomun yapısında ÇEKİRDEK, ELEKTRON, NÖTRON, ATOM ALTI PARÇACIKLAR varsa, ve bu parçalar dağılırsa atomdan de geriye sadece bir enerji kalıyorsa, ağızdan çıkan her bir ses de öyledir. Tek başına bir ses hiç bir anlama işaret etmez..ama o sesin çıkması için "ses telleri, ciğer, dil, diş, dudak" olmak zorundadır. O sesi çıkarmaz ise geriye kalan tek şey o sesi çıkarırken harcadığımız enerjidir. YANİ, her bir ses her bir atom gibidir, her bir kelime farklı atomların farklı şekillerde bir araya geldiği elementler gibidir

A. B. C. D. E. F. G. H….vs"" bunlar tek başına atomlar gibidir. Bunların farklı şekillerde kombine edilmesi ile kelimeler ortaya çıkmaktadır.

SEVİYESİZLEŞTİRMELERİNDEN kelimesi uzun ses birlikteliğinin bu kombinasyonla bir araya gelmesinden oluşmuştur…ama bu kelimenin ilk atomu S sesidir..bu S sesinin yanına konulan ikinci atom E sesidir….İŞTE BU RASGELE. KURALSIZ VEYA TESADÜFİ DEĞİLDİR (bu kelime arapça bir kelimedir, mesele anlaşılsın diye sadece örnek olarak getirilmiştir)

Kelimeler bir anlamı ifade etsin diye seslerin kombine edilmesi ile elde edilmiş anlamlı ses birlikteliklerididir. Nasıl ki varlığın içinde atomların birlikte oluşturduğu kombinasyonlarla ortaya çıkan elementler, kuralsız, rasgele ve tesadüfi değilse (ki bunlar ayettir), seslerin bir araya gelerek oluşturduğu kelimeler de kuralsız, rasgele veya tesadüfi değildir

Çünkü KELİMELER DE AYETTİR. Kuranda geçen her bir cümle de o cümleyi oluşturan her bir kelimede o kelimeleri oluşturan her bir işarette AYETTİR

İŞTE BU AYETLERİN OLUŞTURDUĞU KİTAP, BEYANDIR.

Yüce ALLAH rahman suresinde insana beyanı öğrettim demektedir. KURANDA BEYANDIR, LİSANLARDA BEYANDIR

O halde bu iki beyan, temelleri açısından biri diğerini anlamayı kolaylaştıran yapıdadır. Elimizde LİSANLARIN İLK YAPISI yoktur..İnsanlık o lisanları almış içine o lisanlardan olmayan şeyleri karıştırmış, lisanları oluşturan ana sesleri yok etmiş veya o sesleri çoğaltmış, temel yapılarını alabildiğine tahrif etmiştir. Evet elimizde hiçbir lisanın bozulmamış ve bozulmayacak ilk hali yoktur…

AMA ELİMİZDE YİNE BİR BEYAN OLAN BOZULMAMIŞ VE BOZULMAYACAK OLAN KURAN VARDIR

İşte bu Kuran her lisanın gelip kendisini arı, duru halde koruyacağı temel çerçevedir, bu temel çerçevenin başlangıç noktası ise; YÜCE ALLAH'IN AYET DEDİĞİ, AMA ULEMANIN KESİK HARFLER DİYEREK METNİN DIŞINA İTTİĞİ, 29 SURENİN BAŞINDA GELEN HURUF-U MUKATTADIR

(hurufu mukatta tabirini kullanmam neyi kast ettiğim anlaşılsın diye mecburen kullandığım bir ifadedir..Yoksa o işaretler YÜCE ALLAH TARAFINDAN AYET OLARAK TANIMLANMIŞTIR)

Kuranda ilk harfi ELİF olan 141 kök kelime vardır…(bu sayıya edatlar da dahildir). Yine Kuranda TI harfi İle başlayan 37 kelime vardır. Ayrıca ZI ile başlayan sadece 7 kelime vardır. Yani oran 141 e 44 dür…bu oranı metamatik ile ifade edece olursak %3.2 dir. Elif ile başlayan hurufu mukattalara ve TI ile başlayan hurufu mukattaları oranladığımızda ise yine karşımıza ŞU ÇIKMAKTADIR;

ELİF ile başlayan kelime sayısı 141 dir ama bunların içine edatlar, ismi mevsuller ve tek başına herhangi bir anlamı olmayan kelimelerde dahildir….eğer sadece tek başına anlamlı kelimeleri ele alırsak ELİF ile başlayan kelimelerin sayısı 130 civarındadır, bunu oranladığımızda ise karşımıza yine %3.2 çıkmaktadır

Elbette ki bu durum, çok detaylı bir çalışma gerektirmektedir. Fakat ilk bulgular, Hurufu mukatta ile Kurandaki kelimelerin çok sıkı bağlarının olduğunu ortaya koymaktadır. Bu kadarı bile büyük heyacan vermektedir. Sadece bu da değil, ARAPÇA dediğimiz dili de hurufu mukatta oranlarına göre oranladığımızda o dilde de oranlar tıpkısının aynısı çıkmaktadır. Hatta aynı ses sayısına sahip hangi dili alırsanız alın oran hurufu mukatta oranı kadar çıkacaktır. Çünkü bu işaretler, BİR LİSANIN ORTAYA ÇIKMASI İÇİN KONULMUŞ EN DİP KURALLARDIR

Lisanları insan ürünü ve ilke yöntemlerle elde edilmiş araçlar olarak görmenin getirdiği sefil durum, Kuranın bu muhteşem yapısının görülmemesine ve insanlığın bu hazineden mahrum kalmasına sebep olmuştur

Sonuçta sadece Arapça değil, yeryüzünde konuşulan tüm diller ya bozulmuş ya unutulmuş ya da ortadan kalkmıştır. İbranice, Süryanice, Hervetince, Aramice ve hatta Latince bile muhteşem temeller üzerinde bina edilmiş dillerdir. Ama bugün Hervetince yok olmuş, Süryanice yok olmak üzere, Latince sadece bilimsel isim koyma dili olmuş, İbranice ise asıl temeliyle hiç alakası kalmamıştır

Olaya tarihsel gözle bakarsak, Araplar artık cahiliye şiirindeki harika edebiyatı 1400 yıldır yapamamaktadırlar, İngilizler Shakeaspare tadında bir edebi eser ortaya koyamamaktadırlar, Türkler Fuzuli gibi bir şair çıkaramamaktadırlar. Tüm gelişmeye rağmen doğuştan kör olan bir adamın BENİM SADIK YARİM KARA TOPRAKTIR sözünden daha güzel bir söz söyleyememektedirler!

İnsanın kulağına dayadığı cep telefonuna bakıp NE GÜZEL GELİŞTİK dediği her alet onu geliştirmemiş, hayran hayran klavyesine bastığı bilgisayarlar onu daha geniş düşünmeye götürmemiştir. Bütün bu teknolojik gelişme!! insanı daha insan yapmamış, tam tersi insanlığı ile arasına aşılması neredeyse imkansız engeller koymuştur

KENDİSİNİ KURANDAN MAHRUM EDEN İNSANLIĞIN, KURANIN ÖNERDİĞİ SEVİYEDEN DAHA İYİ BİR SEVİYEYE GELEBİLECEĞİNİ SÖYLEMEK, KURANI YOK SAYMAKTIR

KURANI YOK SAYAN İNSANLIĞIN SEVİYE ASLA YÜKSELMEYECEKTİR. MARS'A YÜKSELSE BİLE!

Kuranın muhteşem ayetlerine "hurufu mukatta" deyip metinden kesip dışarı atan insanlık, eğer o işaretler olmadan adam gibi bir söz söyleyebileceğini, adam gibi anlamla kelime arasında doğru bir ilişki kurabileceğini sanıyorsa (ki sanıyor), daha sefil seviyelere düşmeye hazırlansın, çünkü Yüce Allah, Kelamının tek bir işaretini dahi yok sayana ASLA KILAVUZLUK ETMEZ

Kuranı ve dilleri anlamanın ATOM ÇEKİRDEĞİ gibi olan hurufu mukatta, Yüce Allah'ın gökten uzattığı ipin malzemesini oluşturan ana yapısıdır. Dün yaptığımız derse ilave olarak elbette söylenecek çok daha fazla şey vardır. Allah dilerse çalışmalar ilerledikçe bunlar sizinle de bölüşülecektir. Şimdilik diyeceklerim bu kadardır…VESSELAM

SORULAR

Emre Okur: Mevcut sartlarda bir ceviri icin upuzun parantez aralarina veya dipnotlara, dilim elvermiyor ama tefsirlere muhtaciz diyorsun diye anliyorum abi, yani tefsirler derken, mevcut tefsirler degil, yeni metodla yapilacak demek istiyorum

Ramazan: eyvah eyvah, emre kardeşim o kadar yazıdan bunu mu anladın? -;)

Emre Okur: abi şu andaki durumda diller öz halinden çıkmış manalar tam karşılanmıyor mana bütünlüğü zihinlerde yitirilmiş. Kuranın manasını çevirmek için öz dil lazım ama su an özdili kimse anlayamaz bunu ancak Kuran sağlar ama nasıl kelimeyi yazıp parantez arasına mananin tümünü yazarak o manayi insanlarda tekrar olusturmak dışında nasıl bir yol olabilir? Valla bunu anladım abi somdi bana da aziz kardesim diyeceksin sanirim 😁

Ramazan: 😅Yok, yok demeyeceğim…İnsanın kendi durumunu doğru tespit etmesi çok önemlidir. Kendi durumunu doğru tespit edenler içinde bulundukları duruma, bu durumdan kaynaklanan eksikliklere, aksaklıklara, yanlışlara doğru çözümler getirebilirler

Tuncay Kılıç: Dün gece ki örnek gibi "birşeyi birşeyin içinden çıkarmak" anlamını tek bir kelimeyle anlaşılır hale nasıl getireceğiz bu türkçe lügatıyla onu düşünmüyor değilim abi 😂

Ramazan: Hurufu mukatta bize içinde bulunduğumuz durumumuzu en açık şekliyle gösteriyor. Bunu gördükten sonra durumumuzu düzeltmek için getireceğimiz çözümler daha doğru olacaktır

Emre Okur: kelimelerin manasını yitirmiş bir topluma Kuran manayı nasıl öğretecek abi koyduğumuz kelime eksik kalıyor biraz önce örnekledin harika sekilde. Ancak mananın içerdiği tüm seyleri ya dipnot ya parantez yada yeni nesil tefsir ile verebiliriz sonucuna ulaştım ama senin söyledigin bu değil sanırım

Ramazan: Mesela, Hurufu mukatta bize şu an konuştuğumuz dilin arı, duru bir dil olmadığını, safiyetinin bozulmuş ve içerisine kendisinden olmayan yığınlarca şey karışmış, hatta anlam dünyasını oluşturan bazı sesler yok sayılmış olduğunu göstermektedir. O halde sahip olduğumuz dilden anlam kayıplarının ek tedbirlerle tamamlanması gerekmektedir. Bu Kuranı direk anlayanlar için kendi başına yapılan çalışmalarda kolaydır. Ama eğer anlam bir başkasına yani üçüncü şahıslara aktarılacaksa, aktaran kişinin bu tedbirleri alması gerekmektedir. Her şeyden önce anlamı üçüncü şahıslara aktaranlar, en başa aktarılan dilin durumunu tespit ettirecek açıklamalar koymaları gerekmektedir

Yani insanlar hem aktarılmak istenen metnin bağlı bulunduğu dilin ve o dildeki anlamların oluşum şekillerini hem de aktarmak istedikleri dilin o yapısını ortaya koymalı ve okucuya bir kıstas vermelidir. Böyle bir çalışma İSLAM TARİHİNDE ne yazık ki hiç yoktur ve ilahiyatçıların kafasında böyle bir çalışmanın hayali dahi yoktur

Tuncay Kılıç: Bu duruma göre elimizde "kör topal veya değiştirilmek üzere de" olsa bir tek düzgün lisan (arapça) kalıyor desek yanlış mı söylemiş oluruz Ramazan abi?

Ramazan: Hayır durum o kadar da kötü değil. Tam tersi bu durumun tespiti aslında işimizi epey kolaylaştırmaktadır. Çünkü ne yapmamız gerektiğini bilmiş oluyoruz, Durum tespiti, bir kişinin ne yapması gerektiğini bilmesi için en gerekli şeydir

Ramazan: Emre kardeşim, bundan sonra yapılması gereken

  1. Hurufu mukattadaki ses düzeninin kelimelerle kurduğu sıkı bağı keşfetmek
  2. bu bağı keşfettikten sonra İŞTİKAKIN hangi yönde olması gerektiğini belirlemek
  3. kelimelerin anlam ile İSNADINI bu kural üzerinden yapmak

Bundan sonrasında İştikak ve İsnadı doğru yapılmış kelimelerin Kuran'dan anlam derinliğini tespit etmek ve tabi ki bunları düzgün bir şekilde TERTİL ile anlatmak. Ama hemen belirteyim ki bu iş hakikaten hem çok zordur, hem çok uzundur, hem de anlatacak kişinin anlatırken kullanacağı TERTİL in tespiti zahmetlidir, ayrıca, severek yapmayana son derece sıkıcı gelecektir.

Yani sadece bir kelime üzerinde hakkını vererek yapılacak bir iştikak ve isnad çalışması bile yazılı hale getirildiğinde onlarca sayfa tutacaktır…Dikkat edelim, İştikak ve İSNAD yorum değildir, kurallardır. Bu çalışma yapılırken noktasız ve harekesiz metin temel alındığı için, el yazmalarındaki yazım da kelime kelime kontrol edilmiş olacaktır

Emre Okur: Abim 3 madde tamam onlar cok net sekilde oturdu ki zaten aksini düşünemeyiz. Tertil kısmıda meal yazarı için bir zaruret mecburiyet ve Allah'a karşı saygısının zorunlu gerekliliği. Ancak mesela bu yukarıdaki mana şu an toplumda yok. bu manayı topluma tekrar öğretmek için Meal yazarı ne yapacak abi tertilden sonra. Evet Kuran bu manaları içeriyor ve bunları anlamadan eksik anlamış olacağız ve evet Kuran bizi temiz ilk haline götürecek sarılırsak Kuranın dil metoduna. Ama bu dil metodunu manasını eksiltmeden meale yansıtıp tekrar dilin Kuran ile inşasını yapmak için dipnot dışında nasıl bir seceneğimiz olur bu kısma basmıyor kafam?

Ramazan: Geçenlerde Şener hoca CORPUSCORAN sitesini bölüştü, o sitede daha fazla el yazmasına ulaşılabiliyor..Biz de bundan sonra sadece elimizdeki 7 nüshaya değil onlara da bakacağız demektir. Bu durumda biz ulaşabildiğimiz tüm el yazmalarını çek etmiş olacağız

Ramazan: Haklısın Emre kardeşim, ama yapılacak şey dipnot olarak adlandırılamayacak kadar geniş. yani en üste bir kelime koyacaksınız (noktasız ve harekesiz), iştikakını yapacaksınız, isnadlarını tespit edeceksiniz, kelimenin Yapısını (sarf) tespit edeceksiniz, kelimenin cümle içindeki konumunu (nahiv) tespit edeceksiniz, ardından kelimenin hem geçtiği cümle içindeki hem de Kuranın diğer yerlerindeki konumuna bakarak anlam derinliğini tespit edeceksiniz. Tüm bunları yaptıktan sonra kelimeye bir anlam tercihinde bulunacak ve bu tercihinizin gerekçelerini yazacaksınız…Burada meal yazarının kendi iradesiyle katkıda bulunduğu tek şey ANLAM TERCİHİDİR. Yoruma gerek yoktur, açıklamaya gerek yoktur..Bu yapılınca her kelime en dibinden en sonuna kendi kendini tefsir etmiş ve açıklamış olacaktır. Bu durumda eğer meal yazarı bir hata yapmışsa bu hata sadece kelimenin sözlük manalarındaki seçimi ile sınırlı kalacaktır ve bu yanlış hiç arapça bilmeyenler tarafından bile kolayca tespit edilebilecektir. Böyle bir meal yazmak belki yüzlerce cilt tutacaktır…ama bu yüzlerce cildin içinde meal yazarının tek bir yorumu olmayacaktır, sadece kurallar, kurallar, kurallar olacaktır. Hele böyle bir mealin içine rivayet sokuşturmak çok gülünç olacaktır!

Çalışma baştan sona tıpkı bir resim okumak gibi olacağından, böyle bir çalışmayı okuyan kişi, biraz ilerlediğinde artık kafasında kelimeler resim halinde duracaktır…iştikakını bilmese bile resimle onu tanıyacaktır

Zekeriya: Ramazan abi elimizdeki el yazma nüshalardan birinin, peygamberimize inen kitap olma ihtimali var mıdır?

Ramazan: Zekeriyya kardeşim bu konuda şunu diyebilirim…BEN ALLAH RESÜLÜNE VERİLEN BELGENİN KAYBOLMUŞ, YOK OLMUŞ OLABİLECEĞİNE SONSUZDA BİR İHTİMAL DAHİ VERMİYORUM

Asım kıraatine ve diğer kıraatlere razı olunduğu için kimse onu arama ihtiyacı duymamış. Elimizdeki el yazmalarından biri o dur diyemem (şimdilik)…Ama onun yok olması mümkün değildir DERİM

Bilal Pazarlı: Ramazan abi orjinal metin sizce kimin elinde ne için saklanıyor olabilir?

Ramazan: AH BE ABİCİM, biz gündeme taşımasaydık, el yazmaları kimin umurundaydı. bu sorunun cevabını ben de bilmiyorum. Ama ben bu soruyu gündeme getirdim. Gündeme taşırken saçma gerekçelere dayanmadım, bu gündemi Ayetlere dayanarak oluşturdum….RESULE İNDİRİLEN ifadelerini ASIM KIRAATİ olarak anlamadım, anlamıyorum ve anlamayacağım. Onlarca ve hatta yüzlerce ayet gayet açık bir şekilde EL KİTABI İNDİRDİ diyor. EL KİTAP resulün elinde olan kitaptır…asım veya diğer kıraatler değildir. Dünya müslümanları, noktasız ve harekesiz metinlere merak saldıkça, asıl olanın o metin olduğuna inandıkça, sorduğun sorularda cevabını bulacaktır diye düşünüyorum. Ama eğer asıl metni camın arkasından bakılan arkeolojik bir kalıntı olarak görmeye devam edersek sanırım o sorduğun sorunun da bir önemi kalmayacaktır.

BEN TÜM HÜCRELERİMLE İMAN EDİYORUM Kİ O METİN BİR YERLERDE DURUYOR.

ASIM kıraatini nesilden nesile taşıyan örümcek kafalı ulema, Allah resülüne verilenin yakıldığına müslümanları inandırmıştır.

Bakın, Asım b. Behdele ile aramızda 1350 sene vardı…ama o kıraat hem de yazılı halde günümüze kadar ulaştırılmıştır….yani Allah resulüne verilen ise Allah resülünden hepi topu 20 sene sonra yok olmuştur deniliyor??? Bu aklımın alacağı bir bilgi değildir!

Asım kıraatini korumayı kimse üzerine almamış ve kimse vaad etmemiştir…ama ALLAH resülüne verilenin korunacağı vaad edilmiştir. Ama insan ürünü bir kıraat hem de hiçbir koruyucusu olmadığı halde günümüze geliyor AMA KORUYUCUSU OLAN BELGE 20 SENE SONRA YOK OLUYOR….buna inanmam için aklımı kaybetmiş olmam gerek…isterse milyar tane rivayet getirsinler, isterse milyarlaca insan buna şahitlik yapsın…inanmıyorum ve asla inanmayacağım

Zekeriya: Abi kanaatimce elimizde olan nüshalardan biri orjinal Kuran. Ama tabi bunu isbat edemeyiz şimdilik. Ama inanıyorum ki edilir birgün.

Ramazan: Hayır o belgenin kaybolmadığını ve kaybolmayacağını kesinlikle ispat ederiz? Bizim şu an cevapsız bıraktığımız "madem kaybolmadı ve kaybolmaz o halde nerede?" sorusudur

Bilal Pazarlı: Biz korunmayı insanların elinde gündeminde korunacak olarak anladık. Belkide bir yerlerde gerçekten korunmuş duruyor olabilir. Bizim onu aramamız gerekiyordur.

Ramazan: Fakat bu sorunun muhatabı sadece ben değilim, BU SORUYU CEVAPLAMAK BEN MÜMİNİM DİYEN HERKESİN BOYNUNUN BORCUDUR. Çünkü ayetler açık bir şekilde bana ve tüm müminlere "RESULE VERİLEN O KİTABA İMAN EDİN" diyor…..Bana "Osman'ın Zeyd b. sabite, Haccac'ın ebu Esved'e yazdırdığına iman edin" demiyor

Arkadaşlar, inanın Kuran çalışmalarında NOKTASIZ VE HAREKESİZ METİNLER TEMEL ALINMALIDIR söylemi bile çok büyüktür

Düşünebiliyor musunuz; şu kadarlık tarihte kimse bunu dillendirmemiş, kimse o metni umursamamış, kimse o metinleri merak etmemiş

Ebru hanım (Fransa): Size yetişemiyorum ama, annem Fransadayken Arap bir komşusuna "siz cok şanslısınız okuduğunuzu anlıyorsunuz" demiş. O da "biz de Kuran okurken pek anlamıyoruz hepsini" demiş bu doğru mu? Kısa sormaya çalıştım siz Arapları görmüşsunuz…

Ramazan: Akıl alır gibi değil, Allah resulünden kalma olduğu iddia edilen Hırka-i saadetin dikişlerini değiştirmeye kalkarsanız kıyameti koparırlar…O resülden kalma ve resülü resul yapan belge hiç umursanmamış

Ramazan: Evet, Araplar Kuranı anlamıyorlar, ama bu demek değildir ki Türkler anlıyor.

Ali Akkuş: Aynen doğrudur. "Kuşkusuz zikri (mesajı) biz, evet biz indirdik ve onu koruyacak da elbette yine biziz. (Hicr 15:9, Edip Yüksel)

Bize bu ayetler okunurken biz de diğerleri gibi kafamızı kuma gömmüşüz. Hiç sorgulamamışız. Halbuki biraz merak edip eğer dünyada sadece Asım kıraatı olsaydı belki dedik ama 64 tane kıraat olacak… gerçekten bunlar niçin bu kadar çok demedik. Bizden öncekilerin yada Kur'anın atalar dini diye anlattığını birebir biz uygulamışız. Hiç sorgılamamışız. Şimdi Ramazan Demir diye biri çıkmış sorgulamış ve bize objektif olarak anlatıyor. Bu hakikati kabul etmeyelim de hala atalar dininde ısrar mı edelim. Allah razı olsun Ramazan Abi ufkumuzu açtın, bizlere bu konuda yardım ettin. Müteşekkirim….

Ramazan: Ali hocam, ben de siz de hepimiz de ALLAH'A MÜTEŞEKKİRİZ

(İnsan 76/9)

اِنَّمَا نُطْعِمُكُمْ لِوَجْهِ اللّٰهِ لَا نُر۪يدُ مِنْكُمْ جَزَٓاءً وَلَا شُكُوراً

Lİ VECHİLLAH Ali hocam, Lİ VECHİLLAH

Ali Akkuş: "Biz sizi ALLAH rızası için yediriyoruz. Sizden ne bir karşılık, ne de bir teşekkür beklemiyoruz." Eyvallah Ramazan Abi, doğrusu bu.

Originaldokument (PDF) hier anzeigen